Arazi Gaspı ve Türkiye

22.09.2017
A+
A-

AKP’giller’in Türkiye toprakları üzerinde oynadıkları oyunlar yetmiyor gibi, şimdi de Afrika ve Latin Amerika üzerinde de yoksul köylülerin topraklarını kiralayarak yandaşlarına peşkeş çekiyorlar.

Türkiye’de “Çiftçi Kayıt Sistemi”ne göre kayıtlı 600.000 çiftçi üretimden kopmuş iken Tarım ve Hayvancılık eski Bakanı Faruk Çelik  “(…) tapulu yeriniz var belirli, bir ölçeğin üzerinde. Ama ekmiyorsunuz, ihtilaf, miras tartışmalarından dolayı. Veya başka nedenlerden dolayı araziyi atıl hale getirmişsiniz. Biz, kamu adına burasını ekmiyorsanız, sizin adınıza ekerek kira bedelinizi bankada hesabınıza yatıracağız” dedi. “Hangi ürünlerin nerede ekileceğini belirledik. Biz bunlara destek vereceğiz. Yanlış ürün ekene destek de vermeyeceğiz. Belki alım da yapmayacağız. Alternatif ürün ekmeyene alım da yok.” (3 Ekim 2016 Cumhuriyet)

Şimdi sormak lazım Sayın Bakana; 600 bin çiftçi son 12 yılda neden üretimden koptu? Bunun nedeni sizin yanlış tarım politikalarınız değil mi? Tarım ürünlerini ihraç eden ülkeyi tarım ürünlerini ithal eden ülke haline getiren siz AKP’giller’in ve önceki Parababaları iktidarlarının üreticiye dönük olmayan yanlış politikaları değil midir?

Eğer bu ülkede üreticilerin yüzü gülecek ise toprak devrimini başarmak zorundayız. Çözüm; tarım üretim kooperatiflerinin yaygınlaştırılması, tarım destek programlarının üretici esaslı uygulanması, üretim araçlarının karşılıksız olarak üreticiye verilmesi ve eğer belirli sürede üretim yapmıyorsa geri alınmasıdır. Atıl toprakların üreticiye tahsis edilmesi ve tarım destek programının uygulanması gereklidir.

Eğer ülkemizde üretici-market fiyatlarındaki makas giderek açılıyorsa burada sıkıntı var demektir. Kuru kayısıda fark yüzde 356,57; patateste yüzde 320,13 ise; limonda 245,35 iken patlıcanda 165,35 ise üreticinin elinden ucuza alınan malın, markete ulaştığında fahiş fiyata çıkması, aradaki aracıların para kazandığının göstergesidir. Öyleyse bu aracı kurumların ortadan kaldırılması gerekir. O zaman üreticiden tüketiciye akan bir politika yaşama geçirilmelidir.

Yoksa Faruk Çelik’in önerdiği atıl arazilerin kiralanması, parası olanlara toprakların verilmesi ve sonunda parası olmayan üreticilerin onların veya diğerlerinin yanında ırgat olarak çalışması sonucunu doğuracaktır.  Bu işsizlik ve pahalılık cehenneminde yaşamaya çalışan tarım işçilerinin, ırgatların vay haline.

Dünyada ve Türkiye’de on yıllardır uygulanan bu sistem çokuluslu şirketlerin ve sömürgeci devletlerin tarım politikasıdır. Verimli ürün alabilecekleri toprakları ucuza kiralayıp o ülkenin insanlarını yanlarında çalışmaya mahkûm etmek, ucuz işgücünü sömürmektir.  Emperyalizme bağımlı iktidarların olduğu ülkelerde bu politikanın uygulanması daha kolaydır.

Bunun son örnekleri Sudan, Somali, Mozambik, Liberya gibi Afrika ülkelerinde görülmüştür. Bu politikaya Türk işadamları da, Tarım Bakanlığı da dahil olmuştur. Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM), kara Afrika’da toprak kiralamada ve orada üretilen ürünlerin Türkiye’ye getirilmesinde söz sahibi olmuştur.  Türkiye’de pamuk ekim alanları daralsın umurlarında mı? Tekstil için gereken pamuk ithal edilir. Ona uygun politikalar AKP’giller döneminde oluşturulmuştur. İşte Afrika’dan iki örnek verelim;

 “Sudan’da 2014 yılının başlarında, 99 yıllığına 780 bin dekar arazi kiralayan Türkiye’nin Beyaz Nil Nehri’nin kenarında yer alan arazilerde, sebze ve meyve başta olmak üzere çeşitli tarım ürünleri yetiştireceğinin belirtildiğini dile getiren Güngör, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Faruk Çelik’in, “yurt dışındaki verimli arazilerin ülkemize gelir olarak, ürün olarak kazandırılması konusunda” üzerlerine düşeni yapacaklarını, “gelişmiş ülkelerin yapmış oldukları bu yöntemi kullanacaklarını” ifade ettiğini anımsatarak, “Türkiye’nin, Sudan’ın yanı sıra Brezilya’da da toprak kiralamayı planladığı, bazı Türk müteşebbislerin ülke dışında toprak kiralayarak tarım yaptıkları biliniyor. Örneğin, bir Türk şirketi olan Omo Valley Farm, Etiyopya’dan 25 yıllığına 50 bin hektar alan kiralayarak pamuk üretimi yapmaya başlamıştırdedi.” (Yusuf Yavuz, Önce toprağını terk eden çiftçiye sahip çıkın, Turizm Haberleri, 29 Eylül 2016 )

 

Türkiye’de Arazi Gaspı nasıl yapılıyor?

AKP’giller, Türkiye’deki en verimli tarım alanlarını “Acele Kamulaştırma” kararı alarak kurdukları HES’lere, RES’lere ve son olarak da JES’lere peşkeş çekerek köylüyü topraktan yoksun bırakıyorlar. Yani toprak artık köylünün değil şirketlerin denetimine geçiyor.  Buna karşı topraklarını verimli olarak işletmek isteyen köylüler şirketlerin denetimine verilen ÇED raporları ile hak elde edemiyorlar ve eylem üzerine eylem yapıyorlar. Dinleyen kim?  Devletin verdiği ÇED raporları ile en verimli araziler taş ocaklarına, maden ocaklarına, jeotermal enerji üreten şirketlere peşkeş çekiliyor. Geçmiş yıllarda 2B yasası ile ormandan çıkarılmış arazileri şirketlere ve rantçılara veren aynı anlayış değil midir? Yandaş şirketler para kazansın, umurlarında mı üreticiler?

Onlar topraksız köylü olsunlar, orada daha önce ektikleri, biçtikleri, hayvan otlattıkları topraklarda işçi olsunlar ya da metropollere göç etsinler, işsizler ordusuna dahil olsunlar.

Türkiye topraklarında ekili alanların geliştirilmesi için program yapması gerekenler, yabancı ülkelerde toprak kiralayarak, orada ürettikleri ürünleri Türkiye topraklarında satışa sunuyorlar. Böyle rezil politika olur mu?

Bir de vergi indirimi yaparak ithal ürünlerin topraklarımızda boy göstermesini teşvik ediyorlar. Bu hainlik değil de nedir?

AKP’giller özellikle enerji, maden ve inşaat alanlarında kurdukları tekellerle arazi gaspına yöneldiler. En büyük projeler diye sundukları ve yaşama geçirdikleri yatırımlarla yandaşlarının itiraf ettiği gibi “milletin a.ına koydular”. Bu onlara zevk veriyor. Gelsin paralar, konsorsiyumlar kazansın, halkın sırtından sıcak paralar ödensin. Köylüler aç kalsın, meralar ellerinden gitsin, kentsel dönüşüm adı altında en kupon arsalar rantsal dönüşümcülere yani yandaş müteahhitlere verilsin. Ha pardon unuttuk Arap Şeyhlerine en manzaralı yerler verilsin ki petrodolarlar malûm şirketlere aksın. Araziler elden çıkmış, kimin umurunda, gelsin paracıklar…

Kürt illerinde kirli savaş ile boşaltılan kentlerdeki arsalar yepyeni projeler gibi halkın söz ve karar sahibi olmadığı, halkların haklarının gasp edildiği, sürgün edildiği alanlar olarak açgözlü Parababalarının hizmetine sunulmuştur.

Son olarak İstanbul’da polis ve askeri bölgelerden boşaltılan arsalar, rezidans ve AVM yapılmak üzere sermayenin emrine veriliyor. Her imar planı değişikliği Parababalarına kâr getiriyor.

İşte arazilerimiz böyle gasp ediliyor. Devlet eliyle, belediyeler eliyle, orman yangınlarıyla araziler elden çıkarılıyor. Ağaç dikilecek alanlar yerli yabancı şirketlere peşkeş çekiliyor. Bu konunun üzerine giden basın emekçileri hapsi boyluyor, Gökmen Ulu örneğinde olduğu gibi… Çeşme’de Folkart’ın arsa ve imar yolsuzluklarının üzerine gitmesi, onun da AKP’giller’in basın düşmanlığından nasibini almasını sağladı.

 

Ne yapılmalı?

Özetçe Türkiye’de çiftçinin topraklarının verimli hale getirilmesi, çiftçinin her türlü teknik donanımla desteklenmesi, tarım kredi kooperatiflerinin teşviki, nadasa bırakılan ve boş olan arazilerin topraksız köylüye verilmesi gerekirken, tarım ürünlerinin yetişmesi, desteklenmesi, topraksız köylüye karşılıksız tarım kredisi verilmesi için program yapılması beklenirken, yeni sömürgeci bir politika olarak yabancı ülkelerde toprak kiralanması çiftçiye vurulan bir darbedir.

Her şey para için, her şey şirketler için politikasının sonucu oluşan arazi gaspına son verilmelidir. Tarım arazileri imara açılmamalıdır. Tarım arazilerinin kullanılmayanları topraksız köylüye verilmelidir. Su politikası gözden geçirilip su ile çiftçi, üretici buluşturulmalıdır. Üreticiye teknik destek sağlanmalıdır. Özcesi toprak devrimi yapılmalıdır. Demokratik Halk İktidarının temel görevlerinden birisi budur. HKP, Halkın İktidarında toprak devrimini başaracak ve arazi gaspına son verecektir.

HKP halkın partisidir, üreticinin, çiftçinin, yoksul köylünün, topraksız köylünün gerçek dostudur. Halklarımız HKP saflarında örgütlenip HALKIN İKTİDARINI kurmalıdır. İnsanca yaşamak, topraklarını en verimli şekilde işlemek üreticinin hakkıdır. Bu haklar gasp edilemez.

 

İzmir’den Bir Yoldaş