Fiili meşru sendikacılıktan, masabaşı sendikacılığa geçişe bir örnek: KESK

14.06.2019
A+
A-
Fiili meşru sendikacılıktan, masabaşı sendikacılığa geçişe bir örnek: KESK

Prof. Dr. Ercan Küçükosmanoğlu

 

Ülkemizde 12 Eylül 1980 Faşist Darbesi sonrasında kamu emekçilerinin sendikalaşma mücadelesi önemli örneklerle doludur. Şu andaki durumu net olarak değerlendirmek için o günlere de bir bakmak gerekiyor.

1989 yılından itibaren ciddi biçimde başlayan Kamu Emekçileri Sendikalarının kuruluş sürecinde sendikalar, hükümetin tanımamasına rağmen fiili olarak kurulmuştur. Benim de içinde bulunduğum Sağlık Emekçilerinin çoğunluğu 1990 yılından başlayarak Sağlık Emekçilerinin sendikalaşması için ciddi mücadeleler vermiştir.

En çok kitlesellik İstanbul’daydı. 1990 yılında benim de çalıştığım SSK Okmeydanı Hastanesi başta olmak üzere, Çapa, Cerrahpaşa, Samatya SSK, Şişli Etfal, Taksim İlkyardım, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları hastanelerinde hastane içinde yürüyüşler ve iş bırakma eylemleri yaptık.

Tüm Sağlık-Sen’i; Ankara, İzmir, Adana, Bursa, Diyarbakır gibi özellikle büyük illerden gelen arkadaşlar ile Kurucular Kurulu sonrasında, 11 Ocak 1991’de fiili olarak kurduk. Kuruluş dilekçesini İstanbul Valiliğine verdik. İçişleri bakanlığının Valiliklere gönderdiği, “Memurlar sendika kuramaz” yazısı uyarınca, Sendikamız Tüm Sağlık-Sen’in kapısına 16 Mart 1991 tarihinde mühür vurulmuştu.

Daha sonraki günlerde İstanbul’da pek çok hastanede iş bırakarak 19 Mart günü sağlık emekçileri ile birlikte tüm kamu emekçileri, sendikalarındaki mühürleri fiili olarak sökmüştük.

O yıllarda Kamu Emekçileri Sendikaları kuruluşu ile ilgili anayasa ve yasalarda herhangi bir yasak yoktu. Türkiye’nin de imzaladığı Uluslararası Sözleşmelerde kamu emekçilerinin örgütlenme ve grev hakları güvence altına alınmıştı.

Kamu Çalışanları Sendika Yasası olmadan fiili olarak dört yıl çok büyük mücadeleler verdik. O yıllarda sendikalar aidatları elden topluyorlardı. Sendikaların çok sağlam işyeri örgütlenmesi vardı. Haklarımız için çok sayıda grevi o yıllarda yaptık.

O yıllarda SSK Okmeydanı Hastanesinde Çocuk Hastalıkları Asistanıydım. Bir yandan asistanlık, bir yandan da sendikacılık yaptım. İlkin Sendikamızın Okmeydanı Hastanesini sonra da diğer arkadaşlarla birlikte Şişli Şubesini örgütledik. 1992-1994 yılları arasında da Tüm Sağlık-Sen’in Genel Eğitim Sekreterliğini yaptım.

O yıllarda çok kullanılan bir sözdü, “Fiili, Meşru Sendikacılık”. Gerçekten yerine çok iyi oturuyordu. Kamu yönetiminin çok tanımamasına rağmen, fiilen sendikacılık yaptık. SSK Sağlık İşleri Bölgesi Müdürlüğü ve Sağlık Bakanlığıyla görüşmelerimiz oldu. Fiilen SSK ve Sağlık Bakanlığı sendikalarımızı tanımış oldu.

O yıllarda, şimdiki Türkiye Kamu-Sen ve Memur-Sen konfederasyonu anlayışına sahip olan kamu çalışanları, Hükümete karşı sendika kurulmaz, anlayışındaydılar. 1995 yılında Kamu Çalışanları Sendikaları Kanunu çıkınca, hükmet yanlısı sendikalar hızla kuruldu. İlkin bizim işkolumuzda Türk Sağlık-Sen, Sağlık Bakanlığı üst yönetimince desteklendi. Arkasından 2002 yılından sonra Memur-Sen’e bağlı Sağlık-Sen Kamu yönetiminin desteklediği sendika oldu. Şu anda pek çok yerde, müdürler aynı zamanda Sağlık-Sen yöneticisi durumunda. Yeni işe başlayan bir sağlık çalışanı kendini Sağlık-Sen’e üye olmak zorunda hissediyor.

Tüm Sağlık-Sen 1995 sonrasında, Genel Sağlık-İş, Sağlık-Sen ve Sosyal Hizmet-Sen sendikalarıyla birlikte SES sendikasını oluşturdu. SES’in ana gövdesini Tüm Sağlık-Sen’liler oluşturuyordu. Aidatlar artık çalışanın bir dilekçesiyle maaştan kesilir olmuştu. Daha sonra devlet sendika üyesinin sendika aidatını karşılar duruma geldi. Şimdi Kamu Çalışanı Sendikalarının pek çoğunun kasanındaki para, İşçi Sendikalarınkinden daha fazla.

Artık Fiili Meşru Sendikacılıktan söz edilmiyor.   O yıllarda, bu fiili ve meşru sendikacılık mücadelesini verenlerin büyük kısmı Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK)’te, bir kısmı Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nda örgütlü durumunda. Bir kısmı da artık emekli olmuş durumda.

KESK, başlangıçtaki amaçlarından uzaklaşmış durumdadır. Emekçilerin hak arama mücadelesinin uzağına düşmüştür. KESK’te ilk kırılma, 2010 yılında AKP hükümetinin “yargı reformu yapıyoruz” diye yargı bağımsızlığını kaldırdığı Anayasa Referandumu’nda “Hayır” cephesinde yer almayarak, AKP hükümetine verdiği dolaylı destek ile olmuştur. Türk Tabipleri Birliği (TTB) de bu konuda KESK ile aynı tavrı alırken, TMMOB ve DİSK “Hayır” cephesinde yer almışlardır.

İkincisi 2012 yılında 4+4+4 medrese eğitim düzeni yasalaşırken, ciddi bir mücadele vermemek olmuştur. 15 Eylül 2012’de Ankara’da KESK öncülüğünde yapılan yürüyüşte; “Laik, Bilimsel, Demokratik Eğitim” sloganı, yalnızca “bilimsel, demokratik eğitim” şeklinde yazılmıştır. “Laiklik” talebi bildirilerden ve pankartların çoğundan çıkarılmıştır.

Bu mitinge TTB ve TMMOB da destek vermiştir. Eğitim -Sen’in bu mitinge çağrı amacıyla öğretmenler için hazırlanan broşüründe “laik eğitim”den söz edilmez. (http://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2016/03/15-Eyl%C3%BCl-%C3%96%C4%9Fretmen-Bro%C5%9F%C3%BCr%C3%BC.pdf)

Laik sözcüğü bile geçmez. Sloganlarda, laik eğitim yoktur.

Bir sonraki yıl, KESK’e bağlı Eğitim-Sen’in yayınladığı “Laiklik” broşüründe, ülkemize laik eğitim düzeninin nasıl getirildiğinden, Kurtuluş Savaşı’mızdan, Saltanatın ve Hilafetin Kaldırılmasından, Mustafa Kemal Atatürk’ten, Köy Enstitülerinden söz edilmez. (http://egitimsen.org.tr/wp-content/uploads/2016/02/Bilimsel-ve-Laik-E%C4%9Fitimi-Neden-Savunuyoruz.pdf)

KESK’in ve Eğitim-Sen’in laiklik savunusunu bir kenara itmesi, bir anlamda Ortaçağcılarla işbirliği yapması anlamına gelmekteydi.

Daha sonraki kırılmalardan biri de Gezi sürecindedir. Hükümetin sahte barış süreci politikalarına destek olmak adına, Gezi eylemlerine pek çok şehirde KESK kurumsal olarak destek olmadı. Çünkü Gezi Direnişi, pek çok yazarın dediği gibi özünde halkın Laik yaşam düzenini korumak için yaptığı eylemler süreciydi. KESK’in ise; laik düzen gibi bir derdi yoktu.

KESK, daha sonraki yıllarda emekçilerin mücadelesinden iyice uzaklaşmıştır. Benzer süreçleri TTB, TMMOB ve DİSK de yaşamıştır. Bu dört örgüt, 1 Mayıs’ların Taksim Meydanı’nda kutlanması için birlikte mücadele ederken, şimdi artık böyle bir mücadele yerine kendilerine verilen Bakırköy Halk Pazarı çukurunda 1 Mayıs kutlamaları düzenlemektedirler.

Yani Fiili ve Meşru Sendikacılık bir yana bırakılmış, düzen sendikacılığı, uzlaşmacı sendikacılık anlayışı sahiplenilmiştir.

Ülkemizde fiili ve meşru sendikacılığı alnının akıyla yapan tek sendika; DİSK’e bağlı Nakliyat-İş Sendikası’dır.

Kendi işkolundaki işçilerin yanında, kendilerine üye olamayan, başka işkollarındaki işçilere de sahip çıkmaktadır Nakliyat-İş Sendikası.

Nakliyat-İş, 21 aydır süren Real Market İşçilerinin Direnişine önderlik etmektedir. Aynı şekilde Makromarket İşçileri de Nakliyat-İş önderliğinde direnmektedirler. 11 yıldır tazminatlarını alamayan Uzel Makine İşçileri de Nakliyat-İş’ten destek almaktadır. Tüm bunlarla birlikte Muğla, Eskişehir ve Şanlıurfa’da Nakliyat-İş’e üye oldukları için işten atılan TÜVTÜRK İşçilerinin Direnişleri sürmektedir.

Aylardan beri süren bu direnişler; (Muğla ve zaman zaman Eskişehir hariç) KESK, DİSK, TTB ve TMMOB yönetimleri tarafından görmezden gelinmektedir. Bu tavır; KESK, DİSK, TTB ve TMMOB’un emekçi mücadelesinden ne kadar uzaklaştığını bir kez daha göstermiştir.

Hayatta esas olan söylem değil, eylemdir. Olaylar bize apaçık gerçekliği gösterir. Fiili ve Meşru sendikacılık söylemi KESK için, mazide kalmış hoş bir sedadır artık…