Kuraklık ve Pandemi, halk düşmanı AKP’giller İktidarında felakete dönüşüyor

05.08.2021
A+
A-

Üreticilerimiz (Çiftçimiz-Köylümüz) şimdi de bir süredir etkili olan kuraklıktan kaynaklı sorunların pençesinde kıvranıyor.

AKP’giller, dünyayı etkisi altına alan koronavirüs pandemisi döneminde çiftçiye bir destekte bulunmadı. Tam tersine tohum, gübre, yem, mazot gibi temel tarımsal girdilerde dışa bağımlı olduğumuz için dolar ve euro’da yaşanan artış, üretim maliyetlerinde çok ciddi artışlara sebep oldu. Gıda enflasyonu son yılların en yüksek rakamlarına ulaştı. Marketlerde gıda fiyatları el yakarken, çiftçimiz maliyetlerini karşılamadığı için ürünlerini tarlada bırakmak ya da dökmek zorunda kalıyor. Yani hem çiftçi hem de tüketici zarar ediyor.

Tüm krizler gibi pandeminin faturası da Parababaları ve onların kâr düzeninin bekçisi İktidar tarafından yine İşçi Sınıfına, köylülere ve emekçi halkımıza çıkarılıyor.

Tarım Dünyası Yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın “Kuraklık ve Pandemi Kıskacında Tarımın Geleceği” başlıklı yazısından, pandemi döneminde çiftçinin üretim maliyetlerinin nasıl yükseldiğini görelim:

“Girdi fiyatlarındaki artış üretimi tehdit ediyor

“Tarım ve Orman Bakanlığı Bitkisel Üretim Genel Müdürlüğü verilerine göre, 2020-2021 Mart dönemi gübre fiyatları yüzde 46 ile yüzde 67.9 oranında artış gösterdi. Son 3 yıla bakıldığında DAP gübresinin tonu 2018’de ortalama 2 bin 427 lira iken 2021 Mart ayında 4 bin 25 lira oldu. Mart 2020 ile Mart 2021 dönemindeki fiyat artışı yüzde 67.92 olarak gerçekleşti.

“Aynı dönemde, üre gübresinin tonu 1691 liradan 3 bin 167 liraya ulaştı. Sadece son bir yıldaki artış yüzde 55.40 oldu.

“Mazotun litresi 2018 yılında ortalama 5 lira 78 kuruşken, 2021 Mart ayında 6 lira 65 kuruşa yükseldi.

“Türkiye Yem Sanayicileri Birliği verilerine göre, etlik piliç yeminin tonu 2018 yılında 1793 lira iken, 2021 Mart ayında 3 bin 720 liraya çıktı. Sadece son 1 yıldaki artış yüzde 54.36 oldu. Aynı dönemde süt yeminin tonu 1266 liradan 2 bin 310 liraya çıkarken son bir yıllık artış oranı yüzde 48.08 oldu. Besi yemi ise bu dönemde ton başına 1148 liradan 2 bin 100 liraya çıktı. 2020 Mart ayından 2021 Mart döneminde besi yemindeki fiyat artışı yüzde 43.84 olarak gerçekleşti.

“Üretici fiyatlarına bakıldığında son bir yılda birçok üründe artışlar girdi fiyatlarının altında kaldı. Mart 2020’den 2021 Mart ayına kadar bazı ürünlerdeki üretici fiyat artışı; buğdayda yüzde 27,81, arpada 23.58, mısırda 24.41, çeltikte 18.76, kuru fasulyede 13.82, kırmızı mercimekte 47.47, ayçiçeğinde 56.97, fındıkta 5.04, domateste 5.08 oldu. Patateste geçen yıla göre yüzde 35,31, kuru soğanda yüzde 25,78 oranında üretici fiyatında düşüş yaşandı. İnek sütü fiyatındaki artış yüzde 18,14 ile sınırlı kaldı.

Verilerden gördüğümüz gibi çiftçinin tarımsal girdileri yüzde 60’lara varan oranlarda artış gösterirken, ağır maliyetler altında ezilerek ürettiği ürünlerin satış fiyatlarında en fazla yüzde 20-30’lar civarında artış olmuş. Market ve Pazar fiyatları son yılların en yüksek oranlarına ulaşmış durumda.

Peki aradaki bu fark kimin cebine gidiyor?

Üreticiden ucuza alıp en az 4-5 katına satan tekelleşmiş büyük perakende zincirleri ve tüccarlara!

Geldi geliyor derken bu sene kuraklık da kapımıza dayandı. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Mayıs ayı sonunda, Mayıs 2021 Kuraklık Raporunu açıklamıştı. Rapora göre, Mayıs ayı başında kuraklıktan etkilenen il sayısı 22 iken, yağış miktarı yetersiz olunca bu sayı 41’e yükseldi. TZOB Başkanı Şemsi Bayraktar, kuraklıktan en fazla zarar gören ürünlerin arpa, buğday ve kırmızı mercimek olduğunu ifade ediyor.

Rapora göre, çiftçinin kullandığı gübre, ilaç vb. kuraklıktan ötürü boşa gittiği, sulama maliyetleri arttığı için üretim maliyetleri arttı.

Bir yandan kuraklık diğer yandan Nisan ve Mayıs aylarında görülen don olayı, Ordu ve Giresun’da fındıkta, Aydın’da çilekte, Manisa’da bağlarda, Niğde’de elma, kiraz ve kayısıda, Elazığ ve Malatya’da kayısıda, Afyonkarahisar’da kiraz ve vişnede hasara neden oldu. Kayseri, Kilis, Tokat, Denizli, Kahramanmaraş ve Sivas’ta meyve ağaçlarında zarar meydana getirdi.

Marmara, Karadeniz, Akdeniz Bölgeleri ve Ege Bölgesi’nin birkaç ili hariç, azalan yağışlar özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi’nin tüm illerinde ve Doğu Anadolu Bölgesi’nin bazı illerinde kuraklığın boyutunu daha da artırdı.

Normal şartlarda buğday rekoltesi 18 milyon tonun üzerinde, arpa rekoltesi de 7,5 milyon ton civarında beklenirken, yaşanan kuraklıktan ötürü buğdayda 18 milyon, arpada 7 milyon ve mercimekte ise 250 bin tonun altında bir rekolte tahmin ediliyor.

Bu tahmini doğrulayan Eski Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürü İsmail Kemaloğlu, kuraklıktan en çok etkilenen Güney Doğu Anadolu’nun buğday üretimindeki payının yüzde 14, İç Anadolu’nun üretimdeki payının ise yüzde 38 olduğuna dikkat çekerek, bizim araziden aldığımız bilgileri de değerlendirdiğimizde bu yıl buğday ve arpa için kaybımızın minimum yüzde 15-20 seviyelerinde olacağını öngörmekteyiz, diyor.

TZOB Kuraklık Raporu’nda da, sebze, yem bitkileri ve meyveler de dâhil olmak üzere birçok üründe verim kaybı beklendiği belirtiliyor. Ege Bölgesi’nde pamuk yerine kuru şartlarda üretimi yapılabilen ayçiçeğine yönelme olduğu, su sıkıntısından dolayı yonca, silajlık mısır gibi yem bitkilerinin ekim alanlarının daraldığı vurgulanıyor. Bu yüzden hububat ve yem bitkilerinin fiyatlarının artacağı, saman arzında sıkıntı yaşanacağı ifade ediliyor. Kuraklığın hayvancılıkta zaten yüksek olan maliyetlerin daha da artmasına neden olacağı vurgulanıyor. Arıcıların, mera ve çayırlarda yeterli çiçek olmadığı için mağdur olduğu belirtiliyor.

Bu durum, geçimini hayvancılıkla sağlayanların ya hayvanlarını satarak ya da kesime göndererek sektörden çıkmasına, ahırların boşalmasına sebep olmaktadır, deniyor.

AKP’giller İktidarında ülkemizde büyük doğa felaketleri, çevre katliamları yaşanıyor. Son yıllarda bunların sonuçlarının daha büyük felaketlere dönüştüğünü görüyoruz. Ülkemizin bir yanı kuraklıkla kavrulurken diğer yanı sel felaketinde canlarını yitiriyor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Güneydoğu ve Doğu Anadolu, İç Anadolu, Akdeniz ve Ege Bölgesi’nin bir bölümü çok şiddetli kuraklık yaşıyor. Bu bölgelerde, buğday, arpa, bakliyat ürünleri başta olmak üzere kuraklık nedeniyle ciddi ürün kayıpları, zararlar oluşmuş durumda. Diğer yandan derelerin imara açıldığı Karadeniz Bölgesi’nde, özellikle Rize, Artvin, Giresun gibi yerleşim yerlerinde sel felaketleri yaşanıyor, can kayıpları oluyor.

Bu yılın başında NASA’nın yayınladığı haritaya göre, Türkiye topraklarının yüzde 13’ü şiddetli, yüzde 52’si orta düzeyde çölleşme riski altında.

Sadece ülkemizde değil dünyanın farklı ülkelerinde küresel ısınma ve iklim değişikliğinden ötürü kuraklık, çölleşme ve sel gibi afetler yaşanıyor. Bunun da baş sorumlusu dünyanın baş haydudu, kanlı zalim ABD Emperyalistleri ve onun yağma ortağı AB Emperyalistleridir. Daha fazla sömürü ve kâr için başta bizim gibi geri kalmış ülkelerde olmak üzere doğayı, havamızı, suyumuzu, nehirlerimizi kirletiyorlar. Ormanlarımızı yok ediyorlar. Köylerimizin, şehirlerimizin havasını soluk alınamaz hale getiriyorlar.

AKP’giller de ABD-AB Emperyalistlerinin çıkarlarını ülkemizin çıkarlarının üstünde tutuyor. Bunun için uyguladıkları politikalar yüzünden tarımsal üretimin yoğun olduğu bölgelerde su kaynakları kurutuluyor. Hidroelektrik santralleri ile dereler kurutuluyor. Doğal denge bozuluyor. Yüzyıllardır belli bir dengede devam eden yağışların rejimi değişiyor ve bu yağışlar felakete dönüşüyor.

Bu halk düşmanı politikaların bedelini bugün sel, kuraklık ve çölleşme olarak güzel ülkemiz ve insanlarımız ödüyor.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İhsan Çiçek, bizde kuraklığın bir afet olarak tanımlanmadığını ama Birleşmiş Milletler tarafından klimatolojik afetler içerisinde tanımlanmış bir doğal afet olduğunu söylüyor. Dünyadaki afetlere bakıldığında, 2000-2019 yılları arasında en fazla zarar veren afetin, yüzde 41 oranında, 1,6 milyar dolar civarında bir hasarla taşkınlar, fırtınalar olduğunu, ama bundan sonra yüzde 35 zarar oranı ve 1,4 milyar dolar civarında bir zararla kuraklığın geldiğini belirtiyor. Yani kuraklık dünyayı etkileyen ikinci büyük afet olarak karşımıza çıkıyor.

Köylümüzün-Çiftçimizin sorunları HKP öncülüğünde kurulacak olan Demokratik Halk İktidarında çözülebilir ancak.

HKP Programı, “Köylü Meselesi” başlığı altında bu sorunların çözümüne geniş yer ayrılmıştır. Köylümüzün sadece ekonomik sorunlarının değil demokrasi sorununun nasıl çözüleceği de bu bölümde yer alır. Ancak biz, konumuz gereği, sadece ekonomik sorunların çözümüyle ilgili bölümlerden alıntılar yapacağız:

“Üçüncü Sonuç

“Köylü Meselesi

“(…) AB ülkelerinde 1 tarım işçisi, tarım dışında çalışan 23 kişiyi besler. (…) Türkiye’nin ise tarımda çalışan bir kişisi, ancak tarım dışında çalışan iki kişiyi zar zor besleyebilmektedir. Kaldı ki bizdeki beslenmeye gerçek anlamda beslenme denemez. Çünkü Halkımız özellikle protein bakımından yetersiz beslenmektedir. Yani tarımımızın verimi, AB’dekinin sekizde ya da onda biri kadardır.

“(…) Bu sebepten, tarımda ilk yapmamız gereken, gerçek bir toprak reformuyla boş duran devlet ve ağa arazilerinin acilen tarıma açılmasıdır. İkinci adım ise tarımın, son sistem tarım araç gereçleri ve üretim yöntemleriyle donatılmasıdır.

“12 – TARIM KOOPERATİFLERİ: Köylünün kendisi tarafından kurulup kendisi tarafından kontrol edilecek. (…) Milyonlarca üretmeni dağınıklıktan kurtaracak. Şehirle köy arasındaki uçurumu doldurmaya çalışacak. Kooperatifler, hükümet ya da tüccar emrindeki birliklerin kontrolünden kurtarılacak.

“14- KREDİ: Bizim güzel geleneğimize göre, tefecilik, faizcilik sosyal haram ve suç olarak en sıkı kovuşturmaya uğratılacak. Bugünkü yüzde 19-24 banka faizi, köy işletmesi kooperatifleştikçe en az sınırına indirilecek, büyük çiftlikler için arttırılacak, küçük ekinciye eksiltilecek. Öylelikle, devlete olan borcun 12 misli, banka borcunun 6 misli olan faizci borçlarıyla, köylünün sömürülmesi önlenecek. Üretim Kooperatifleri kanalıyla verilen ödünçlerin taksitleri, ürün alınınca tahsil olunacak. Kredi, güçlü çiftçilerden ziyade, güçsüz köylüye sağlanacak. İpotek ve teminat yerine, kooperatif ve köylü örgütlerinin kefaleti ve sorumluluğu geçecek.

“15- FİYAT POLİTİKASI: Tarım ürünleri aleyhine, sanayi ürünlerinin fiyat artışı durdurulacak. Köy ürünlerinin gerçek köylü kooperatifleri eliyle ihracatı kolaylaştırılacak, Ofisin yönetim ve kontrolü köylü örgütlerine bırakılacak.

“Modern üretim küçük ekincilere kadar götürülerek tüm tarım ürünlerinin maliyet fiyatları indirilecek.”

Bu uygulamalar hayata geçirildiğinde dahi köylümüz-çiftçimiz ağır üretim maliyetlerinin altında ezilmekten kurtulacak, üretken ve mutlu insanlar haline gelecektir. Pandemi ve kuraklık gibi afet-kriz durumlarında, üretimine insanca koşullarda devam edebilmesi ve ürünlerinin değerinde alınması için tüm destekler yapılacaktır. Bu tür afetlerin üstesinden gelmek için eldeki tüm olanaklar seferber edilecektir.

Kuraklıktan etkilenen Ülkemiz birkaç gündür yangın faciası yaşıyor. Ormanlarımız, ormanın gerçek sahibi olan hayvanlar, meralarımız yanıyor. AKP’giller seyrediyor.

Köylülerin-üreticilerin seraları, tarlalarındaki mahsulleri yandı. Büyükbaş ve küçükbaş hayvancıkları yandı. Evleri yandı. Bazı köyler yok oldu. Zaten binbir dertle uğraşan, ağır maliyetler altında ezilen köylümüz varını yoğunu kaybetti. Köylülerimize bir an evvel konut sağlanması, geçim kaynağı ve can yoldaşı hayvancıklarını, seralarını vb. kaybedenlere acilen destek olunması, kayıplarının telafi edilmesi gerekir. Tabiî öncelikle yangınların söndürülmesi, bunun için ülkenin tüm olanaklarının seferber edilmesi gerekir.

AKP’giller’in orman alanlarını ranta açmasından dolayı ülkemiz tarihinde en fazla kasıtlı orman yangını bu iktidar döneminde yaşanmıştır. Devam etmekte olan yangınların failleri ortaya çıkarılmalıdır. Bu acıyı yaşatanların bir an önce bulunup en ağır şekilde cezalandırılması gerekir.

İnsan eliyle kasıtlı olarak çıkarılan orman yangınlarının önlenmesi için seferberlik ilan edilmesi, tüm ormanlık alanlarda orman bekçileri görevlendirilmesi, ormanların düzenli olarak karış karış kontrol edilmesi gerekir.

Tabiî bütün bunları yapacak olan AKP’giller İktidarı değildir. Onlardan ormanlarımız, doğamız ve İnsanlık adına iyi bir şey beklemek ölü gözünden yaş ummaya benzer.

Orman yangınları sorununu da; yukarıda söylediğimiz gibi, halkımızın ve ülkemizin tüm diğer sorunlarını olduğu gibi çözecek olan Halkın Kurtuluş Partisi öncülüğünde kurulacak olan Demokratik Halk İktidarıdır.