Ne bitmez reformmuş bu…

04.02.2015
A+
A-
Ne bitmez reformmuş bu…

 

22 Ocak tarihli Yurt Gazetesi’nde bir haber var. Başlığı şöyle:

“Türkiye’nin yeni nesil reforma ihtiyacı var”

Kim söylemiş bunları?

Dünya Bankası (DB) Türkiye Direktörü Martin Raiser.

Raiser bu açıklamasını “Bölgesel Rekabet Edilebilirliğin Geliştirilmesi” ve “Bölgesel Yatırım Ortamı Değerlendirmesi” projelerinin açılış toplantısında yapmış.

Raiser, toplantıya katılanların ağzına acı biberi sürmeden önce bir parmak bal çalmış:

“Türkiye’ye gelen bir kişi, ilk izlenim olarak Ankara ve İstanbul gibi şehirlerin ne kadar gelişmiş olduğu konusunda şaşırabilir. Bana, bu şehirlerin dışına çıkıldığında durumun farklı olduğu söylenmişti. Erzurum, Kayseri, Mardin ve Gaziantep’e gittim. Doğrusu oralarda bile çok önemli altyapı yatırımları ve gelişmiş yapılar gördüm. Yani atıl bırakılmış bölgeler doğrultusunda bana anlatılanlar doğru değil”, diyerek.

Ancak ardından taleplerini sıralamış:

“İş dünyasının güvenini, özel sektörün yatırımlarını artırmak ve rekabet edilebilirliği geliştirmek için” ne yapmak gerekirmiş?

“Yeni nesil reformlar”!

“Yeni TC” gibi, “Yeni CHP” gibi her şeyimiz “yeni” ya, reformlarımız da “yeni nesil” olmalıymış…

Yoksa?

“Bugün Türkiye, artık kritik bir kavşakta bulunuyor”muş ve “son 10 yılda” elde ettiği “çok büyük başarılar”, eğer “yeni reformlarla desteklenme”zse bu başarılar “sürdürülebilir” olmaktan çıkarmış…

Bu yarimin eski huyu!

Uluslararası Parababalarının finans örgütleri olan Dünya Bankası (DB), Uluslararası Para Fonu (IMF) vb. kurumlar, bir ülke için ne zaman acı reçete sunacaklarsa önce ağızlarına bir parmak bal sürerler sonra da onları korkuturlar. Şunları şunları yapmazsanız şöyle olumsuz olur, yabancı sermaye gelmez, ülkenizdeki sıcak para şöyle kaçar, aman onları korkutmayın, onların isteklerini yerine getirin ki kaçmasınlar, sizin de büyümeniz sürdürülebilir olsun…

Ayrıca da uygulayacakları sömürü, zulme de “Reform”, “Dönüşüm Programı” gibi adlar vererek süslerler, cilalarlar o zalim uygulamaları. Yani bir Parababasından, onun CEO’sundan, direktöründen vb.sinden ne zaman “Reform”, “Dönüşüm Programı” sözlerini duyarsanız korkun. Ve zalimlik olduğunu anlayın istenenin.

Hani hatırlayacaksınız, 1999 yılında B. Ecevit-D. Bahçeli-M. Yılmaz’ın başında bulunduğu 57’nci Hükümet döneminde de aynı zalim örgütler, kurucuları AB-D Emperyalistlerinin emirleri üzerine, Türkiye’ye “15 günde 15 yasa” dayatmışlardı. Eğer bu yasalar (reformlar) 15 günde çıkmazsa ekonomi batar demişlerdi de aynen emrettikleri gibi “15 günde 15 yasa” çıkmıştı.

İşçi Sınıfımızın ve halkımızın “Mezarda Emeklilik” yasası diye adlandırdığı yasa da bunlardan biriydi hatırlayacaksınız.

Sadece 1999’dan bu yana mı?

Cumhuriyet öncesinden, Osmanlı’nın, Batılı büyük devletlerin isteğiyle-emriyle 1839 yılında uygulamaya başladığı “Tanzimat Fermanı”yla başlayan süreç, o zamandan bu yana sürüp gidiyor Türkiye üzerinde.

Ve 1950’den bu yana da aynı oyun oynanıyor. Demokrat Parti iktidarından başlayarak, 1960 sonrası S. Demirel’li AP hükümetlerine, 1970’ten sonra Milliyetçi Cephe hükümetlerine, T. Özal’ın hazırladığı ve 12 Eylül Faşizmince uygulanması sağlanan 24 Ocak Kararlarına, 2001 Krizi’nden sonra emredilen programlara, 2002 yılında iktidara getirilen Tayyipgiller hükümetlerinin hepsine emredilen şey aynıydı: reformları yapmazsanız batarsınız. AB’ye alınmazsınız. Vb. vb…

Uygulanan, gerçekleştirilen reformların sonucu ortada. Daha dün (22 Ocak günü) Türkiye Finans-Kapitalinin Kâbesi TÜSİAD’ın Genel Kurulu’nda konuşan eski Başkan Haluk Dinçer, hayata geçirilen-geçirttirilen onca reforma, uygulanan-uygulattırılan onca “dönüşüm programına” rağmen Türkiye ekonomisinin “Orta Gelir” düzeyine sahip bir ülke olduğunu söylüyor ve sahibinin sesi olduğunu kanıtlarcasına “Kapsamlı bir Reform”un gerektiğinin altını çiziyordu…

Yani halkımız bir kez daha yokluğun, yoksulluğun ve kaçınılmazca zulmün artırılacağı bir reform programına itiliyor yerli-yabancı Parababalarınca. Bitmiyor, bu zalim Parababaları düzeni devam ettiği sürece de bitmez, istenen-emredilen reformlar.

Reformları da, programları da çöpe atacak olan ve ihtiyacımız olan her şeyi gerçekleştirecek biricik güç başta İşçi Sınıfımız gelmek üzere halkımızdır, emekçilerimizdir. Gençlerimizdir. Onların elbirliğiyle kuracağı Demokratik Halk iktidarıdır.

Kuracağız o iktidarı, başaracağız o zor görevi!