Devrimci Gençlik meslek seçimine nasıl yaklaşmalı?

13.02.2021
A+
A-

Prof. Dr. Özler Çakır

Liseli gençlikten yoldaşlarımız bu hafta benden onlarla, “Devrimci Gençlik meslek seçimini hangi bakış açısı ile yapmalı, mesleklere nasıl yaklaşmalı?”, “Bu süreçte neleri dikkate almak gerekir?” sorularını içeren bir söyleşi yapmamı istediler. Ben de bugün gerçekleştirdiğimiz söyleşide onlarla paylaştıklarımın küçük bir bölümünü yazıya da dökmek istedim.

Söyleşi için hazırlıklarımı yaparken, yaşamını devrimci eğitime adayan, Sovyetler Birliği’nin yetiştirdiği en önemli eğitbilimcilerden olan Anton Makarenko’nun  (13 Mart 1888-1 Nisan 1939) genç Sovyetler’de gerçekleştirdiği destansı eğitbilim deneyimlerini ve görüşlerini ortaya koyan eserlerden biri olan “Makarenko-Eğitbilimsel Görüşleri Yaşamöyküsü-Anı ve Notları” ile Sovyet devrimci ve devlet adamı M. İ. Kalinin’in (19 Kasım 1875-3 Haziran 1946) yirmi yıllık bir dönemi içine alan; devrimci eğitim ve ahlâk üzerine seçilmiş söylev ve yazılarının toplandığı “Devrimci Eğitim-Devrimci Ahlâk” kitaplarını bir kez daha okuma fırsatı yakaladım. Söyleşiye bir durum saptaması yaparak başladık:

“Bugün ülkemizde egemen olan kapitalist sistemin eğitimde yarışmaya, elemeye, rekabete dayalı sürdürdüğü uygulamalar yoluyla bireycilik körükleniyor. İnsanın insanı ezmesini olağan ve mubah sayan ahlâki değerler yükleniyor bu yolla ne yazık ki öğrencilerimize. Böyle biçimlendirilmiş, bunları içselleştiren insanların örgütlü bir mücadeleye gelmesi de kendiliğinden ortadan kalkıyor. Öte yandan, böylesi eşitsiz ve adaletsiz bir sistemde gençlerimiz, yeteneklerinin, ilgilerinin olduğu alanlara yönelme fırsatı da elde edemiyorlar.

Hepimizin insan olmaktan kaynaklı ortak özelliklerimiz var. Ama gerek genetik özelliklerimiz gerekse içinden çıkageldiğimiz ve yaşadığımız koşullar ( aile-çevre vb.) bizleri birbirimizden farklı kılıyor. Bu bakımdan, her insan biricik.

Bu nedenle gönül ister ki tüm gençlerimiz hem bu biricikliği dikkate alıp geliştiren hem de ilgi duyduğu, beceri ve yeteneklerinin uygun olduğunu düşündüğü ve gelişmek istediği alan/alanlara önünde hiçbir engel olmadan yönelebilsinler, eğitim alabilsinler. Eşit, sömürüsüz, adil bir sistem, yani sosyalizm insanlara gelişmek istediği her alanda hem de yaşam boyu bu gelişimi sağlamak üzere onlara olanaklar sunar. Ama içinde yaşadığımız sınıflı toplum düzeni buna izin vermiyor. Kapitalist sistemde bu ne yazık ki mümkün olmamakta.”

Ardından bir soru ile devam ettik:

“Bizler, biz devrimciler bu durumda ne yapacağız?”

Sorduğumuz soruyu yanıtlamak için ilk aktarımımız Makarenko’dan oldu. Makarenko bir gencin kendisine yazdığı mektubu yanıtlıyordu. Bu mektup, genç yoldaşlarımızın sorduğu soruyu yanıtlamak için yazılmıştı adeta:

“F. BORISOV’A MEKTUP

Moskova, 15 Ağustos 1938

Mektubun, uzun süredir felsefenin konusu olan ciddi sorunlara değiniyor. Ben de senin gibi sade ve alçakgönüllü bir insanım. Tanınmış felsefecilerden daha doyurucu yanıtlar verebileceğimi düşünmen gülünç olur. Hayır, kesinlikle.

Ama bana göre tüm bu sorunlar uzun zaman önce çözümlendi ve bu sorunların çözümlenmesi bana uzun zamandır yardımcı oluyor. Bu nedenle sana vaiz gibi ders verecek değilim, onları kendime göre nasıl çözümlediğimi basitçe anlatacağım.

Seninkine benzer bir karamsarlık yeni değil. Çok hızlı gelişen gençler her zaman böyle bir karamsarlık duyuyor. Nedeni son derece açık. İnsan yaşamı katı yasalara göre akıp gidiyor. Gençlik ise coşku ve gerçeğin arayışı ile kendini ortaya koyuyor. Senin başına geleni gençken ben de yaşadım. Örneğin can sıkıntısını ve gündelik tekdüzeliği reddediyordum, küçük yumuşak bir köşe istemiyordum, dinginliği kabul etmek istemiyordum. Başkalarında bazen farklı gelişmeler oluyor, insan herhangi bir şey için hır çıkarabiliyor.

Öyleyse tüm bunlar doğal, ama sen boyun eğmek istemiyorsun. Sorunlar ortada duruyor ve ne pahasına olursa olsun çözümlenmeleri gerekiyor.

Ben onları kendim için çözdüm, sen de aynısını yapacaksın.

Temel olan şey elbette sorunun yanıtlanması gereğidir: Yaşamın mutlak amacı nedir?

Bu soru haklı olarak sorulmuş gibi görünüyor ve herkes ona bir yanıt verilmesi gerektiğine inanıyor. Aslında bu yanlış bir sorudur. Açıkçası yanıtlanmaması gerekir.

Amaç nedir? Amaç kavramı ve bu terimin kendisi nereden gelmektedir?

Amaç kavramı insan etkinliğinden çıkmıştır ortaya. İnsanın tüm yaşamı doğaya karşı, soğuğa, açlığa, gereksinmeye, düşmanlara karşı mücadele etmeye dayanır. Yaşam, sürüp gidecek olan küçük ya da büyük davranışların devamlılığıdır. Bu davranışların her birinin bir amacı vardır, ama tüm bu amaçlar aslında tek ve aynıdır: En uzun süre ve mümkün olan en iyi biçimde yaşama kaygısı. Bu, akılcı bir amaçtır ve bu amaca ulaşmayı istemek de akılcı bir tutumdur. Eskiden bu amaca, içimizden her birinin tüm sorumluluğu kendi üzerine almasıyla ulaşılmaya çalışılıyordu. Yani kişisel bir mücadeleyle, insanlık geliştikçe, bu amaca, tek başına değil, toplu olarak mücadele edilince daha kolay ulaşılacağını anlamaya başladı. Kolektiflik düşüncesi sosyalizmde en kusursuz biçimlerde ifadesini buldu. Ama binlerce yıl sonra yeni ve daha zengin kolektif biçimler bulunacağı olgusundan kuşku duymamak gerekir. Amaç hep aynı kalır: İnsan en uzun süre ve mümkün olan en iyi biçimde yaşamak ister.

Böylesi bir amaç kuşkusuz mutlak bir amaç, yani başlı başına bir amaç değildir. Yalnızca, doğanın verdiklerinin en fazlasını elde etme isteğini ifade eder. Doğa amaç kavramını bilmez; dünyanın da amaç kavramı yoktur, tek sözcükle doğada amaç yoktur ve olamaz. Bu iyi mi yoksa kötü müdür?

Bu ne iyi ne de kötüdür. Ama insan ölüm düşüncesini kaldıramaz. Ölüme karşı çıkar, ölmek istemez. Ölüm ona korkunç bir olguymuş gibi görünür. Aslında ölümde korkunç olan hiçbir şey yoktur. Ölüm de yaşamak kadar doğaldır ve hiçlik durumunda itici bir şey konusu değildir. Ölüm, yaşarken ona karşı çıktığımız sürece bizim düşüncemizde itici olmuştur. Oysa buna hakkımız yoktur. Yaşam ve ölüm doğal yasalardır, aralarında bir çelişki bulunmaz.

Dahası, sonsuz bir yaşam söz konusu olsa bile, şimdiki yaşamımızdan çok az farklı olacaktır. Her durumda acılar hoşnutsuzluk yaratacaktır, mutluluk ise bugün de hoş bir şeydir. Yaşamda var olan bir amacın, mutlak bir şeyleri değiştirebileceğini düşünmek, hiçbir temeli olmayan bir tasarımdır. Tersine, yakın bir amacın, özellikle de kişisel bir amacın çok net olarak ortaya çıkması çoğu kez yaşamı dayanılmaz kılar.

Ben yaşamın güzel olması gerektiğini, güzel olan her şeyin kökeninde bulunduğunu, ama kesinlikle bir amaç taşımaması gerektiğini düşünüyorum. Yaşamı olduğu gibi seviyorum. Yaşam gerçekten güzel, çünkü kolay değil, çünkü bencilliği ölçü almıyor, çünkü mücadele ve tehlikelerle, acılar ve düşüncelerle, doğanın karşısında bağımsızlık ve gururla dolu. İnsan ölümle mücadele etmeyi, başına gelecek olduğunu bildiği halde ölümden nefret etmeyi öğrendi.

İşte hepsi bu. Yaşamayı sevdiğim için yaşıyorum, gündüzü ve geceyi seviyorum, mücadeleyi seviyorum, insanın büyümesini, doğaya ve kendi doğasına karşı mücadele etmesini seyretmeyi seviyorum. Bütün bunlar hoşuma gidiyor. İnsanların doğaya karşı mücadeleyi bundan sonra da sürdüreceğine, daha iyi ve daha uzun süre yaşamayı öğreneceğine inandım, ama sonuç olarak insan hep bir parça benim gibi, aynı sevinç ve acı karmaşasıyla, yani bir duygu karmaşasıyla yaşayacak.

İnsanlar her zaman böyle yaşadı ve yaşamaya devam edecek. Kısacası gitgide, içlerinde kolektif yaşamın sevinçlerini duymayı, kendi kişisel zaferlerine değil, insanlığın zaferlerine sevinmeyi öğrenecekler. Sosyalizmin gerçek anlamı da burada.

Bizim madde olduğumuz gerçeği üzerinde durmak bir şeye yaramaz. Dahası, madde olmamızda kötü olan ne var? Maddeden hangi hakla nefret edebilirsin? Bu önemli, güzellik ve olanaklar açısından zengin bir şeydir. Ben, kişiliğimin tüm güzelliği ve zenginliğinde ortaya çıkan maddede yaşamak istiyorum.

En önemlisi Fedor, bugünün ve yarının güzelliklerini ayırt etmeyi ve güzellikleri yaşamayı bilmektir. Yaşamın bilgeliği, dilersen amacı diyelim, buradadır. Ancak, bazıları için yaşama sevinci bir parça ekmek ya da votkayken, diğerleri daha karmaşık ve daha zengin zevkler bulur: Çalışma, güzellik, mücadele-insanın ilerlemesi. Teknikle, büyük buluşlarla, Çaykovski ya da Beethoven’in müziğiyle ifade edilen madde öyle büyük bir şey ki, onu severek sonsuzlukla değiştirebilirim. Tüm bunları çabuk atlatacaksın. Uzmanlık alanının seçimindeki kararsızlık seni endişelendiriyor, bu da iyi bir şey. Bu yalnızca doğandaki zenginliği, onun gerekliliklerini gösterir. Sonradan insanın tek bir uzmanlık alanına sahip olması gerektiğini göreceksin: Büyük bir insan olmak; gerçek bir insan. Eğer bu gerekliliği ayırt etmeyi becerebilirsen, artık uzmanlık alanın için endişelenmene gerek kalmayacak. Mühendis olacaksın, sonra hukukçu, ya da yazar, ya da öğretmen, ya da belki de müzisyen ve yaşama her alanda değerli bir şeyler verebileceksin. Ama uzmanlık alanın ne olursa olsun, düşünen, dikkatli ve namuslu bir emekçi olman önemli. Böylece her alan önemli bir çalışma haline gelir.

Düşüncelerime katılmıyorsan bana yaz. Yanıtını beklerken sana her şeyden önce sağlık, çokça sabır ve dinginlik diliyorum.

Elini sıkıyorum.

Makarenko”

Ve yorumladık birlikte mektubu. Nelere vurgu yapmaktaydı Makarenko?

Devrimcilik yapıyorsan, gerçek devrimciysen, gerçek insan olursun. Bunu olduğun zaman hangi uzmanlık alanında (meslekte) çalıştığının herhangi bir önemi yoktur çünkü gerçek insan-gerçek devrimci en basit işle en karmaşık işi aynı duyarlılıkla, aynı sorumlulukla, aynı hassasiyetle yerine getirir. O iş onun için her zaman büyük bir iştir, önemli bir iştir. Çünkü o işle insanlığa, kolektif üretim yordamına önemli bir katkı sunacaktır.

Daha sonra da  Makarenko’yu müthiş bir uyum içinde tamamlayan Kalinin’den bir aktarım ile devam ettik:

 

“11 Mart 1926, Sovyetler Birliği Leninist Komünist Gençlik Birliği’nin VII. Kongresindeki Konuşma’dan

“ (…)

“Marksizmi öğrenmek demek, Marksist yöntemi benimsedikten sonra, uğraşınıza bağlı diğer sorunlara da Marksistçe çözümler getirmeyi başarabilmek demektir. Diyelim ki tarım işletmesinde çalışıyorsunuz, Marksist yöntemden yaralanmayı bilmeniz gerekli midir?

“Kuşkusuz ki gereklidir. Ancak Marksist yöntemi uygulayabilmeniz için tarım işletmeciliğini öğrenmeniz, bu alanda uzman olmanız gerekir. Yoksa, tarım işletmesinde Marksizmi uygulamaya çalışmak boş bir çabadır. Eğer Marksizmin ezbercileri değil de, onun pratikte uygulayıcıları, savaşçısı olmak istiyorsanız bunu unutmamanız gerekir.

“Öyleyse Marksist olmak ne demektir?

“Bu her şeyden önce doğru bir çizgiyi tutturmak demektir. Bunu başarmanın yolu ise, çalıştığınız alanda eksiksiz bir uzman olmanızdan geçer.” (age, s. 14)

 

“30 Mayıs 1926’da Severdlof Üniversitesini Bitiren Üniversitelilerin Önünde Verilen Söylev

“ (…)

“Marksist olabilmek için kuramı hayatla beslemek, günlük işleri kurama bağlamak gerekir. Yani Marksist olmak yaratıcı olmak demektir.

“Yaratıcı olmak ne demektir? Zanaatçı ile yaratıcı arasındaki fark nedir?

“Ressamla sıradan resimci arasındakinin aynı. Vladimirli ya da Suzdallı resimciler tarafından resmedilen ikonaları hatırlayın. Bunların hepsi birbirine benzemektedir. Hiçbir ikonanın yüzünde canlılık belirtisi göremezsiniz. Yaratıcı ise bambaşka birisidir. O, en basit bir şeyi yaparken, hatta çarık bile yaparken tüm ruhunu verir. Zanaatçı, işine ruhunu kattığında sanatçı olabilir. Ressam da salt fırçasıyla boya sürdüğü, işine ruhunu katmadığı zaman zanaatçı olur. Devrimci ruhtan, yaratıcılıktan yoksun bir Marksizm, olan bitenin sürekli ve canlı bir biçimde hesabı tutulmazsa sözde Marksizm olur. Eğer siz öğrendiklerinizi bulunduğunuz yerlerde skolastik bir biçimde, basmakalıp uygularsanız, Leninizmin zanaatçıları  olursunuz. Kitleleri arkanızdan sürükleyemezsiniz. Marksist yöntemi yanlış uygulamış olursunuz. Marksist yöntem, doğru olarak, ancak Marks’ın kuramı ile çalışırken, pratik hayatı kavradığımız zaman uygulanabilir ve aldığımız karar her seferinde yeni bir karar olur. Eğer bir sorunu bugün şöyle hallettiysen, yarın aynı sorunu yeni bir biçimde halledeceksin; çünkü yarın durum yeni olacaktır. Durum durmadan değişir. Tarih sonsuz ileriye doğru hareket halindedir, yürür, bir yerde durmaz. Bir Marksistin de tarihsel akışla birlikte sürekli olarak ileriye doğru hareket etmesi, tam olarak yönünü saptamayı başarması gerekir. Düşüncesi, işi ne denli sıradan olursa olsun sürekli araştırmalı, öğrenmeli, yaratmalıdır.” (age, s. 18-19)

Kalinin’in nelere vurgu yaptığını açıklayarak devam ettik söyleşimize.

“Bizim hayattaki en önemli uzmanlık alanımız nedir yoldaşlar?

Devrimcilik. Devrimciliğimizi yürütebilmemiz ise kitleler içinde çalışmakla mümkün. Bunu yaparken maddi hayatımızı da kazanmak durumundayız. O zaman, diploma ile kazandığımız uzmanlığımızı toplumdaki eşitsizlikleri ortadan kaldıracak, insanlığı gerçek insanlık konağına kavuşturacak sınıfsız toplum mücadelesini sürdürecek uzmanlığımızla-devrimciliğimizle- birleştirmek durumundayız. Bunu yapabilmenin koşullarını yaratabilmek de hem Marksist-Leninist teoriyi kavramak hem de günlük pratik işlerimizde hakkını vererek uygulayabilmekten geçmekte. Yani diploma ile sahip olduğumuz hangi uzmanlık alanı olursa olsun, onu iyi bilmek, iyi yapıyor olabilmek, o alanda önderlik edebilmek gerekir. Bu ikisi birleştiği zaman bir anlam ifade eder. Dolayısı ile hangi mesleği seçmiş olursak olalım, bizim için aslolan, o mesleği bir devrimci olarak yapıyor olmamızdır.”

Söyleşimizi şöyle sonlandırdık:

“Gönlümüz, ilgi duyduğumuz, sevdiğimiz bir mesleği edinmeyi istiyor. Ama daha önce de değindik, içinde yaşadığımız düzende bu mümkün olmayabiliyor. Bu bizi mutsuzluğa sürüklemesin. Hangi alanda fırsat yakalamışsak onu değerlendirelim çünkü bir devrimci için en önemli şey hayatın her alanında sınıfsız bir topluma ulaşmak için yürüttüğü-yürütebileceği devrimci mücadele ve onun vereceği mutluluktur. Ve bunu da o yaptığımız işi her koşulda en iyi yaparak başarabiliriz.

“Partimizin mücadele tarihi bu durumun sayısız örnekleri ile doludur. Başta Usta’mız Hikmet Kıvılcımlı olmak üzere, Genel Başkan’ımız Nurullah Ankut, Nakliyat-İş Sendikamızın Genel Başkanı Ali Rıza Yoldaş ve diğer sendika önderi işçi yoldaşlarımız, Halkçı Hukukçularımız ve sizler, yıldırılamaz gençliğimiz…

“Bir devrimcinin kendini geliştirebilmesi için illa okul çatısı altında olması da gerekmiyor. Yoldaşlar, bizim mutluğumuzun kaynağı olan, asıl uzmanlığımızın ne olduğu belli. Başta da dile getirdik aslında; Devrimcilik. Bilmediğimiz bir şeyi söylemiyoruz. Tabiî hayat o kadar zengin ki. İnsanlık bugüne değin o kadar çok şey biriktirmiş ki. O nedenle, bir devrimcinin hayata çok yönlü bakması gerekiyor. Ve bu süreçte en çok ilgi duyduğumuz, yapmaktan en çok hoşlanacağımız bir alanı mesleğimiz olarak seçmek istiyoruz genellikle. Ama şunu da biliyoruz: içinde yaşadığımız sınıflı toplum düzeni, gençliğimize her zaman bu olanağı vermiyor. Ama olanak bulduğumuz çok önemli bir şey var ve bunun için tercih bizim ellerimizde: Devrimcilik!

“Devrimciliğin kazanılması gereken bir okulu yok, yoldaşlar. Bunun önü hepimize, her zaman için her yerde açık. Bunu tercih ettiğimiz zaman diğerlerinin pek de bir önemi kalmıyor, çünkü gerçek devrimci hangi işi yaparsa yapsın, en iyisini yapmak için uğraşıyor. Yeter ki biz Makarenko’nun da vurguladığı gibi gerçek devrimciler, gerçek insanlar olmayı başaralım. Ne mutlu o insanlara!”

 

28.01.2021

Kaynakça

Kalinin, M.İ. Devrimci Eğitim Devrimci Ahlak (R. Sarı, Çev.). İstanbul, Sorun Yayınları, 2006.

Makarenko, Eğitbilimsel Görüşleri Yaşamöyküsü-Anı ve Notları (Ş. Ünsaldı, Çev.). İstanbul, Sorun Yayınları, 2008.