Site rengi

Tasarım

Adalarımızın İşgalini görmezden gelmek vatana ihanettir

11.07.2024
108
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Yunanistan; 2004 yılından bu yana Ege Denizi’nde bize ait olan adalarımızı işgal ve ilhak etmektedir. AKP’giller iktidarı Avrupa Birliği’nden müzakere takvimi alabilmek için bu işgali görmezden gelmiş ve daha sonraki ilhak karşısında da “ölü numarası” yapmaktadır.

Sonuçta bugün itibariyle Yunanistan, Ege Denizi’nde (bir kısmı İstanbul’daki Büyükada’nın üç katı büyüklüğündeki) 20 Ada’mızı ve 2 Kayalığı işgal etmiş durumdadır.

Hemen belirtelim ki; gelinen bu aşamada Tayyip’in Eylül 2022’de Samsun’da düzenlenen “Teknofest” etkinliğinde yaptığı konuşmada “Yunanistan’a tek cümlemiz var, İzmir’i unutma. Adaları işgal etmeniz falan bizi bağlamaz. Vakti saati geldiğinde gereğini yaparız”  türünden “çıkış”(!)larının da hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur.

Bir kere Tayyip’in; “adalarımızı işgal etmeniz bizi bağlamaz” demesi, Ege Denizi’ndeki Yunanistan işgalini kabullendiğinin itirafıdır.

Konuşmasının devamındaki “bir gece ansızın gelebiliriz” sözünün ise “koftiden efelenleme”den ibaret olduğunu başta Yunanistan olmak üzere tüm Batılı Emperyalistler de çok iyi bilmekteler.

Kaldı ki, bu lafları eden vatandaş daha sonra “dostum” diye hitap ettiği Yunanistan Başbakanı Miçotakis’le “kazan-kazan zemininde işbirliklerine” girişmiştir. Tabiî bu ilişkide yine tek kazanan Yunanistan olmuştur.

Dolayısıyla Erdoğan’ın, Yunanistan’la ilişkileri öncelikle işgal edilen adaların terk edilmesi zemininden başlatmak yerine; “kazan-kazan” diyerek Yunanistan karşısında ne kazanacağı belli olmayan zemine girmesi büyük bir tutarsızlık, aynı zamanda ulusal çıkarlarımıza aykırı bir davranış ve hatta Anayasayı ihlal suçudur.

Bize göre bu tavizlerin nedeni son yıllarda Batılı devletlerce ekonomik olarak da ablukaya alınan ve hiçbir ciddiyeti-ağırlığı kalmayan AKP’giller’in imaj düzeltme çabalarından ibarettir. Zira onlar için vatan topraklarının işgal edilmesinin bir önemi yoktur. Yeter ki, emperyalistlerle aralarını hoş tutsunlar.

Başka bir anlatımla, AKP’nin Ege’deki bu hareketsizliği ya da işgali görmezden gelmesi, kendisini projelendirip iktidara getiren Batılı Emperyalistler karşısındaki teslimiyetinden başka bir şey değildir.

Ege Denizi’ndeki adalarımızın işgaline karşı hem fiili mücadele hem de hukuki mücadele zemininde örgütlü olarak karşı çıkan tek parti HKP’dir.

İktidar partisi ile birlikte diğer muhalefet partileri de bu işgali görmezden gelmekteler.

Tabiî bir de Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli Kurmay Albay Sayın Ümit Yalım ve YARSAV kurucu başkanı Sayın Av. Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun bu konudaki emeklerini/mücadelelerini saygıyla anmak gerekiyor.

Siyasiler böyle de akademisyenler ne âlemde?

Bu cenahta da birkaç istisna dışında tam bir teslimiyetin hâkim olduğuna geçtiğimiz günlerde bizzat tanık olduk.

İzmir İl Örgütümüzden Yoldaşlarla, 6 Haziran 2024 günü; İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi Müzesi’nde düzenlenen “Kent Söyleşileri”nden birisi olan ve Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Gürhan Yellice tarafından sunumu yapılan “Adalar Meselesi ve İzmir’in İşgali 1912-1919” konulu etkinliğe katıldık.

Esasen söyleşiye giderken, konuyu “1912-1919”la sınırlandırmakla günümüzdeki işgalleri görmezden geleceklerinden kuşkulanmıştık.

Ama söyleşinin başında; “Sunum Soruları”nın en sonunda yer alan “Ege Adaları günümüzde neden hâlâ tartışma konusu?” başlığını görünce bir nebze umutlandık.

Hoca, bir saatten fazla süren konuşmasında; “Lozan’a zafer de diyemem hezimet de… Büyük Taarruz sonrası Yunanistan Ordusunda bir bozgun olmamıştır. Çoğu Midilli ve Sakız’a çekildi. Ege’de Midilli ve Sakız Yunanistan’ın elinde olmasaydı, 9 Eylül’den sonra hedef Selanik’ti. Günümüzde hükümet aktif dış politika izliyor ve Ege’de egemenlik haklarımızı koruyor” vb. birçok yanlış anlatımlarının yanı sıra, Lozan’ın 12. maddesi ile “İmroz (Gökçeada), Bozcaada ve Tavşan Adaları ile birlikte Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adaların, Türkiye’nin egemenliğine” bırakıldığını gündeme getirmediği gibi, 2004’ten bu yana Ege Denizi’ndeki Yunanistan’ın işgal ettiği adalara değinmedi bir türlü.

Sorular bölümünde kendisine bu işgali sorduk, hemen alındı.

Önce, “Konumuz Lozan değil” dedi, daha sonra da “Ne yapabilirim ben?” diye tepki vermeye başladı.

Oysa Yunanistan buralara bayrak çekerek egemenlik gösterileri yapmakta, okullar-kiliseler açmakta, askeri birlikler yerleştirmekte, ağır makineli silahlarla tatbikatlar yapmakta…

Cumhurbaşkanından Genel Kurmay Başkanı ve Savunma Bakanlarına, hatta AB ülkelerinin bakanlarına varana kadar buraları ziyaret edip denetlemelerde bulunmaktalar. Yaptıkları bu etkinlikleri de resmi kurumlarının internet sitelerinde görüntülü ve videolu olarak yayınlamaktalar.

Dahası, Türkiye tarafından bu işgale ses çıkartılmayınca, Yunanistan devleti giderek pervasızlaştı ve işgal ettiği adalarımızı Silahlandırdı ve askeri tatbikatlar yapmaya, turizm tesisleri açmaya, maden aramaya ve bulduğu madenleri Atina’ya taşımaya başladı.

Yunanistan, 1947 Paris Antlaşması’na aykırı olarak 12 Ada’ya da askeri tesisler kurarak ağır savaş silahları yerleştirdi. Buralarda Kara, Hava ve Deniz tatbikatları yapmaktadır.

Söyleşide Hoca’nın Ege Denizi’nde günümüzdeki güncel işgali görmezden gelmesi bir yana, AKP’nin 2004’ten bu yana göz yumduğu ada işgallerine rağmen bir de “hükümet aktif dış politika izliyor” demesine tahammül edemedik.

Protesto etmekten başka yolumuz kalmamış oldu.

Burada asıl bizi üzen şey ise; Birinci Ulusal Kurtuluş Şavaşı’mıza son noktanın konulduğu İzmir’de ve bu savaşın Başkomutanı Mustafa Kemal’in partisinin belediyesinde düzenlenen etkinlikte, vatan topraklarının işgalini görmezden gelen ve hatta Kurtuluş Savaşı’mızın zafer belgesi olan Lozan Antlaşması’nı küçümseyen konuşmaların olmasıdır.

Yoksa bu tür etkinliklerde konuşmacı niteliğindeki “bilim insanları”(!)nın ulusal değerlerimizi hiçe sayan, vatan topraklarımızın işgal edilmesini görmezden gelen açıklamalarının bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Çünkü bu gibi hocalar, bilimsel dürüstlükten uzaklaşmış, nabza göre şerbet veren, iktidarla çelişmemek için kırk takla atan kürsü ötülgenleridir. Bunlar hasbelkader ellerine geçirdikleri kürsüleri kaybetmemek için iktidar partisi ile birlikte vatana ihanet suçunu işlemekten çekinmiyorlar.

Halkın Devrimci Demokratik İktidarında, vatana ihanet suçunu işleyen, iktidarı ve muhalefetiyle, askeri ve siyasetçisiyle, akademisyeniyle herkesten mutlaka hesap sorulacaktır.

27.06.2024