Site rengi

Tasarım

Kaymakamın haklı vurgun isyanı…

08.09.2023
470
A+
A-

Av. Tacettin Çolak

Memleketim Seydişehir’de iki yıl görev yapan ve son kararname ile Yalova Vali Yardımcılığına atanan Kaymakam Deniz Pişkin; sosyal medyada bir paylaşım yaparak isyan etti, geçtiğimiz günlerde.

Devletin merkezi yönetim örgütü içinde bulunup da AKP’nin yereldeki tüm yöneticilerini ve diğer Tefeci-Bezirgân hacıağa kesimini kapsayan suçları deşifre etmek kolay değil.

Cesaret ister.

Bu anlamda kendisini kutlarız.

Kaymakam bey neler paylaşmış bir bakalım:

“Bazı insanlar hırsızdır ama arsız değildir; çalarken yakalandıklarında genelde utanma ve mahcubiyet duyarlar. Yüzleri kızarır, başları öne düşer, sesleri çıkmaz. Bazıları ise hem hırsız hem arsızdır. Adamı çalarken yakalasan bile suçlu sen olursun, ‘Ağız tadıyla bir hırsızlık yaptırmıyor bu adam bize’ diyerek suçlu seni ilan ederler. Onlarda ne arlanma vardır ne utanma… ‘Hayâ’ veya ‘ar’ duyguları tamamen sıfırlanmıştır. Beslemeleriyle birlikte malı götürür, bir yandan da sakallarını sıvazlayarak ‘Elhamdülillah, Yarabbi şükür’ çekerler.

“Şöyle dışardan baksan hepsini adam sanırsın. Ama onlar dünya malına tamah etmiş, bir türlü nefisleri doymayan kifayetsiz muhterislerdir. Hele bunların içinde bir de dini bütün görünüp, kutsal dini değerlerimizin ardına saklanarak hırsızlık yapanlar vardır ki onlar benim gözümde münafıktır, münafıktan da aşağıdadır. Onlara (Seydişehir’deki hırsız takımına) diyorum ki Ruhsati’nin bu dizellerini sizin için paylaşıyorum. Sizin bu meşine dönmüş suratlarınız varken sanmıyorum ama belki biraz üstünüze alınır, belki biraz utanır da insan olduğunuzu hatırlarsınız. Çaldıklarınız burnunuzdan gelsin, kefen paranız olsun inşallah.

“Sözü, büyük ozan Ruhsati’ye bırakalım:” diyerek, paylaşımın sonuna Ruhsati’nin şu dizelerini koymuş.

 

Anadan doğunca kürkün var mıydı?

Üryan gelmedin mi börkün var mıydı?

Torba torba mecidiyen var mıydı?

Tükenmez parayı sana kim verdi?

 

Kuş tüyü döşekte yattın uzandın,

Haftada bir çeşit geydin özendin,

Aferin aklına sen mi kazandın?

Şu tompu tarlayı sana kim verdi?

 

Dinle Ruhsati’yi ne diyom sana,

İyi bir öğüttür sanma ki çene,

Çalışmayla verse verirdi bana,

Bu köşkü sarayı sana kim verdi?

 

Gerçi Kaymakam beyin paylaşımında isim, olay, zaman zikredilmemiş. Ama bu kadarcık kusuru bağışlanır türden. Zira paylaşımda kimden/kimlerden bahsedildiği yöre halkı tarafından bilinmekte.

Ancak eleştirilerini yaparken (deşifre ettiği vurguncular anlamak istemese de) Ruhsati’nin dizelerine başvurmasının bir kalite göstergesi olduğunu da teslim edelim.

Kaymakam beyin paylaşımının içinde geçen; “Beslemeleriyle birlikte malı götürür”, “Şöyle dışardan baksan hepsini adam sanırsın”, “Ama onlar dünya malına tamah etmiş, bir türlü nefisleri doymayan kifayetsiz muhterislerdir.”, “Hele bunların içinde bir de dini bütün görünüp, kutsal dini değerlerimizin ardına saklanarak hırsızlık yapanlar vardır ki”, “Onlara (Seydişehir’deki hırsız takımına) diyorum ki” gibi ifadelerden de açıkça anlaşılacağı üzere, Seydişehir’de örgütlü bir hırsızlar çetesi bulunmakta.

Kaymakam, görev yaptığı iki yıl içinde yetkisi ve görevi gereği yapabilecekleri varken yap(a)mamış.

Örneğin; 4483 sayılı “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun”dan kaynaklanan yetkileri vardır Kaymakamların.

Anılan yasanın 3’üncü maddesine göre Kaymakamlar; İlçede görevli memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında, belde belediye başkanları ve belde belediye meclisi üyeleri hakkında, köy ve mahalle muhtarları ile bu Kanun kapsamına giren diğer memurlar ve kamu görevlileri hakkında soruşturmaya izni vermeye yetkili amir konumundalar.

Pekâlâ, kendisinin bildiği ancak paylaşımında isimlerini açık etmediği kişiler hakkında Cumhuriyet Savcılığı önünde soruşturma başlatılmasını sağlar, kendisi de soruşturma izni vererek bu “hırsız-arsızlar”ın yargılanmalarının önünü açabilirdi.

Tabiî bu yol, açıktan vuruşmayı gerektirir.

Bunun sonucu da besbelli; anında FETÖ’cü diye suçlanıp içeri atılmak ve meslekten uzaklaştırılmak…

Zaten kendisi de; “Adamı çalarken yakalasan bile suçlu sen olursun, ‘Ağız tadıyla bir hırsızlık yaptırmıyor bu adam bize’ diyerek suçlu seni ilan ederler.”, diyerek hırsızların kendisinden daha güçlü olduklarını, devletin yüksek katlarında itibar gördüklerini ima etmekte.

Ancak kendisine yapılan son vuruştan sonra da olsa vicdanının sesini dinleyerek ilçedeki vurguncuların, hırsızların yuvasına çomak sokmuştur. Bu bir olumluluktur.

Bu olay; bizim yani Halkçı Hukukçuların toplamda 500’ü bulan suç duyurusu ve davalarımızda yıllardır tekrarlayıp durduğumuz, “Hırsızlar İmparatorluğu” AKP’nin yasalara göre kurulmuş ve yönetilmekte olan klasik legal bir parti olmadığı, baştan aşağıya tüm yönetim kadrolarının vurgun, talan, hırsızlık, adam kayırma, kamu malı aşırma gibi gayrimeşru ilişkiler partisi olduğu tezimizi bir kez daha doğrulamıştır.

Bunlar, ellerine geçirdikleri bir belediyeyi de, bir kamu kurumunu da, bir muhtarlığı da hep bu amaçları için kullanmaktalar. Bu vurgun çarkı içine girmeyen kamu veya yerel yöneticileri de hemen dışlarlar, harcarlar…

Tıpkı Fetullah İblisinin; orduyu, yargıyı, eğitimi, sağlığı ele geçirdiği dönemde olduğu gibi, kendilerinden olmayan ya da o vurgun-talan çarkına dahil olmayan herkesi bir iftira atıp etkisizleştirdikleri gibi…

Seydişehir’deki vurguncular da kendi hırsızlık şebekesi içine kaymakamı çekemediklerinden iki yıl içinde Yalova Vali Yardımcılığına gönderterek kızağa aldırmış durumdalar. Ayrıca bu tayinle “kim takar Yalova kaymakamını” ironisini de yaşama geçirmişler. Yani Seydişehirli tefeci-bezirgânların fendi kaymakamı (şimdilik) yenmiş durumda.

Kaymakamı devlet görevinde ne kadar tutacakları şu an için belli değil. Ancak Seydişehir’deki birçok kirli ilişki sarmalının varlığı bilgisine sahip olduğu çok açık.

Her ne kadar yaptığı paylaşımı sonradan kaldırmış ise de yine sosyal medyada kendisine yapılan;

“Kaymakam bile sosyal medyadan şikâyet yazıyor, arkadaş mülki amirsin gerekli işlemleri yap memlekette hırsız da, arsız da bırakma senin yapamadığını bu millet nasıl yapsın?”, şeklindeki eleştirilere;  “Hangi devirde yaşıyorsunuz? Çalanlar da sanki salak mı? Herkes daha çalmadan kılıfına uyduruyor? Ben memur halimle bu kadar yapabiliyorum, bir zahmet biraz da siz bir şeyler yapın. Anca ellerinizi bağlayıp, başkalarından kahramanlık bekliyorsunuz. Yazık…” cevabını vererek, devlet içindeki çürümeye dikkat çekmesi çok önemlidir.

Bakın, Seydişehir Kaymakamı’nın çatıştığı ve deşifre ettiği Tefeci-Bezirgân hacıağaları, Kıvılcımlı nasıl tespit ve teşhir ediyor:

“Taşranın Tefeci-Bezirgân Sınıfı, dünkü bugünkü acemi çaylak sömürgenleri değildir. Binlerce yıllar tortulaşmış ve milletin ciğerine iliğine işlemiş Gericiliğin en ağır değirmen taşıdır. Bu sınıf Türkiye Köylerini Sümerler çağından beri Sömürge’leştirmiştir. Türkiye köylülerimizi dünya yüzüne çıkartmayan “Köy Enstitüsü” kadar basit modern tekniğe ve kültüre bile kavuşturtmayan ve her gün biraz daha halkımızı hep öbür dünyaya, “Ahirete” ısmarlayan yolsuz güç, Tefeci-Bezirgân Sınıfıdır. Bu sınıf köydeki kentteki mutlak ve zalim ve müstebit Soygununu ve Etkisini yürütmek için gerekli en şeytanca domuzuna yolları yüzyıllar boyu, baba mirası olarak benimsemiş ve büyük bir bilinçle uygulamıştır, uygulamaktadır da.

“(…)

“İşte bu Finans-Kapital ortağı Tefeci-Bezirgân Sermaye sayesindedir ki, Türkiye’ye yabancı bir kanserin metastaz hücresi gibi sokulup yayılan Finans-Kapitalizm kendini sosyal bir tabana oturmuş saymaktadır. Gene o sayede dünyanın en kozmopolit uluslararası “Kurşuni Efendi Hazretleri” olan ve hiçbir vatan ve millet sınırını kendi hisse senetleri ve şirket buyrultuları üstünde tanımayan Finans-Kapitalizm, Türkiye’de kendisinden beklenmedik bir “Vatanseverlik” ve sözde “Milliyetçilik” spekülasyonlarını ve provokasyonlarını parti teşkilatları, gençlik komandoları biçiminde teşkilatlandırıp dayatabilir. Bu dayatma ile hatta en aklı başında geçinen, en sınangılı ulu “Devletçilerimiz”in bile dirençlerini yıprata yıprata kırar geçirir.” (Hikmet Kıvılcımlı, Türkiye’de Sınıflar ve Politika, Derleniş Yayınları, 4. Baskı, Mayıs 1993, s. 17-19)

İşte Seydişehir’deki vurguncuların/soyguncuların gücü tâ Antika Tarihten beri süregelen bu gelenekten geliyor. Umarız Sayın Kaymakam bu pasajları okur ve Kıvılcımlı’yı araştırır. O zaman önünü daha iyi görür.

Sonuç olarak; HKP Genel Başkanı Sayın Nurullah Efe Ankut’un da söylediği gibi, namussuzların olduğu yerde namuslular da vardır. Vicdanının sesini dinleyen insanlar da vardır ve hep olacaktır. Vurguncular cennetine dönüştürülen ülkemizde ve içinde bulunduğumuz AKP diktatörlüğünün dizginsizce hüküm sürdüğü günlerde, Kaymakamlık gibi önemli bir görevi yürüten birisinin bu cesareti göstermesini takdir etmek gerek.

Evet, bu vurgunculardan bugün için hesap sorulması mümkün değil. Ancak ispatlı şahitli suçlarından dolayı bütün bu Hırsızlar İmparatorluğundan hesap sorma görevi Demokratik Halk İktidarındadır.

O günler gelecek, mutlaka…

Kaymakam bey de; bu vurgun, talan, hırsızlık, kamu malı aşırma, yetim hakkı yeme dosyalarının Seydişehir bölümünün tanıklarından biri olarak yer alacak…