Suçun zamanı yok ama tanımı belli: “Düşünüyorsan teröristsin” Baruch Spinoza ve Albert Camus “örgüt üyesi”

03.07.2017
A+
A-

346 yıl önce düşüncelerinden dolayı cezalandırılan Spinoza suç işlemeye devam ediyor ve hazırlanan bir iddianamede örgüt üyeliğinden mahkûm edildi. Şaka değil bir Türkiye klasiği. Olur olmaz sebeplerle işine son verilenlere, yazdıkları yazılar ya da düşüncelerinden dolayı terörist muamelesi gören binlerce KHK mağduru listesine son olarak Spinoza ile Albert Camus da eklenmiş oldu. Hem de “örgüt üyeliğinden”. KHK ile kapatılan Özgür Gazeteciler Cemiyeti Eşbaşkanı Nevin Erdemir ve yine kapatılan Gün Radyo çalışanı Ahmet Gülmez hakkında hazırlanan iddianamede, savcı, not defterinde adı geçen Spinoza ve Albert Camus’yu terör örgütü üyesi olmakla itham etti.

İktidarların halkları korku yolu ile sindirmesi, insanları düşünce ve ifade özgürlüğünden men etmeye çalışmaları ve bunu din maskesi altında yapmaları yeni değildir. Toplumun düşünmeden hareket eden otomatlara dönüştürülmesi hedefleniyor. En temel demokratik hak olan düşünceyi açıkça ifade etme özgürlüğü teminat altına alınmadıkça, yaşadığımız karanlık günler de sona ermeyecek. Baskı ve zulüm katlanarak devam ediyor. İşten atılanların sayısı 150 bini bulmuş durumda. Kendilerine karşı yapılan haksızlığa ve onursuzluğa karşı çıkan iki yiğit eğitimci, gasp edilen adaletin tecellisi için ölüme meydan okurcasına onurlu direnişlerini sürdürüyorlar.

17. Yüzyıl’da yaşayan günümüzün örgüt üyesi(!) Spinoza’nın sözleri sanki bugün yaşanan faşizmi anlatıyor:

“Özgür bir devlette her insan istediğini düşünebilir ve söyleyebilir. İnsanların kötü bir işe bulaştıkları ya da herhangi bir suç işledikleri için değil, yalnızca özgürlüğe düşkün mizaçları olduğu için düşman sayılmalarından ve ölüme, sürgüne gönderilmelerinden daha zararlı ne olabilir? Asıl ayrılıkçılar başkalarının yazdıklarını, söylediklerini mahkûm eden ve haddini bilmez yığınları kışkırtarak onların üzerine saldırtan insanlardır. Özgürlük talep edenlerin vicdan azabı çekmelerini gerektirecek bir şey yok. Özgürlük uğruna ceza almak onurdur.”

Yukarıdaki tespitleriyle 3 asır önce yaşamış dünyaca ünlü düşünür mahkeme kayıtlarına “PKK üyesi” olarak geçiyor. Hak ihlallerinde sınır tanımıyoruz çünkü. Filozofları bile yargılamaya başladığımıza göre Aristoteles ve Sokratesi de mi yargılasak?

Eminim onlar da ya FETÖ’cüdür ya da PKK’li. Kısaca AKP’giller familyasından değilsen; nerede, ne zaman yaşadığının pek bir önemi yok… Suçlusun… Teröristsin.

 

Yarın çok geç olmadan…

100 günü aşkın bir süredir sessiz çığlıklarıyla kulaklarımızı sağır edercesine haykırmaya devam ediyor “Yüksel’in Yaşayan İnsan Hakları Anıtı” iki yiğit eğitimci. Siz istediniz diye emek, onur olmaktan çıkarılıp satılık olmasın, düşünce ve ifade özgürlüğü mahkûm edilmesin diye. İnsanlık tarihi kadar eski ve değerlidir onur mücadelesi. Bazen adı Sokrates olur bazen Nuriye ve Semih. Ama hiç bitmez bu dava. Açlığa yatan iki genç insanın vicdanımızı kanatan başkaldırışlarını duymalıyız artık. Onurlu yaşamanın tek yolu ölmeyi göze almak olmuşsa ülkemde; iki eriyen bedendir bugün adaletin ölçüsü, Ankara-İstanbul arası değil.

Her yerde “milli irade” diye bağırarak kan emen vampirlerle Meclisi dolduran dörtlü çetenin bileşenleri, iki yiğit insanın yüreği kadar etmezsiniz biliriz.

Adaletiniz olmadığını da.

Kulaklarınızı açın ve duyun artık.

Nuriye ve Semih’in çığlıklarında yükseliyor adalet.

Katlettiğiniz onca canın hesabını ödeyeceksiniz.

Açlığa mahkûm ettiğiniz iki canın hesabı bir gün mutlaka sorulacak!

 

Ankara’dan Bir Yoldaş