Grev’den “İtibar”(!) Devşiren Belediye Başkanı ve Teşhir Olan Sarı Sendikacılar

11.07.2025
1.529
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

İZMİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NDE 23 BİN İŞÇİNİN ÇALIŞTIĞI İZELMAN, İZENERJİ VE EGEŞEHİR’DE TOPLU İŞ SÖZLEŞMESİ (TİS) GÖRÜŞMELERİNDE ANLAŞMA SAĞLANAMADI VE GREV BAŞLADI. (ALİ İHSAN ÇİFTÇİ – SİNAN YENİÇERİ/İZMİR-İHA)
İzmir Büyükşehir Belediyesinde 23 bin işçinin çalıştığı İZELMAN, İZENERJİ ve Egeşehir’de toplu iş sözleşmesi görüşmeleri tıkandı. Bu sabah başlayan grevden dolayı başta ESHOT otobüsleri olmak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesinin bazı hizmetlerinde aksamalar yaşandı. DİSK Genel-İş İzmir Şubesi önünde toplanan işçiler, sabah saatlerinde Fuar Kültürpark’ta bulunan belediye binası önüne yürüyüş gerçekleştirdi.

Geçtiğimiz günlerde (29 Mayıs 2025 gece yarısında), İzmir Büyükşehir Belediyesinin iştiraklerinden olan İzelman ve İzenerji işyerlerinde, DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası’na üye 23 bin işçi greve çıkartıldı.

İddiaya göre Belediyenin diğer şirketlerinden olan İzulaş’ta Türk-İş’e bağlı Belediye-İş Sendikası, imzaladığı sözleşmeyle üyelerine 80 bin lira civarında ücret almıştı. Ve bu durumun belediye işçileri arasında yarattığı eşitsizlik, ister istemez Genel-İş’li sendikacılara tepki olarak yansıyordu.

Bu sendikacılar, geçmişte belediye başkanlarının icazetiyle örgütlendiklerinden, asgari ücret seviyesinde sözleşmelere imzalar atmayı başarı sayıyorlardı. Öyle ki, bu sendikacılar, bir dönem işe yeni giren işçilerin, imzalanan Toplu İş Sözleşmesindeki hakların yüzde 40 eksiğine çalışacağını bile kabul etmişlerdi.

Yine İlçe Belediyelerinde grev uygulama aşamasında son anda imzaladıkları birçok sözleşme oldu.

Dolayısıyla İzmir’deki 23 bin işçiyi greve çıkaran sendikanın bu konuda sabıkası çoktu.

Bu nedenle de daha grevin ilk günlerinde, her ne kadar belediye başkanının kışkırtıcı bir tavırla yaptığı grev kırıcılığını eleştirdiysek de; umarız “eşit işe eşit ücret” söylemi ile yola çıkan sendikacılar sonuçta işçileri satışa getirmezler ve işçi kardeşlerimiz haklarını alırlar, demiştik.

Maalesef öyle olmadı.

Özünde İzmirliler tarafından sevilmeyen ve seçimlerde partisinin oy oranını yüzde 10 kadar düşürerek ancak seçilebilen belediye başkanı, özellikle bu grev nedeniyle prim topladı. Çöplerin toplanmamasının halka karşı yapılmış hareket olduğunu iddia ederek, kışkırtıcı hareketlere başladı. Ellerine eldiven takarak çöp toplama şovları yaptı. İlçe belediyelerinin araçlarını çöp toplama işinde kullandı. “Greve çıkan işçi evinde oturur”, diyerek grevci işçilere cahilce tepkiler verdi.

Grev yasağı olan işkolları yasada açıkça yazılı olduğu halde ve çevre-temizlik işlerinde yani çöp toplama işinde herhangi bir grev yasağı olmamasına karşın, belediye başkanının yaptığı açıkça grev kırıcılığıydı ve suçtu.

Bu suça karşı sendika ne yaptı?

Hiçbir şey…

Çünkü sendikacılar, geçmişte belediyeye onlarca akrabasını yerleştirerek işverenle içli dışlı olmuşlar. Başkana diyet borcu olanların, grev kırıcılığı yapanlara karşı harekete geçmeleri mümkün mü?

Aynı sarılar, belediye başkanının, kendilerinin onlarca yakınını belediyeye yerleştirdiklerine dair teşhirine de sessiz kaldılar.

Belediye başkanının, Ankara’da Sendika Genel Merkezi ile yaptığı görüşmede iş bağlandı. Yereldeki sendikacılar masaya oturtuldu. Belediye başkanının; “bu para benim param değil halkın parası”, demagojisiyle kamuoyu baskısı yaratarak önerdiği sefalet ücretine imza atmaları istendi.

Bu ihaneti de “sandık demokrasisi”ni kullanarak işçiye yedirdiler. Başta “eşit işe eşit ücret” diye yola çıkan sendikacılar, belediye başkanının yüzde 30 düzeyindeki teklifine imzayı atıp geçtiler.

Bu grevde belediye başkanı çok tehlikeli yöntemlerle halkı işçilere karşı tepkiselleştirmeyi başardı. İzmir’in “demokrat geçinenleri” ve hatta bazı hukukçular bile grev kırıcılığını destekledikleri gibi işçilerin işten çıkartılmasını önerir hale geldiler.

Bu kitle, üst düzeyde sarı sendikacılar ile belediye başkanlarının karanlık ilişkilerini görmeden anlık değerlendirmelerle sonuçlara varıyordu. Örneğin, DİSK başkanlarının niye hep CHP’den milletvekili yapıldığını sorgulamadan grevin suçunu işçilere yıkma kolaycılığına kaçtılar.

Oysa bu işçi kardeşlerimiz her gün bizlerin çöpünü alan, ulaşımımızı sağlayan insanlar. Onları düşmanlaştırmak kimsenin işine yaramaz. Asgari ücretin sefalet ücreti seviyesinde olmasının, emeklilere verilen komik maaşların, AKP’nin yarattığı İşsizlik ve Pahalılık Cehenneminin, mutfaktaki yangının sorumlusu bu işçi arkadaşlarımız değildir. Onlar da bu Cehennemi derinden yaşıyorlar.

Sonuç olarak; Belediyecilik hizmetleri bakımından yetersizliği bilinen ve halk tarafından pek sevilmeyen belediye başkanı, bu grev nedeniyle popülist birkaç atak yaparak halkta itibar kazanma planını yaşama geçirmiş oldu. Sözde kamucu görüntüler vererek halkın bir kısmını yanına çekti.

Evet, bugünkü DİSK yöneticileri, bu işçileri toplumsal mücadeleler için harekete geçirmemiştir. 1 Mayıs’a dahi üyelerinin onda birini alana getirememektedirler. Sefalet ücreti olarak belirlenen Asgari Ücret, zamlar, İşsizlik-Pahalılık en çok üyelerini can evinden vurduğu halde hiçbir tepki geliştirmezler. Toplumsal mücadelelere karşı duyarlı değiller. Onlar ekonomizm bataklığında tamamen ücret sendikacılığı yapmaktalar. (Gerçi bu grevde olduğu gibi onu da yapamadılar, ellerine yüzlerine bulaştırmaktalar.)

Peki belediye başkanı çok mu matah?

Bu adam Karşıyaka belediye başkanı iken de işçi düşmanı uygulamalarıyla tanınıyordu. Belediye arazisini 5’li çeteden birine satan bu adam. Yerel seçimler öncesinde, İzmirli başkanların hemen hepsi Kılıçdaroğlu yandaşıyken bu, hasbelkader bir “değişim” açıklaması yaptı, adaylığı kaptı. Bu grevde sarı sendikacılarla kedi fareyle oynar gibi oynadı ve sendikacıları teslim aldı. Buradan aldığı zafer sarhoşluğu ile kendi partisinin milletvekillerini hedef almaya başladı.  Saygısız, kariyerist ve işçi düşmanıdır.

İzmir Belediyesi grevinden çıkartılması gereken sonuçlara ilişkin (grevin bitirilişinden hemen sonra) sosyal medya platformlarında 05 Haziran 2025 tarihinde yaptığımız paylaşımla yazımıza son verelim:

İzmir Belediyesindeki grev; ülkemizdeki “Sendikalar Faciası”nın görülmesi bakımından turnusol oldu.

DİSK’te de olsa sarı sendikacıların, işçi sınıfını düşünmekten ziyade kendi kişisel ve siyasal hesapları uğruna yapmayacakları ihanetin olmadığı görüldü. Fakat burada bir fark var; Yereldeki sarılar, çapsızlıklarından, Merkezdeki sarıları hesaplayamadılar. Dolayısıyla yakın gelecekte harcanacaklar ve koltukları ellerinden alınacak.

Merkezdekiler (CHP ve Genel-İş merkezleri) satıp geçtiler. Belediye Başkanı da gece “daha görüşmem” dediği halde, önceki teklifini artırdı merkezin zoruyla. Ama bundan sonra sendikaya karşı operasyona girişeceği kesin. Sarı Memiş, on yıllardır maçı idare etmişti. Artık yolun sonu göründü.

Öyle ki bu kişi, biz 1999’da İzelman’ı Nakliyat-İş Sendikası’na üye yaptıktan sonra, o örgütlenmeye saldıran Belediye-İş hesabına çalışıyordu.

O nedenle kendisi sendikaya üye yapılmamıştı.

Yine sonradan Genel-İş’te ve DİSK’te üst düzey yöneticiliklere gelenler de sendika yetkiyi alana kadar üye olmaya korkanlardı. Demem o ki, bu “devrimci sendikacı” geçinenlerin bazısı İzelman’ın ilk örgütlenmesinde sendika yani DİSK karşıtı olanlardır. (İzenerji şirketi sonradan kurulmuştur o süreci bilemem.)

Şimdi keskinlik yaptıklarına bakmayın. Adın ne mülayim, sert olsan ne yazar. Ya da kırk yıllık Kâni olur mu Yani…

Bu arada Demokrat İzmirlilerin bazılarının özünde faşizan zihniyetlere sahip olduklarını da görmüş olduk bu grev vesilesiyle.

İşçilerin hepsinin işten atılmasını, yerlerine asgari ücretli işçiler alınmasını, lokavt ilanını isteyen “solcular”(!) gördük. Bu anlayışın burjuva hukukundan bile fersah fersah geride olduğu açıktır.

Mevzuatta, iş güvencesi diye bir düzenleme var. İşverenler, geçerli nedene dayanmadan öyle keyfi işten çıkışlar yapamazlar. Hele hele sendikasının kararına uyarak greve katılan işçinin işten çıkartılması (hem de topluca), kötü niyetin daniskası.

Bazı hukukçu dostlarımızın; “çöpte grev mi olur, bırak yasayı-anayasayı”, mealinde sözlerine şahit olduk. Demek ki bazı hukukçularımız için hukukun üstünlüğü, temel haklar hep zülfüyâra dokunana kadar savunuluyormuş.

İşçilerin maaşlarının bir-iki ay geç ödenmesine, bu işyerlerinden emekli olan işçilerin kıdem tazminatlarının taksitler halinde 7-8 ay sonra ödenmesine ses vermeyen “aslan sosyal demokratlarımız”, Anayasal Grev Hakkı’nı kullanan işçileri düşman ilan ettiler.

Unutmayalım, bu toplumdaki sömürü ve soygunu en acımasız şekilde yaşayan başta İşçi Sınıfımız ve diğer emekçi kesimlerimizdir. Onlardır, toplumsal eşitsizlikleri ortadan kaldıracak olan.

Tabiî doğru sendikal ve siyasal önderliklere kavuşmayınca bu süreç çok uzuyor.

Hele hele Belediye işçileri modern üretimle ilgili olmadıklarından, hizmet sektöründe çok fazla kirletiliyorlar. Sarı sendikacılar elinde toplumsal sorunlara yabancılaştırılıyorlar.

Sarı sendikacılığın panzehiri ise; sendika aidatlarının (işverenin işçinin maaşından kesip sendika hesabına yatırması değil) işçi tarafından sendikaya elden ödenmesi ve sendika yöneticilerinin maaşlarının o işkolundaki ortalama işçi ücretinden fazla olmamasıdır.

Bugün bu iki ilkeye tüzüğünde yer vermiş tek sendika Nakliyat-İş Sendikası’dır.

Ve ben o sendikanın 30 yıldır avukatlığını yapıyorum…

24.06.2025

 

Not: Bu yazının kaleme alındığı sıralarda İzmir Belediyesinde işten çıkartmalar başladı. Belediye başkanı buradaki deneyiminden sonra, Buca Belediyesi’nde maaşları ödenmeyen işçilerin yaptığı eylemi kırmak için orada da çöp toplama şovları yapıyor. Yani işçiler parasız kalsın, evine ekmek götüremesinler ama kesintisiz bir şekilde çalışsınlar diyen faşizan kafayla eylem kırıcılığına devam ediyor.

Bu arada Belediye-İş Sendikası’na da imzaladığı sözleşmedeki ücretlerden vaz geç, düşük ücreti kabul et baskısı yapmaya başladılar. Yakında bu sendikanın da eylemlere başlaması kuvvetle muhtemel.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.