İşe bak! Alçaklığa bak!

03.08.2015
A+
A-

 

2014 yılında “sömürge vergisi”

Sen, on yıllarca, yüz yıllarca sömür, kıtanın yeraltı ve yerüstü tüm zenginliklerini götür git, bütün bunları sağlamak için de olmadık, akla hayale gelmedik işkenceler yap o ülke insanlarına, sonra ülkeler korkunç kayıplar verdikleri mücadeleler, savaşlar sonucunda bağımsızlıklarına kavuşsunlar, aradan onlarca yıl geçsin ve sen buna rağmen yine “koloni (sömürge) vergisi” adı altında vergi almaya devam et. Üstelik de bu “sömürge vergisi”ni de sömürgen olduğun dönemde yaptığın masraflar için al… Hem de bir değil, iki değil, üç değil… Tam 14 ülkeden al bu “vergi”yi…

İnsana şaka gibi geliyor değil mi?

Şaka değil, gerçek bu.

Kim yapıyormuş bu aşağılık işi?

Fransa!

Hangi ülkelerden alıyormuş bu “sömürge vergisi”ni?

Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi ve Gabon’dan.

Peki bu “sömürge vergisi”nin yıllık toplam tutarı ne kadarmış?

500 milyar dolar!

Bu parayı hangi gerekçeyle alıyorlar?

Sömürge döneminde o ülkelerde yaptıkları altyapı yatırımları, binalar vb. için(!)

 

Kısaca Afrika Tarihi

Afrika…

İlk insanların ortaya çıkıp dünya yüzeyine bir yağ lekesi gibi yayıldığı, İnsanlığın beşiği kıta…

Kendisine bağlı adalarla birlikte 32.2 milyon km2lik alana, dünya yüzölçümünün yüzde 6’sına, dünya üzerindeki toprakların % 24,4’üne ve dünya nüfusunun % 15’ine karşılık gelen 1 milyarlık nüfusa, dünya üzerindeki tarıma elverişli toprakların 1/3’üne sahip kıta…

Dağları, nehirleri, gölleri, çölleri, yağmur ormanları; binbir çeşit hayvanıyla;

Altını, siyah altın petrolü,  kakaosu, hurma yağı, kerestesi, uranyumu ve diğer yeraltı ve yerüstü zenginlikleriyle göz kamaştıran kıta…

Batılı büyük emperyalist devletlerce keşfedilene, işgal edilene, sömürgeleştirilene kadar bolluk içinde, huzur içinde yaşayan halkların, kabilelerin Afrikası…

Aralarında sınırların olmadığı, halkların kardeşçe yaşadığı Afrika…

Karaderili insanların, kara kaderli insanların kıtası…

Topraklarından, köklerinden koparılıp köle olarak kullanılan insanların kıtası…

 

***

Ama o Afrika yok artık. O Afrika, masallarda kaldı.

Bugünkü Afrika, Batılı büyük emperyalist devletlerin yağmacı, talancı, sömürgeci politikaları sonucu resmi olarak 54 devlete ve ayrıca dokuz bölge ve 3 adet de sınırlı tanınmış devlete bölünmüş durumda. Devletler arasındaki sınırlar, o doğal coğrafyaya uymayan dümdüz çizgilerle ayrılmış durumda. Çünkü o sınırlar (haritaya bakarsanız somutça görürsünüz), emperyalist devletler tarafından cetvelle çizilmiş sınırlar.

Afrika’nın en eksi ve eski tarihine gitmeyelim. Ama yakın diyebileceğimiz tarihine bakarsak, Kolonileşme dönemi öncesi Afrika’da takriben 10.000’den fazla kabile, klan vardır. Bunların içerisinde Buşmalar gibi küçük avcı toplayıcı gruplar, Bantu dillerini konuşan daha büyük ve yapılanmış aile klanları, çok daha büyük olan Afrika Boynuzu’ndaki klanlar ve bunun yanında Akanlar, Yorubalar ve İbolar gibi otonom şehir devletleri veya krallıklardan oluşan birçok farklı oluşum mevcuttur.

Deniz ticaretinin gelişmesiyle birlikte, Afrika’nın kaderi de değişmeye başlamıştır. Bir yandan acımasız, insanlık dışı bir uygulama olan ve insanları ailelerinden, topraklarından koparan ve köksüz bırakan Kölelik uygulaması başlamıştır. 7’nci Yüzyıldan itibaren önce Arap köle tüccarlarınnca (yaklaşık 18 milyon), sonra Batılı Köle tüccarlarınca 15’inci Yüzyıldan 20’nci Yüzyıla kadar yaklaşık olarak 10-12 milyon Afrikalı, Afrika’dan Sahra ötesine ve oradan da Atlantik Okyanusu rotasını izleyerek Avrupa’ya ve Yeni Dünya’ya (Amerika’ya) satılmışlardır. Ve oralarda ucuz bile demeyelim bedava, boğaz tokluğuna, sadece soylarını sürdürecek bir yaşam karşılığında işgücü olarak kullanılmışlardır.

İşte Osmanlı’daki köleler de bu sürecin ürünleridir.

Bugünkü IŞİD vb. Ortaçağcı vahşiler de kadınları aynen geçmişte olduğu gibi kaçırmakta ve Köle Pazarlarında satmaktadırlar. Bir anlamda Tarihi tekerrür ettirmektedirler. Kökleri bu denli geriye dayanmaktadır bu canavarların da.

Modern köle ticareti, İngilizler tarafından başlatılmıştır. Avrupa’da Ortaçağın kapanıp Kapitalizmin ortaya çıkmasıyla yani sanayileşmeyle beraber, 1800’lü yılların başında Afrika’da köle ticareti yeni biçimiyle başlamıştır. Uluslararası köle ticaretinin başını çeken İngiltere, feodal sistemin ağır bastığı, güneyinde büyük toprakları barındıran fakat çiftçi sıkıntısı içinde olan Amerika Birleşik Devletleri’nde bir köle piyasası yaratmış ve köleye olan talebin artmasını sağlamıştır. İşte ABD’deki siyahiler, Afroamerikalılar da bu sürecin sonucudur.

Bu süreç aynı zamanda Afrika’nın doğal yaşamının (insanları, hayvanları ve doğasının) bozulması, yeraltı ve yerüstü servetlerinin yağmalanmaya başlanması sürecidir.

Kapitalizmin gelişmeye başlaması birlikte Batılılar hem yeni hammadde kaynaklarını ele geçirmek hem de yeni pazarlar bulmak arayışına girmişlerdir. Bunların başında da bakir Afrika kıtası gelmiştir.

Büyük Batılı devletler, Afrika’nın en büyük, en verimli, en zengin yeraltı ve yerüstü servetlerini ele geçirmek için biliminsanı kisvesi altında kâşiflerini, misyonerlerini gönderiyorlardı. Bir yandan o kıtayı, kıtanın ekonomik zenginliklerini tanırken, tespit ederken, diğer yandan da kendi dinlerini, Hıristiyanlığı götürüyorlardı. Ve bu işin adını da “aşağı ırk Afrikalılara Medeniyet götürmek” olarak ilan ediyorlardı. Tabiî aynı zamanda donanmalarını da gönderiyorlardı Afrika’ya.

Önce Afrika kıyılarını ele geçiren Batılılar, zamanla içlere doğru ilerlemişlerdir. Zaten kıyıda bir bölgeyi ele geçiren yağmacılar, içerilere doğru olan toprakların da kendilerina ait olduğunu ilan ediyorlardı. Böylece Modern Sömürgecilik de başlıyordu. Bir yandan Amerika Kıtası sömürgeleştirilirken bir yandan da Afrika Kıtası sömürgeleştiriliyordu.

15 Kasım 1884 ile 26 Şubat 1885 tarihleri arasında gerçekleştirilen Berlin Konferansı’nda tek bir gündem maddesi vardı: Batılı büyük devletlerin Afrika’yı aralarında kan dökmeden paylaşmalarının yolları…

Berlin Konferansı’na 14 devlet katılmıştır. Bunlar: Almanya, Avusturya-Macaristan, İngiltere, Fransa, İspanya, İtalya, Belçika, Danimarka, Hollanda, Portekiz, Rusya, İsveç-Norveç, ABD ve Osmanlı İmparatorluğu’dur.

Sömürgeciliğe uluslararası meşruiyet kazandıran bu konferansın sonunda imzalanan 38 maddelik anlaşmayla yağmanın kuralları da belirlendi:

“Afrika’nın herhangi bir yerinde karaya çıkan bir Avrupalı güç, daha önce bir başka gücün denetimine aldığı bölgenin sınırına kadar ilerleyip kendi toprağı ilan edebilir…”

Yani “Fiili İşgal” prensibi getiriliyordu Afrika’nın yağmalanması için. ABD’de bir zamanlar “Altına Hücum”un başladığı gibi, şimdi de “hurra” nidalarıyla Afrika’ya hücum başlatılıyordu.

Berlin Konferansı’nda, bir terzinin kumaşlarını keserken gösterdiği titizlikle kesip biçtiler koca kıtayı ve yeni bir Afrika haritası çıkarttılar Tarih sahnesine:

İngiltere’nin sömürgeleri: Mısır, Sudan, Kenya, Uganda, Tanzanya’nın bir bölümü, Zanzibar, Güney Afrika, Gambiya, Sierra- Leone, Nijerya, Botswana, Rodezya (Günümüzde Zimbabve), Zambiya, Altın Kıyı (Günümüzdeki Gana), Malavi.

Fransa’nın sömürgeleri: Cezayir, Tunus, Fas, Moritanya, Senegal, Mali, Gine, Fildişi Kıyısı, Nijer, Yukarı Volta, Benin, Gabon, Orta Kongo, Çad, Orta Afrika, Cibuti, Madagaskar, Komor Adaları.

Almanya’nın sömürgeleri: Kamerun, Burundi, Ruanda, Tanzanya’nın batı bölümü, Namibya, Togoland (Günümüzdeki Togo ile Gana’nın doğu bölümü)

İtalya’nın sömürgeleri: Libya, Eritre, Somali.

Portekiz’in sömürgeleri: Angola, Mozambik, Gine-Bissau, Yeşil Burun, Sao-Tome ve Principe Adaları.

İspanya’nın sömürgeleri: Batı Sahra, Ceuta, Melilla, Ekvator Ginesi.

Belçika’nın payına düşen: Kongo. (Kongo Belçika Kralı II. Leopold’ün kişisel mülkiyetinde sözde bağımsız bir devlet olarak kabul edilmiştir.)

Berlin Konferansı’nın sonuçları ise çok çarpıcıdır: 1870’de Afrika’nın onda biri sömürge iken 1890’da sömürge olmamış kısım onda bir miktarına inmiştir!

Bu emperyalistler aynı zamanda Afrika’nın mazlum gençlerini, kendi aşağılık çıkarlarını sürdürmek, dünya pazarlarını ele geçirmek için giriştikleri yağma savaşlarında da paralı asker olarak kullanmışlardır hem Birinci hem de İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşlarında.

 

***

Koca Afrika kıtasını böylesine bir soğukkanlılıkla kesip biçen Batılı emperyalistlerden Fransa, sömürgelerini elde tutmak için her türlü şiddeti, vahşeti uygulamıştır. O “ülke”lerin her türlü varlığını, zenginliğini götürüp gitmiştir on yıllarca ülkesine. Ama bununla da yetinmemiştir. Sömürgelerini kaybettikten sonra da sömürüsünü sürdürmenin araçlarını yaratmıştır. Ve utanmazca, ahlâksızca sömürmeye devam etmiştir.

  1. Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası, Sosyalizmin ve Sosyalist Kamp’ın elde ettiği büyük prestij ve gelişen olumlu tarihsel şartlar sonucu, başta Afrika olmak üzere sömürge zulmü altındaki ülkeler bağımsızlıklarını kazanmak için mücadeleye atıldılar.

Sömürgeci emperyalist metropollerden Fransa’dan bağımsızlığını ilan eden ilk ülke, 1 Ocak 1960’ta Kamerun oldu. Afrika’nın neredeyse üçte birine sahip Fransa, sadece bir yılda Kamerun, Sénegal, Togo, Madagaskar, Kongo, Bénin, Niger, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Çad, Orta Afrika Cumhuriyeti, Gabon, Mali ve Moritanya’dan ayrılmak, buraları terk etmek zorunda kaldı.

Aynı yıl 13’ü Fransız sömürgesi, toplam 17 Afrika ülkesi bağımsızlığını ilan etti.

Fransa, sömürge ülkelerinin binlerce insanın kanı canı pahasına verdikleri yiğitçe mücadele sonucunda o ülkelerden topukları kıçlarını döverek kaçarken; kamu yönetimi binalarını, okulları, kreşleri yıktı; tıp fakültelerinin, araştırma enstitülerinin aletlerini kullanılmaz hale getirdi, kitapları yaktı, arabaları, traktörleri ezdi, kullanılmaz hale getirdi, çiftliklerde atları, inekleri ve neredeyse bütün hayvanları öldürdü, depolardaki gıdaları yaktı ya da zehirledi yani tüm ülkelerde bütün alanlarda sabotajlar uyguladı, neredeyse taş üstünde taş bırakmadı.

1789 Büyük Fransız Devrimi’nin, 1871’de dünyanın ilk proleter devletinin, Paris Komünü’nün yaratıcısı Fransa’nın emperyalist emeller peşindeki Finans-Kapitalistleri, artıdeğer, daha çok artıdeğer amacıyla 1830’dan 1962’ye kadar yani toplam 132 yıl süreyle sömürge statüsünde tuttukları Afrika ülkelerinden Cezayir’de 1,5 milyon insanın kanına girmişlerdir. Varın diğer Afrika ülkelerindeki katliamlarının boyutunu siz tasavvur edin…

 

***

Bu açıklamalarımızdan sonra yazımızın ana konusu olan “sömürge vergisi” konusuna tekrar dönersek, Fransa bu vergiyi şöyle alıyormuş:

Fransa, 14 Afrika ülkesinden sömürge vergisi alıyormuş

“Fransa eski sömürgesi olan 14 Afrika ülkesinden 60 yılı aşkın süredir ‘koloni vergisi’ adı altından her yıl vergi aldığı belirtiliyor

“Fransa 1958 yılına kadar sömürdüğü Afrika ülkelerini, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra da sömürmeye devam etmiş. Fransa’nın bu ülkelerden ‘koloni vergisi’ adı altında, her yıl yüklü miktarda para aldığı belirtiliyor. Fransa’nın 14 eski sömürgesinden her yıl yaklaşık 500 milyar dolar para aldığı kaydediliyor. 

“Silicon Africa’da yer alan habere göre, Fransa’nın Afrika ülkeleri üzerindeki fiili sömürgeciliği bitmiş olsa da mali sömürgesi hâlâ devam ediyor. Fransa, bağımsızlığını kazanmış olan eski sömürgelerinin bütçelerinin büyük bölümünü değişik adlar altında kendi merkez bankasında topluyor. Bu ülkelerin yıllık gelirlerinin yüzde 85’i her yıl Fransa merkez bankasında toplanıyor. Kalan yüzde 15 ile ekonomisini yürütmeye çalışan Afrika ülkeleri, mali sıkıntı yaşadıkları takdirde, Fransa merkez bankasına yatırdıkları kendi paralarını borç olarak almak zorunda. 

“Kendi paralarından borç almaları da kısıtlanan Afrika ülkeleri, bir yıl içerisinde Fransa’ya verdikleri paradan en fazla yüzde yirmi oranında borç alabiliyor. Ülkenin daha fazla borç istemesi durumunda Fransa’nın vetosuyla karşılaştığı kaydediliyor. 

“Fransa aldığı bu parayı ise, sömürge döneminde işgal altına tuttuğu ülkelere inşa ettiği binalar ve altyapılar karşılığında aldığını savunuyor. 

“(…)

“Fransa’nın önceden sömürgesi olan Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi ve Gabon, Fransa’ya hala sömürge vergisi ödeyen ülkeler.”

Ya “sömürge vergisi”ni ödemezsen, ödemek istemezsen…

Emperyalistlerde oyun da çok, zor da çok:

“YA PARA VERİRSİN YA DA DARBEYE KURBAN GİDERSİN

“Bu ülkelerin tarihlerine bakıldığında, Fransa’ya vergi ödemeyen liderlerin ya bir darbeye ya da suikasta kurban gittikleri görülüyor. Son 50 yılda 26 Afrika ülkesinde toplam 67 askeri darbe meydana geldi. Bu darbelerin meydana geldiği ülkelerin 16’sı eski Fransız sömürgesi olduğu belirtiliyor. Darbe olan Afrika ülkelerinin yüzde 61’i eski Fransız sömürgesi. 

“Bu ülkelerde meydana gelen askeri darbelerinse Fransa’nın sömürge zamanında atadığı lejyoner askerler tarafından gerçekleştirildikleri kaydediliyor.

“Fransa’nın eski sömürgelerinden bu vergiyi 2014 yılına kadar aldığı biliniyor. Bu yıl ise uygulamanın devam edip etmeyeceğine yönelik herhangi bir bilgi bulunmuyor.” (http://www.dunyabulteni.net/haber/319517/fransa-14-afrika-ulkesinden-somurge-vergisi-aliyormus)

Fransa, onlarca yıl sömürüsü altında tuttuğu ülkeleri, ekonomik olarak da kendi denetimi altında tutabilmek için “Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS)” vb. gibi birlikler, örgütler kurmakta, böylece onların ekonomilerini denetlemektedir.

Fransa ekonomik sömürüsünü, tahakkümünü sürdürebilmek için bir yandan da askeri zora başvurmaktadır. Ülkelerin içişlerine karışmakta, iktidarları getirip götürmektedir. ABD Emperyalistleri nasıl dünyanın jandarmasıysa, Fransa da başta eski sömürgeleri olmak üzere Afrika’daki sosyal olayların göbeğinde yer almakta, Afrika’nın jandarmalığı rolüne soyunmaktadır. Mali, Nijer, Kongo, Orta Afrika Cumhuriyeti vb. ülkelerdeki olaylarda askeri zora başvurmakta, ABD’nin Ortadoğu’da vb. yerlerde oluşturduğu gibi koalisyonlar, bölgesel birlikler oluşturmakta ve bu ülkelere müdahalelerde bulunmaktadır. Tabiî bu işi yaparken ABD’yle birlikte davranmaktadır. Bazen de aralarında çıkar çatışmaları olmaktadır. Ama Bu tür durumlarda belirleyici olan, ABD Emperyalistleri olmaktadır.