Japon Finans-Kapitali, ülkemizi nasıl işgal ediyor?

12.05.2018
A+
A-

Ülkemizin doğa harikası şehirlerinden Sinop, emperyalizmin “Nükleer” işgalinin son durağı… Yıllardır Türkiye’de devreye alınması beklenen iki nükleer santralden birine ev sahipliği yapacak olan Sinop’un halkı, nükleer santrale karşı yıllardır mücadelesini sürdürmekte ve mücadelesi sonucunda da Gerze’de Nükleer Santral’in yapılması durduruldu. Gerze’deki girişim durdurulsa da, sonrasında İnceburun bölgesinde el değmemiş ormanlar yok edilerek nükleer santrale yer açıldı.

Nükleer santrali Türkiye’deki işbirlikçileri ile tamamlaması beklenen Japonya ve Fransa Emperyalistleri ise santrali yapmak konusunda en az AKP’giller kadar aceleci davransa da, Türkiye’deki mevcut ekonomik şartlardan dolayı Türkiye’ye bu çalışmanın maliyetinin daha yüksek olacağını belirtiyorlar. Hatta bu sebeple projenin Japon ortağı, projeden çekilme kararı aldı 24 Nisan tarihinde.

“Itochu, Türkiye’de nükleer enerji reaktörünü inşa edecek olan ve Mitsubishi Heavy Industries’in dahil olduğu Japon konsorsiyumundan ayrılma kararı aldı.

“Nikkei’nin kaynak belirtmediği haberde, Itochu’nun kararı, yapılan fizibilite çalışması sonucunda reaktör maliyetinin iki kat artışla 5 trilyon yene çıkması üzerine aldığı belirtildi.

“ Japon gazetesi Asahi daha önce de Sinop’taki söz konusu santralin maliyetinin öngörüleri oldukça aştığını iddia etmişti.

“Gazeteye göre daha önce dört nükleer reaktör için 2,1 trilyon yen (20 milyar dolar) öngörülen maliyetin 4 trilyon yen (38 milyar dolar) seviyesine yükseldiği belirtildi.

“Gazetenin iddiasına göre Japon şirketleri Türk yetkililere projeyi 2023 öngörüleriyle tamamlamanın zor olabileceğini belirtti.” (http://www.businessht.com.tr/ekonomi/haber/1933059-nikkei-japon-devi-turkiye-de-nukleerden-cekiliyor)

Japonya’da yayın yapan Asahi adlı internet sitesindeki Yasuaki Oshika ve Tsuneo Sasai imzalı makalede ise tüm bu maliyetlere rağmen hem Türkiye, hem de Japonya’nın projeyi gerçekleştirmeye yönelik isteklerinin mevcut olduğunu belirtiyorlar.

 “Başlangıçta toplam proje maliyeti yaklaşık 2,1 trilyon yen (19.7 milyar $) olarak tahmin edildi. Bununla birlikte, fizibilite çalışması sırasında dört reaktörün her birinin 1 trilyon yeninden daha fazla maliyetli olacağı netleşti.

 “Proje ortaklarının inşaat giderlerini karşılamaları ve yatırımlarının maliyetini elektrik üretiminden elde edilen gelirle telafi etmeleri bekleniyordu.

 “Ancak inşaat maliyetleri artarsa ​​ve operatör elektrik için daha fazla ücret talep edemezse, projenin bir kar elde etmesi zor olur.

 “Yine de, Japon hükümeti projeye devam etmeyi planlıyor ve Japon tarafı yakında nihai fizibilite raporunu Türk hükümetine sunacak.

“Japon tarafı, planın devam etmesi halinde inşaatın Türk hükümetinden mali destek gerektireceğini ve ilk tahminlerden elektrik ücretlerinin artırılacağını bildirecektir.

 “Kaynakların, Türk tarafının bu koşulları kabul edip etmeyeceği açık değil.

 “Projenin, büyüme stratejisinin bir parçası olarak Japon nükleer teknolojisinin ihracatını zorlayan Abe yönetiminden güçlü desteği var.

 “Ancak, 2011 yılında Fukushima No.1 nükleer santralinin üç kat erimesinden sonra getirilen daha katı güvenlik standartları, Japon şirketlerinin küresel nükleer enerji endüstrisinde para kazanmasını zorlaştırdı.”

Son cümle aslında tüm niyeti ortaya koyuyor. Japon Emperyalizmi, kendi ülkesinde artık barındırma imkânı olmadığı, güvensizliği ortada olan sistemleri Türkiye’ye kurarak kazancına kazanç katmaya devam etmeyi umuyor. Bu sebeple maliyetler 2 katına çıktığı halde her iki ülkenin de Parababası iktidarları ısrarcı oluyor nükleer santralin kurulmasında.

Böyle bir soygunu işgal diyerek tanımlamak abartı olmaz sanıyoruz. Sonrasında neler olacağını tahmin edebilirsiniz; ülkemizde milyonlarca insanımızın cebinden çıkacak bu maliyet.

Nükleer enerjinin geçmişte en ileri teknik olduğunu ortaya koymakta bir sakınca yok. İşçi Sınıfı iktidarının olduğu ülkelerde yıllarca nükleer enerjiden fayda sağlandı. Buna karşılık günümüzde maliyeti, insan yaşamının önüne koyan emperyalistlerin gerçekleştireceği bu tip girişimlerin hem doğa katliamına, hem de pahalılığa yol açacağı ortadadır. Emperyalistler, kendi ülkelerinde yürütemediği projeleri ülkemizde denemekte ve bizler doğaseverler, halkçılar olarak bu soygun ve işgal girişimine karşı mücadelemizi sürdürmeliyiz.

 

İstanbul Tuzla’dan
Bir Yoldaş