“Kadıköy; Taksim’in hangi mahallesi?”
Av. Tacettin Çolak
Zaman zaman 1 Mayıs’larda yazılar yazdığımız olmuştur. Bu yıl yazmama eğilimindeydik. Fakat kendi yüreksizliklerini ve ihanetlerini gizleyerek keskin söylemlerle karşımıza çıkanları gördükçe yazmak farz oldu.
Bilindiği üzere ülkemizde 1 Mayıs’ın öncesinde ve sonrasında olaylar hızla akar.
Birisi; 1 Mayıs’ın örgütlenmesi,
Diğeri de; 1 Mayıs günü yaşanan eylemlerin nitelikleri.
Bu süreçlerin ayrı ayrı değerlendirilmesi kaçınılmaz.
Geçmişte, 1 Mayıs çalışmalarına aylar öncesinden başlanırken, son yıllarda Nisan ayına sıkıştırılmış bir 1 Mayıs hazırlığı görülmektedir.
1 Mayıs günü ise başta sarı sendikacılar gelmek üzere, kitle örgütleri ve sol geçinen siyasetler; devletin istediği mekânlarda, yasak savma babında yapılan mitinglerle işi geçiştirmekteler. Böylece “görev” tamamlanmış olmakta(!)
Bu yıl, 19 Mart operasyonlarıyla birlikte, başta gençler olmak üzere, tüm emekçi sınıfların yer aldığı toplumsal bir isyan hareketinin sonrasına denk geldi 1 Mayıs. Yani AKP’giller’in zulmünden bıkmış, mutfağı cehenneme çevrilmiş Emekçi Halkımız; 1 Mayıs’a hazırlıklı hale de gelmişti. Her gün yapılan eylemlerde kitlenin Saraçhane’den Taksim’e yürümek için harekete geçmesi; bir yandan polisin acımasız gaz, cop, tazyikli su, plastik mermili saldırılarıyla engellenirken, diğer yandan CHP Genel Başkanı’nın; “Taksim’in de zamanı gelecek, 1 Mayıs’ta Taksim’i de zapt edeceğiz”, mealindeki vaatleriyle sönümlendirildi.
Bu arada DİSK-KESK-TMMOB-TTB’den oluşan Sevr’ci ittifak, 2024 1 Mayıs’ındaki Saraçhane’de ortaya koydukları korkaklıkları ve kaçkınlıklarının da gerisine düşerek, bu yıl 1 Mayıs çağrısını Kadıköy’e yaptılar. Kadıköy’ü tercih ettiler; Saraçhane bile diyemediler. Çünkü Saraçhane artık Gençliğin Taksim’e yürümek için defalarca zorladığı ve bu özelliği ile bilinen bir alandı. 1 Mayıs’ı Saraçhane’de kutlamak, maazallah Gençliğin Taksim’e yürüme eylemine dönüşebilirdi. Bu yüzden Kadıköy en yumuşak eylem alanı olarak seçildi.
Bu dörtlünün Taksim’den korkan gerici kararında CHP’nin dahli var mı?
Bilemiyoruz.
Fakat, geçtiğimiz günlerde Silivri Cezaevinin önünde karşılaştığı ve kendisine; “Başkanım bütün halk sizin Taksim’e çağrı yapmanızı bekliyor. 22 yıldır bekliyoruz. Gençlik sizi bekliyor, üniversiteler sizi bekliyor”, diyen bir gence, Ö. Özel’in; “Taksim’e çağrıyı yaparsa sendikalar yapabilir. Ben sendika değilim abicim”, diye yanıt vermesinden anlaşıldığına göre, Kadıköy kaçkınlığında bunların hepsi anlaşmış.
Özgür Özel, Saraçhane’de dillendirilen Taksim taleplerine karşı; “Ben sendika değilim, Taksim çağrısını ancak sendikalar yapar”, demiyordu. “Zamanı gelince Taksim’i de alacağız”, diye desteksiz sıkarken de ruh hali böyle değildi.
Zaten Saraçhane eylemlerinin, giderek kitleselleşerek ülkenin dört bir yanına yayıldığı tepe noktada bitirilmesi de masum değildir.
1 Mayıs’a geri dönersek.
DİSK-KESK-TMMOB-TTB’den oluşan dörtlünün sözcüsü olan DİSK Başkanı’nın ne kadar yalan söyleme ustası olduğu bir kez daha görüldü.
DİSK Başkanı, yaptığı basın açıklamasında; “Taksim meydanı 1 Mayıs Meydanıdır, Taksim irademizden bir adım bile geri atmıyoruz”, dedikten sonra, devamında da; “Taksim irademize sahip çıkarak Kadıköy Meydanı’nda kutlamaya karar verdik”, diyebiliyor.
Açıkça işçilerle, halkla dalga geçiyor.
Yani gelmiş geçmiş bütün burjuva politikacılarına taş çıkartırcasına; Taksim’den vazgeçen ve Kadıköy’e teslim olan korkak tavrını, keskin cümlelerle işçilere ve halka yedirmek istiyor.
Bu pespaye burjuva politikası, aklını özgürce kullanan uyanık hiçbir insanı kandıramaz.
Nitekim, zeki ve dürüst bir gazeteci olan Halk TV spikeri Ece Üner, kulağından tutarak bakın nasıl teşhir ediyor.
“Taksim Meydanı irademizden vaz geçmeden 1 Mayıs’ı Kadıköy’de kutlamaya karar vermekle sendikalar zor olanı başarıyorlar(!) gerçekten” diyerek başladığı haberinde; “Çünkü Taksim iradesine Kadıköy’de sahip çıkmak çok zor iştir(!), yani Kadıköy Taksim’in hangi mahallesi acaba? Ya da bu kadar Taksim’in dibinde kutlamak sıkıntı yaratmasın sonra(!)”, diyerek dalgasını geçiyor, haklı olarak.
Nereden nereye, değil mi?..
Yoldaşlarımızın öncülüğünde; 2007, 2008, 2009 1 Mayıs’larındaki militan mücadeleler ve kararlı duruşlarla 2009 1 Mayıs’ında (zamanın valisinin önerdiği “makul çoğunluk”unu da aşarak on binlerle) Taksim’in kapısını açan ve 2010, 2011, 2012 1 Mayıs’larını da yüz binlerin katılımıyla kitlesel biçimde Taksim’de kutlayan DİSK’i ne hale getirdiler, değil mi?
Geçen yıl Saraçhane’ye topladıkları kitleyi bırakıp kaçtılar, bu yıl da Taksim’den bir kıta uzağa gittiler.
DİSK’i her geçen gün ihanet batağına çekiyorlar. Geçtiğimiz yıllarda Bakırköy çukuruna ya da Maltepe dolgu alanına giderek yaptıkları ihaneti, bu yıl 1996 1 Mayıs’ına gönderme yaparak Kadıköy’de kutlamayı zafermiş gibi yutturmaya çalışıyorlar.
Bütün bu gerici ve teslimiyetçi kararları alan ve sınıfına ihanet eden sendikacıların Emperyalistler tarafından nasıl üretildiğini/ürettirildiğini, Banu Avar, “Alaycı Kuş” kitabının 93’üncü sayfasındaki “Muhalefetin Finansmanı” başlıklı bölüme alıntıladığı Prof. Choussudovsky’dan bir bölümle şöyle anlatıyor:
“Prof. Choussudovsky, bu durumu şöyle özetliyor:
“Seçilmiş aydınlar, sendika yöneticileri ve sivil toplum kuruluşlarının liderleri (Oxfam, Uluslararası Af Örgütü, Greenpeace dahil) düzenli olarak Davos Dünya Ekonomik Forumu’na davet ediliyor ve burada dünyanın en güçlü ekonomik ve siyasi aktörleriyle bir araya geliyorlar. Dünyadaki kurumsal elitlerin özenle seçilmiş ‘ilericilerle’ bu şekilde karışması, ‘muhalefet üretme’ sürecinin altında yatan ritüelin bir parçasıdır. Burada amaç, ‘güvenebileceğimiz’ sivil toplum liderlerini seçici bir şekilde seçmek ve onları bir ‘diyaloğa’ entegre etmek, onları kendi tabanlarından ayırmak, onlara çalışma arkadaşları adına hareket eden ‘küresel vatandaşlar’ olduklarını hissettirmektir. Sendika yöneticileri de oltaya gelenler arasında en öndedir. Bu süreç sonunda sendika yöneticileri, işçi hakları için değil patronlar için kararlar alırlar.”
Görüldüğü gibi, bizdekiler de CIA’nın oltasına takılarak “muhalefet üretme” tezgâhından geçirilmiş; “işçi hakları için değil patronlar için kararlar alan” ve adlarına “devrimci” yaftası takan prototiplerdir.
Tabiî bu sözümüz dörtlünün tamamına.
Bugün bu kurumlar, DİSK dahil hepsi Amerikancı Kürt Hareketinin yörüngesindedirler. Dolayısıyla politikalarını, Emperyalizmle iç içe ve ona teslim olmuş Kürt Hareketi belirlemektedir.
Bu kararlar da Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)’un Türkiye bölümünü yaşama geçirmek için (AB-D Emperyalizminin talimatıyla) AKP, MHP ve DEM arasında sürdürülen görüşmelere ya da “ikinci barış sürecine” halel gelmesin diye bu kurumlara dikte ettirilmiştir.
Bu Amerikancılar, sanki 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP ile “Kent Uzlaşısı” yapan kendileri değilmiş gibi, 19 Mart’tan sonra gelişen kitlesel protesto hareketlerine katılmadılar. Tıpkı Gezi Direnişi’nde olduğu gibi. Çünkü o zaman da; “Erdoğan’ı gezide biz kurtardık”, demişlerdi. Şimdi bir kez daha kurtarma peşindeler.
Bahçeli tarafından gündeme getirilen sahte “barış” söylemlerinin açıktan açığa Tayyip Erdoğan’ı ömür boyu CB yapma taktiği olduğunu göremeyecek kadar kör ve sersem olamazlar. Fakat emir büyük yerden geldiği için bu sahte barış sürecine dört elle sarıldılar.
CIA ve Batılı Emperyalist ülkelerin istihbarat örgütlerinin elinde bulunan kaset ve belgelerle AKP’giller zaten iyice teslim alınmış durumda. Onlar iktidara mahkûmlar. O nedenle yapmayacakları ihanet, satmayacakları vatan toprağı yok. Bunun binbir örneği var. Ancak tekil örneklere girerek bu yazının hacmini zorlamayalım.
Artık iktidarlarının sonuna geldiler. Ama “devri sabık yaratılmasın” garantisini alma peşindeler. Gelişmelere bakılınca da, Öcalan’dan medet ummaları ve DEM’lileri yedeklemeleri, CHP’nin halkın gelişen toplumsal tepkisini nötralize etmesi, bu CIA oltasına yakalanmış dörtlünün bütün objektif koşulların lehe olduğu sırada Taksim’den kaçmaları tesadüfi gelişmeler değil.
Hal böyle olunca her zaman olduğu gibi yine iş başa düşmekte…
Her zaman olduğu gibi, Halkın Kurtuluş Partisi (HKP) olarak Beşiktaş’tan ve Nakliyat-İş Sendikası olarak da Saraçhane’den yürüyerek yine Taksim Vatanımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz.
İşçi Sınıfımız da başındaki bu “sendikalar faciası” lanet halkasını fırlatıp attığı anda kendisi için sınıfı olacak ve HİÇ’likten HEP’liğe doğru koşacak…
29 Nisan 2025
Yukarıdaki satırların yazılmasından iki gün sonra yine iki 1 Mayıs ortaya çıktı.
Bir yanda Taksim Vatanı’na sahip çıkanlar ve sayıların azlığına düşmanın çokluğuna bakmadan, bıkmadan, yılmadan Taksim Mücadelesi veren HKP’liler;
Diğer yanda da “zoru başaranlar”(!) yani “Taksim iradesinden vazgeçmeyip 1 Mayıs’ı Kadıköy’de kutlayan(!)lar.”
Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca üyesi olan siyasi parti, sendika ve diğer örgütler Kadıköy’e getirebildikleri yirmi beş-otuz bin kişi ile karnaval havasında “kutladı”lar 1 Mayıs’ı.
Biz ise devletin izin verilen alanların dışında 1 Mayıs kutlamalarına yasak getirmesine, Taksim ve çevresindeki bütün cadde ve sokakları bariyerlerle ablukaya almasına ve on binlerce polisi saldırıya hazır halde bekletmesine rağmen, kahramanca Taksim mücadelemizi yürüttük.
1 Mayıs sonrasında karnavalcılar, geçen yıl da olduğu gibi yine birbirlerine düştü.
Bazıları; “artık bir daha bu bileşimle birlikte olmayacağız”, açıklaması yaptı.
Oysa bunlar geçen yıl da Saraçhane’de 1 Mayıs kitlesini bırakıp kaçan bu bileşime aynı eleştiriyi yapmışlardı. Demek ki, eşşek çamura bir kez düştüğü halde bu aymazlar hep düşmekten kurtulamıyorlar.
Bazı klavye delikanlılarının ise sayı karşılaştırması yaparak bizi küçümsediği görüldü.
Evet, biz iki ekip olarak mücadele yürüten 32 kişiydik. Ama sayımızın azlığına bakmayan, cesaret vatanını kuşanmış devrimcilerdik.
Polisin bütün ablukasına rağmen sakin ve kararlı bir şekilde üstüne üstüne gittik. 1 Mayıs’ın Taksim’de kutlanmasına getirilen keyfi yasakların, kendi yasalarını bile hiçe saymak olduğunu haykırdık.
Geçmiş yıllarda yapılan benzer engellemeler sonrasında Anayasa Mahkemesine yaptığımız başvurumuzda AYM; “Türkiye’de 1 Mayıs’ların Taksim’de kutlanmasının tarihsel ve sembolik bir önemi vardır. Başka alanlarda izinli kutlama yapılıyor diye Taksim’de kutlamak isteyenlere yasak getirilmesi Anayasa’nın 34’üncü maddesi ile güvenceye alınan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme Hakkı’nın ihlali”, olduğuna karar vermiştir.
Bu kararı da polisin yüzüne okuduk.
Gözaltına alındık. Zaten 2013’ten bu yanan her 1 Mayıs’ta alınıyoruz.
Varsın olsun.
Biz Taksim şehitlerimize ve İşçi Sınıfımızın tarihsel mücadelesine sahip çıkıyoruz.
Kadıköy karnavalcıları ise devletin izin verdiği yerde vicdan rahatlattılar.
Bizde olan onlarda yoktu.
Kadıköy’e götürülen masum insanlara bir sözümüz olamaz tabiî ki. Ama onların şeflerinde yürek Selanik. Çünkü onlarda cesaretin zerresi olsa kitlesinin başına geçer, 1 Mayıs Şehitlerimize olan saygı ve vefa için bile Taksim mücadelesine katılırlardı.
Öyle yapmadıkları gibi, bozgunlarına zafer havası çalacak kadar da utanmazlaştılar. Aman “ikinci açılım” zarar görmesin diye iktidarla uzlaşıp eskiden yaptıkları Taksim başvurularını bile yapmadan, Kadıköy’e kaçıp gittiler.
Hep diyoruz cesaret bir Vatandır.
Taksim de bir vatan.
O zaman vatan için mücadele her devrimcinin başlıca görevidir.
Biz her zaman görevimizin başındayız…
02 Mayıs 2025


