Bak nasıl da biliyor!

03.04.2016
A+
A-

 

Bu kanlı sonucun planlayıcısı: ABD’dir, oyunda rol verilenler de, rolünü yerine getirenler de sizlersiniz. Başkası değil. İlk hamlede piyon olarak harcanacak da sizlersiniz. Siz sadece makamlarınızı, vurgunlarınızı korumak için, lağım deliğinden süpürülmemek için, size emredilenleri yaparsınız.

 

Başbakan Davutoğlu, 19 Mart günü AB’yle yaptığı, Avrupa ülkelerindeki Suriyeli mültecilerin ülkemize geri alınması ve ülkemizin “güvenli bölge” ilan edilmesi sonucunu doğuran “Kayseri” pazarlığından; daha doğrusu “At” pazarlığından ya da dilencilikten dönerken uçakta yaptığı açıklamalardaki konu başlıklarından birisi de Suriye idi.

Bu konuda Davutoğlu’nun söyledikleri şunlar, Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre:

“YENİ SYKES PİCOT’YA DİRENİYORUZ

“(…)

“Direniyoruz: Suriye maalesef öyle bir noktaya getirildi ki; her türlü kirli oyununun oynanabileceği bir zemin oluştu. Bunlardan biri de Sykes Picot’nun (SP) yüzüncü yılı. (Bu anlaşma) Bizi hep böldü. Halep’i Antep’ten vb… Birileri yeni bir Sykes Picot yazma peşinde, biz bunu yok etmeye çalışırken birileri yazma peşinde. Arap Baharı öncesinde SP’yi ortadan kaldırmayı düşünüyorduk, ekonomik hamlelerle. Hedeflerimiz birilerini rahatsız etti, Arap Baharı bunun için kullanıldı. Şimdi Suriye’yi üçe dörde, Irak’ı bölerek yeni SP yazmaya çalışılıyor. Buna direnenler var, biz(im) gibi.”

Bildiğimiz gibi Sykes-Picot Anlaşması’ndan önce 26 Nisan 1915 tarihli Londra Antlaşması vardır. Bu antlaşmanın devamıdır Sykes-Picot Antlaşması. Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkim olduğu bölgelerin, başta Ortadoğu ve Balkanlar olmak üzere, Batılı emperyalist devletlerce paylaşılmasını içeriyordu esas olarak. Ve bu Antlaşma’nın mimarları da İngiliz ve Fransız Emperyalistleriydi bildiğimiz gibi.

Sir Mark Sykes, İngiliz Dışişleri Görevlisiydi. François Georges Picot ise Fransız görevlisiydi. Bu ikili, hükümetlerinin emirleri gereği bir araya gelerek, Osmanlı’nın hâkim olduğu toprakların paylaşımını yaptılar kâğıt üzerinde. Bu yüzden de bu antlaşmanın adı: Sykes-Picot olarak kaldı tarihe. Ve sonra da bunu fiiliyatta hayata geçirdiler bu emperyalist devletler. Bu antlaşmaya göre;

Antalya, Batı Akdeniz ve Ege bölgesiyle 12 Ada ve Trablusgarb İtalyanlara veriliyordu.

İngiltere ve Fransa, İtalya’yı da savaş boyunca kendi saflarında tutabilmek için, bu bölgeleri ona veriyordu.

Kilikya, Anadolu’nun güneyi ve güneydoğusu, Suriye, Lübnan Fransa’ya veriliyordu.

İngiltere’yse, İran, Irak, Arap Yarımadası’nın tamamına sahip olacaktı.

Çarlık Rusyası’nın payınaysa, İstanbul, Boğazlar ve Kuzey Marmara bölgesi düşüyordu.

Bunlara ilaveten Osmanlı Ermenistanı’nın Osmanlı’dan koparılarak Çarlık Rusyası’na verilmesi de öngörülüyordu bu antlaşmalarda.

Yine bildiğimiz gibi, Lenin Usta’nın önderliğindeki Sovyetler, bu antlaşmaların, iğrenç emperyalist talan antlaşmaları olduğunu, emperyalist alçakların içyüzlerini ortaya koyduğunu, tüm dünyaya ilan etti.

Ekim Devrimi’nin önderleri, Devrimin hemen sonrasında, 3 Aralık 1917’de, “Rusya’nın ve Doğu’nun Tüm Müslüman Emekçilerine” başlıklı bir bildiri yayımlarlar. Bildirinin Türkiye’yle ilgili olan birkaç paragrafını aktaralım:

“Tahtından indirilmiş Çar’ın imzaladığı ve devrilmiş Kerenski hükümetinin onayladığı, İstanbul’un ele geçirilmesine ait gizli anlaşmanın yırtıldığını, yok edildiğini bildiririz. Rusya Cumhuriyeti ve Hükümeti, Halk Komiserleri Sovyeti, başkalarına ait olan toprakların ele geçirilmesine şiddetle karşıdır. İstanbul Müslümanların elinde kalmalıdır.”

“(…)

“Türkiye’nin parçalanmasına ve Ermenistan’ın elinden alınmasına ait anlaşmanın yırtıldığını, yok edildiğini bildiririz. Askeri harekât kesilir kesilmez, Ermenilere siyasi yazgılarını diledikleri gibi belirleme hakkı sağlanacaktır.”

“(…)

“Milliyetler İşleri Halk Komiseri J. V. Çugaşvili-Stalin

“Halk Komiserleri Sovyeti Başkanı V. İ. Ulyanov-Lenin” (Stefanos Yerasimos, Kurtuluş Savaşı’nda Türk Sovyet İlişkileri, 1917-1923, s. 36-37)

Gördüğümüz gibi, Davutoğlu; “Birileri”nin “Yeni Sykes-Picot yazma peşinde” olduğu gibi kimi gerçekleri biliyor. Ve dile getiriyor. Ama diğer yandan da kimi gerçekleri (kendileri de işin içinde olduğu için, bizzat bu olayların sorumlularından oldukları için) gizliyor. Şimdi biz, Davutoğlu’na soralım gizlediği kimi gerçekleri:

Bu plan hayata geçirilirken, bu Batılı devletlerle işbirliği yapanlar kimlerdi?

Başta padişah Vahdettin ve Damat Ferit olmak üzere, işbirlikçi “aydın”lardan ve bürokratlardan oluşan hainler.

Kim karşı çıkıyordu bu Antlaşmanın sonuçlarına?

Başta Mustafa Kemal olmak üzere Birinci Kuvayimilliyeciler ve Türk ve Kürt Halkı.

Bir de yukarıda da aktardığımız gibi Lenin önderliğindeki Ekim Devrimcileri ve Sovyetler Birliği, değil mi?

Sykes-Picot’un doğal sonucu neydi?

Sevr Antlaşması.

Bugün yeni Sykes-Picot nedir? Ya da Davutoğlu’nun sözleriyle soralım:

Kimdir o  “yeni bir Sykes Picot yazma peşinde” olan birileri?

Başta ABD Emperyalistleri ve sonra AB Emperyalistleri.

O zamanki Sykes-Picot’un bugünkü adı nedir?

BOP ya da GOP’tur.

BOP ya da GOP’un doğal sonucu nedir?

Yeni Sevr!

BOP’un ya da GOP’un eşbaşkanlarından birisi kimdir? Ve yürütücüsü kimlerdir ülkemizde?

Şu an Cumhurbaşkanı koltuğunda oturan R. Tayyip Erdoğan! Ve onun güdümündeki, emrindeki AKP Hükümeti. Ve onun başındaki, görünürdeki Başbakan olarak sen değil misin? Ve siz taşeronluk yapmıyor musunuz bu projelere?

Üstelik bu projeler sonucunda, sadece Irak, Suriye, Libya bölünmeyecek. Ülkemiz de bir kez daha, en az üç parçaya bölünmeyecek mi?

Bölünecek.

ABD Emperyalistleri bu projenin haritasını da yayımlamadılar mı?

Yayımladılar.

Kim karşı çıkmaktadır bu projelere karalılıkla?

Halkın Kurtuluş Partisi ve Kurtuluş Partililerle birlikte mazlum Türk ve Kürt Halkı.

Doğru mu bütün bunlar?

Sonuna kadar.

Şimdi sen Davutoğlu; “biz bunu yok etmeye çalışırken” diyerek kimi kandırdığını savunuyorsun?

Bir de diyorsun ki: “Suriye maalesef öyle bir noktaya getirildi ki; her türlü kirli oyununun oynanabileceği bir zemin oluştu.”

Kim getirdi Suriye’yi bu hale? Kim çekti Suriye’yi “her türlü kirli oyunun oynanabileceği bir zemin”e?  Ve “Şimdi Suriye’yi üçe dörde, Irak’ı bölerek Yeni SP yazmaya çalış”anlar kim? Kimler?

ABD Emperyalistleri ve yerli işbirlikçileri olarak sizler değil misiniz?

Daha düne kadar kanka olduğunuz, ailece görüştüğünüz, Ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yaptığınız Suriye’nin meşru lideri Beşşar Esad’ı ve iktidardaki BAAS Yönetimini ilk satan kim oldu?

Emevi Camii’nde namaz kılmak isteyen kimdi?

Binlerce, on binlerce Ortaçağcı katilin sınırlarımızdan geçip gitmesine, Suriye’yi kan gölüne çevirmesine kim izin verdi?

IŞİD’inden El Nusra’sına, Ahrar-ı Şam’dan, Hizbul Tahrir’ine yüzlerce Ortaçağcı, gerici, karşıdevrimci örgütün yaratılmasını kim sağladı?

“Eğit-Donat” diyerek, ülkemizde kim askeri kamplarda bu sapık, cani Ortaçağcıların eğitimini üstlendi?

Kim MİT TIR’larıyla bu canilere binlerce silah, mühimmat gönderdi?

Ve tüm bunların sonunda 470 binden fazla masum Suriyelinin ölmesine, milyonlarcasının ülke içinde ve ülke dışında mülteci durumuna düşmesine kim neden oldu?

Suriye’nin alt ve üstyapısının çökmesine kim neden oldu?

Ha bir de utanmadan Irak’ı ağzına alıyorsun.

“Kahraman genç kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için dua ediyorum.”, diyen senin büyük Reis’in değil miydi?

“Dünya barışı için, barışı korumak, barışı yapmak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir.”, diyen de seni siyasete soktuğunu her fırsatta söyleyen Abdullah Gül değil miydi?

Daha uzatalım mı soruları?..

Gerekmez!

Senin “Startejik Derinlik”in bu kadar işte!

Şimdi kalkıp bize yersen lokantası açıyorsun!

“Direniyoruz”, diyorsun.

Direnmek kim, siz kim?..

Yemezler!

Bu kanlı sonucun planlayıcısı: ABD’dir, oyunda rol verilenler de, rolünü yerine getirenler de sizlersiniz. Başkası değil. İlk hamlede piyon olarak harcanacak da sizlersiniz. Siz sadece makamlarınızı, vurgunlarınızı korumak için, lağım deliğinden süpürülmemek için, size emredilenleri yaparsınız.

Direnenler mi “Yeni Sykes-Picot”a?

Irak lideri Saddam Hüseyin’i hatırla!

Libya lideri Muammer Kaddafi’yi hatırla!

Suriye lideri Beşşar Esad’ı gör!

Hatırla, gör ve utan! diyeceğiz ama…

Biz sana Ziya Paşa’nın çok ünlü ve sana-size tastamam uyan, üstünüze kalıp gibi oturan, seni-sizi anlattığı iki dizesiyle yanıt verelim:

 

Âyinesi iştir kişinin lafa bakılmaz

Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde

 

 

Şimdi biz sana Ziya Paşa’nın ünlü şiirinden birazını daha hatırlatalım mı?

Terkib-i Bend VIII

(Açıklamalı)

 

Her şahsı harîm-i Hakk’a mahrem mi sanırsın?

Her tâc giyen çulsuzu Edhem mi sanırsın?

(Her dokunulmazlığı olanı Allah’a yakın mı sanıyorsun?

Her taç giyen çulsuzu Edhem mi sanıyorsun?)

(Edhem: Tacını tahtını bırakıp evliyadan olan Belh şehri şehzadesi)

 

Dehri arasan binde bir âdem bulamazsın,

Âdem görünen harları âdem mi sanırsın?

(Dünyayı arasan binde bir insan bulamazsın,

İnsan görünümündeki eşekleri insan mı sanıyorsun?)

 

Çok mukbili gördüm ki güler, içi kan ağlar,

Handân görünen herkesi hurrem mi sanırsın?

(Çok mübârek insan gördüm ki güler, içi kan ağlar,

Güler görünen herkesi mutlu mu sanıyorsun?)

 

 

Bil illeti, kıl sonra müdâvâta tasaddî,

Her merhemi her yâreye merhem mi sanırsın?

(Önce hastalığın ne olduğunu bil, sonra tedaviye başla,

Her merhemi her yaraya merhem olur mu sanıyorsun?)

 

Kibre ne sebeb? Yoksa vezîrim diye gerçek,

Sen kendini düstûr-ı mükerrem mi sanırsın?

(Kibire ne gerek var? Yoksa vezirim diye gerçekten

Sen kendini nizamın sahibi mi sanıyorsun?)

 

Ey müftehir-i devlet-i yek-rûze-i dünyâ,

Dünyâ sana mahsûs u müsellem mi sanırsın?

(Ey dünyanın geçici nimet ve devletiyle iftihâr eden,

Dünyanın sana ayrılmış olduğunu ve teslim edildiğini mi sanıyorsun?)

 

Hâlî ne zaman kaldı cihân ehl-i tama’dan,

Sen zâtını bu âleme elzem mi sanırsın?

(Bu dünya ne zaman açgözlülerden yoksun kaldı,

Sen kendini bu dünyaya çok gerekl mi sanıyorsun?)

 

 

En ummadığın keşf eder esrâr-ı derûnun,

Sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?

(En ummadığın senin içyüzünü keşfeder,

Sen herkesi kör, halkı sersem mi sanıyorsun?)

 

Bir gün gelecek sen de perîşân olacaksın,

Ey gonca bu cem’iyyeti her-dem mi sanırsın?

(Bir gün gelecek sen de perişan olacaksın,

Ey gonca bu topluluk hep böyle [yanında] olacak mı sanıyorsun?)

 

Nâ-merd olayım çarha eğer minnet edersem,

Cevrinle senin ben keder etsem mi sanırsın?

(Korkak olayım eğer bu çarka (döngüye) minnet edersem,

Senin zulmünden kederlendiğimi mi sanıyorsun?)

 

Allah’a tevekkül edenin yâveri Hak’dır,

Nâ-şâd gönül bir gün olur şâd olacakdır.

(Allah’a güvenenin yardımcısı Allah’tır,

Hüzünlü olan gönül bir gün gelecek bahtiyâr (mutlu) olacaktır.)