Dinle ey Halkım!

06.07.2018
A+
A-

Seçimden seçime hatırlanıyorsan;

Hayatını önüne ser ve bak!

Yaşaman için asgari ihtiyaçlarını sana lütuf sunar gibi dağıtan politikacıları tanı önce.

Çocuklarının, senin çıkarına olmayan savaşlara sürülüp kanları üzerinden yapılan siyasete alet oluyorsan;

Bu savaş, neden ve kim için diye sor bir kere…

Eğitimde fırsat eşitliğinin yok edilip özel okulların çoğalmasına,

Ve çocuklarının geleceğinin çalınmasına ses çıkarmıyorsan;

Bir düşün lütfen…

Kafasına atılan bir gaz fişeğiyle ekmek almaya giden 14 yaşındaki Berkin’in yaşamına son veriliyorsa,

Bu ülkede,

Berkin’in;  senin boğazından geçen bir lokma ekmek için öldürüldüğünü unutma!

Geceyarısı sokakta sopalarla dövülüp, linç edilen Ali İsmail de,

Kimsenin kulu kölesi olmayasın diye öldü, senin için!

Berkin, Ali İsmail, Ethem, Mehmet, Hasan Ferit, Medeni ve Ahmet 1800 günden fazla toprak altında yatıyor boylu boyunca…

Unutma!

Onlar ki;

Bugün daha fazla demokrasi ve istikrar vaat edenlerden;

Hakça dağıtılmayan ekmeğimizin, yok edilen adaletin ve çalınan özgürlüklerimizin hesabını sordukları için katledildiler…

Şimdi sana biçilmiş rolün gereği sandığa gideceksin…

Ey Halkım!

Antidemokratik bir seçime demokrasi kılıfı giydirenlerce “seçmece-seçtirmece” oyununu oynamaya…

Son derece adaletsiz ve eşitsiz bir ortamda, sadakat ve itaat kültürüne çevrilmiş bir demokrasinin özneleri olarak; açlık ve yoksullukla terbiye edilmeye,

Şovenizm kokan milliyetçiliğin ağır hamaset vurgularına,

Seçim rüşvetleri olarak havada uçuşan ikramiyelere,

İş ve kadro tekliflerine,

Kapatılacak kredi borçları vb. sayısız vaatlerle  “oylamaya” katılmanı aynı zamanda “oyalanmanı” istiyorlar. Seçim rüşvetlerinin güvercinlere yem atar gibi bol keseden atılması milyonlarca kalabalıklar için ancak ve ancak şu anlamı taşıyabilir: “Yapmadıkları yapmayacaklarının teminatıdır.”

Seçmemek de bir seçim mi?

Seçimler, değişen şartlara ve izleyicilerin ihtiyacına göre ayarlanan film senaryolarına benzer. 24 Haziran seçimleri de 16 yıllık iktidarlarının sonunda ekonomik, siyasal ve toplumsal bakımdan tıkanan ve yıpranan AKP’giller’in son çırpınışlarına sahne oluyor. Öyle ki gelişmişlik ölçütümüz buzdolabı ve fırına sahip olmamıza indirilirken, aya bile yapılabilecek gidiş geliş duble yollarımızla, kuş uçmaz kervan geçmez yerlere kondurulan havaalanlarıyla pek bir gelişmişiz!

Helal olsun valla!

Yalnız dünyada eşi benzeri olmadığını iddia ettiğimiz köprülerimiz ve devasa AVM’lerimizle örnek bir büyüme modelinden sonra şu patatesin ve soğanın 7 TL’ye çıkması iyi olmadı…

Soğandan gözü yanmış seçmenler ağlaya ağlaya “ülke bu kadar gözyaşına boğulmuşken hiç büyüme olur mu?” diye sormaya başladı işte.

Şu soğanın yapıp ettiğine bak sen hele… Koskoca Saraylı Tayyip’in yıllarca rüşvet niyetine dağıttığı soğan ve patates yüzünden sıkıntıya gireceğini kim bilebilirdi acaba! Kaçak Saraylı da biliyor bir gün gelip görevinden el çektirileceğini. Adı gibi biliyor ki, son kullanma tarihi dolmuş tüm mallar gibi deliğe süpürülme zamanı gelince kubura süpürüleceğini. Emperyalistlerin altın kuralıdır. Kurdukları soygun ve vurgun düzeninin devamı için eli kanlı başka aktörler bulurlar. Tüm mesele bundan ibaret. Tayyip ve beraberindeki suç örgütü ne kendi isteği ile geldi ne de kendi isteği ile gidecek. Hepsi bölgemizde ve ülkemizde at oynatan ABD ve AB Emperyalist çakallarının işi.

Evet, muhalefetiyle iktidarıyla oynandı seçim oyunu. Son on yılda bilmem kaçıncı oyunun kaçıncı perdesini izliyoruz ve izledik hep beraber…

Parababalarının seçim oyununu bozacak olan öfkesiyle en “tehlikeli” sınıf sayabileceğimiz İşçi Sınıfından başkası değildir. Her ne kadar bugün borçlanma prangası altında öfkesiz bir kalabalığa dönüştürülmeye çalışılsa da İşçi Sınıfının Tarih sahnesine ne zaman çıkacağı belli olmaz. Toplumun dip dalgası sayabileceğimiz bu şanlı direnişi en güzel ve yalın anlatan Can Yücel’e son sözü bırakalım:

Tekliyor işte çağın çarkına okuyan çark,
Ve durdu muydu bir gün, bu kör avara kasnak,
Bir zincir yitirenler bir dünya kazanacak
Sen de o dünyadansın sınıfını bil safa gel
;Hava döndü işçiden, işçiden esiyor yel.

Ankara’dan Bir Yoldaş