Kendin ettin kendin buldun Tayyip!

05.09.2020
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Tayyip!

Sana uyan bir türkü var. Durumunu tam özetleyen: Bu da Halk Ozanı Neşet Ertaş’ın şu dizeleridir:

Kendim ettim kendim buldum

Gül gibi sararıp soldum

 

Evet Tayyip!

Şu anda içinde bulunduğun durumlar aynen türkü sözlerimizde olduğu gibidir. Derdin çok. Sağa dönsen dert, sola dönsen dert. Öne dönsen dert, arkaya dönsen dert. Üstelik de kendin ettin bütün bunları.

Bir yanda Suriye’de çıkamıyorsun “Efendin” ABD’nin sözünden. O yüzden de debelenip duruyorsun.

Sonra kendini, kendinizi tuttun bir de Libya batağına attın. Yeterince derdin yokmuş gibi…

Gerçi ikisinde de sen ve siz, kendi iradenizle yapmadınız bunları. Evet gönüllü oldunuz, ABD’nin BOP’unun “Eşbaşkanı” oldunuz, övündünüz bununla ama bunlar size emredilenlerdi, siz de iktidara getirilmek ve iktidarda tutulmak için gönüllüce uydunuz bu emirlere. Yani tencereyle kapak gibi uydunuz birbirinize. O sizi buldu kullanmak için, siz ona köle oldunuz, kul oldunuz çıkarlarınız uyuştuğu için.

Yunanistan derdin var bir de senin. Ve dolayısıyla Mısır’la, Suudiler başta olmak üzere Arap devletleriyle (görünürde sadece Katar’la “dost”sunuz ama o da geçici bir dostluk. Katar da sizi bırakır anında. Herhalde bunu siz de biliyorsunuzdur. Şimdilik kısa vadeli çıkar ortaklığı içindesiniz birbirinizle…) derdiniz var. Güney Kıbrıs’ı saymıyoruz bile…

Dolayısıyla AB’yle derdiniz var. Üstelik “Onlar Ortak biz Pazar” olmak için epey çaba sarf etmiş olsanız, AB’ye girdik, giriyoruz şölenleri düzenleseniz de AB sizi almıyor, almayacak. Ve de Türkiye’ye düşman.

İşte en son Doğu Akdeniz’de yaşanan olaylarda, en senden yana görünen, seni küstürmemeye çalışan kendi çıkarları için, Almanya bile seni sattı, geçti gitti.

Ne dedi Merkel?

“AB üye ülkeleri olarak hepimizin, Yunan dostlarımızın haklarını ve söylediklerini ciddiye alma ve haklı oldukları yerde destekleme görevimiz var.” (https://www.cnnturk.com/dunya/merkel-ab-ulkeleri-yunanistani-desteklemeli)

İşte bu kadar!

Ya Fransa Cumhurbaşkanı Macron ne diyor?

“- Mesele Akdeniz’in egemenliğine geldiğinde, fiiliyatta ve sözlerimde tutarlı olmalıyım. Size, Türklerin yalnızca bunu dikkate alıp buna saygı duyduğunu söyleyebilirim. Eğer söyledikleriniz sözde kalır ve harekete geçmezseniz… Fransa’nın bu yaz yaptığı önemliydi. Bu kırmızı çizgi politikasıdır.” (https://sptnkne.ws/D3V2)

Gördüğümüz gibi, ne kadar küstah. Ne kadar pervasız. Ne kadar açık konuşuyor…

“Türkler kelimelere değil eylemlere saygı gösteriyor.” (agy)

Yani, eylemlerimizle korkuttuk Türkiye’yi, diyor.

Şimdi çok derdinden biri olan Suriye’ye biraz yakından bakalım.

 

Suriye’de son gelişmelere hızlı bir bakış…

Geçtiğimiz günlerde, birkaç önemli gelişme yaşandı Suriye ve Libya konusunda. İki önemli karar alındı.

Birincisi Suriye’ye ilişkindi ve bunda sizin de imzanız var bir kez daha. O da şu: 25 Ağustos’ta Cenevre’de yapılan Suriye Anayasa Komisyonu toplantıları esnasında, Rusya, İran ve siz bir kez daha Suriye’nin toprak bütünlüğünü teyit ettiniz. Ve Ortaçağcı çetelerin ortadan kaldırılacağını da teyit ettiniz:

İran, Rusya ve Türkiye’den ortak açıklama: Yasa dışı petrol anlaşmasını kınıyoruz

“(…)

İran, Rusya ve Türkiye, dün İsviçre Cenevre’de başlayan Anayasa Komitesi Yazım Komisyonu’nun olağan oturumu marjında yaptıkları üçlü görüşme ile Suriyeli delegeler ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen’le istişareleri sonucunda ortak açıklama yayınladı.

“Ortak açıklamada, “Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğüne olan kuvvetli taahhütlerini vurgulamışlar ve bu ilkelere tüm taraflarca saygı gösterilmesi gerektiğinin altını çizmişlerdir. Terörizmin tüm şekil ve tezahürleriyle mücadele etme ve Suriye’nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün yanı sıra komşu ülkelerin milli güvenliğine de halel getirecek ayrılıkçı gündemlere karşı durma yönündeki kararlılıklarını yinelemişlerdir. Uluslararası insancıl hukuk uyarınca sivillerin ve sivil altyapının korunmasını sağlarken, IŞİD, Nusra Cephesi ve El Kaide veya IŞİD bağlantılı tüm diğer bireyler, gruplar, teşebbüsler ve oluşumlar ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından terörist olarak tanımlanan diğer grupların tamamen ortadan kaldırılması amacıyla aralarındaki işbirliğini sürdürme hususunda mutabık kalmışlardır. Suriye Arap Cumhuriyeti’ne ait olması gereken petrol gelirlerine yasadışı şekilde el konulmasına ve transfer edilmesine yönelik itirazlarını beyan etmişlerdir. Bu bağlamda, ABD lisanslı bir şirket ile gayrimeşru oluşum arasında, söz konusu oluşumun ayrılıkçı gündeminin bir parçası olarak yapılan yasadışı petrol anlaşmasını kınamışlardır” denildi.” (https://sptnkne.ws/D2dV)

Bu ortak açıklamanızla bir kez daha diyorsunuz ki; Suriye’den çıkacağız!

E, o zaman ne bekliyorsunuz?

Niye masum Mehmetçiklerin kanını döküyorsunuz.

Niye bu vatanın ekonomisinin çökmesine yol açıyorsunuz yaptığınız harcamalarla?

Niye komşularımızla aramıza kan davası sokuyorsunuz?..

Bakın Suriye’de olaylar durulmuyor. İdlib’deki Ortaçağcı çeteler saldırılarına devam ediyorlar. Bunların birisi de daha dün, 30 Ağustos günü gerçekleştirildi:

“İdlib’de Türk birliğine bombalı araçla saldırı girişimi: 9 yaralı” (https://sptnkne.ws/D4y3)

Bundan önce de saldırılar oldu İdlib’de. 17 Ağustos günü M4 karayolunun İdlib Gerilimi Azaltma Bölgesinde kalan kısmında gerçekleştirilen 22. Rus-Türk ortak devriyesi sırasında Türk Ordusu’na ait aracın yakınında patlama meydana geldi. Bereket, ölü ve yaralı olmadığı bildirildi.

Sputnik’te yer alan bir habere göre,18 Ağustos’ta da; Deyr ez Zor yakınlarındaki bir yerleşime insani yardım ulaştıran Rus askeri konvoyu geri döndüğü sırada yol kenarında el yapımı bir patlayıcının infilak etmesiyle bir tümgeneral hayatını kaybetti, 2 asker yaralandı. (https://sptnkne.ws/DvZ6)

Dediğimiz gibi, saldırılar sürekli olarak tekrarlanıyor. Bu yüzden de Rusya sürekli olarak Türkiye’yi uyarıyor ve Moskova Antlaşması’nın şartlarını yerine getir, diyor. 6 Ağustos’ta yapılan açıklamada şunlar söyleniyor:

“Rusya’nın Suriye’deki Tarafları Uzlaştırma Merkezi Başkanı Aleksandr Şerbitskiy, (…) bugünkü basın toplantısında “İdlib gerilimi azaltma bölgesinin güneyinde gergin bir durum oluşuyor. Türkiye komutanlığı tarafından, M-4 karayolu boyunca çetelerin etkisiz hale getirilmesi yönünde belli önlemler alınıyor. Ama aynı zamanda Türkiye tarafı ‘güvenlik koridorunu’ oluşmasını sağlama konusunda başarısız kalıyor. Bu bağlamda yeni ortak Rus-Türk devriyesi erteleniyor” ifadelerini kullandı.

“(…)

“Yetkili, “Türkiye tarafının, teröristleri yok etmeye, ortak devriyelerin güvenliğini sağlamaya ve 6 Mart 2020 tarihli Rusya-Türkiye memorandumunun uygulanmasına yönelik önlemleri artırmasını umuyoruz” diye konuştu.” (https://sptnkne.ws/DpwT)

Olayların böyle devam etmesi üzerine Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova da13 Ağustos’ta bir açıklama yapmış ve; “İdlib’de M4 karayolunda yapılan Rus-Türk ortak devriyelerinin bölgedeki militanların devam eden provokasyonları nedeniyle askıya alındığını söylemişti.” (https://sptnkne.ws/DvgQ)

Gördüğümüz gibi, Rusya bu eleştirilerini sık sık ve çeşitli düzeylerdeki görevlileri aracılığıyla yapmakla birlikte ipleri koparıcı bir tavır almıyor siyasi, askeri ve ekonomik nedenlerden ötürü. Ama kendisi de davranışa geçiyor. Suriye ordu birlikleriyle birlikte çetelere operasyonlar düzenliyor.

“Suriye Ordusu’nun, Rus askerlerin katılımıyla 18-24 Ağustos tarihleri arasında geniş kapsamlı bir terörle mücadele operasyonu düzenlediği belirtildi.” (https://sptnkne.ws/D2hv)

Ve İdlib’deki Ortaçağcı çeteleri birçok yönden kuşatmaya da devam ediyor. Yani çeteleri yok etme, ortadan kaldırma kararını uyguluyor. Kürt Dağı diye adlandırılan bölgeyi ele geçirmek ve oradan da kuşatmak istiyor.

“Kürt Dağı stratejik önemde

“İdlib’e bitişik dağdaki Haddade Tepesi, Halep-Lazkiye uluslararası karayoluna, Cisr al-Şugur’un batı kırsalındaki geniş alanlara ve M4 uluslararası yolundaki Bdama ve Al-Najiya köylerine bakan stratejik bir tepe konumunda.

“SOHR, bugün akşama kadar da rejim güçlerinin bu tepeyi ele geçirmeye çalıştığını ve iki taraf arasında karşılıklı topçu ve roket ateşi olduğunu aktardı.

“Lazkiye’nin kuzeydoğu kırsalında yer alan Kıbeyni-Haddade hattı, İdlib’in güneybatı kısmı ile Lazkiye’nin Kürt Dağı’nı birbirine bağlıyor.

“Söz konusu hat, Kürt Dağı bölgesinin İdlib ile bağlantı yollarını gören hâkim noktalar da barındırıyor.” (https://www.rudaw.net/turkish/middleeast/syria/06082020)

Suriye’de, Ortaçağcı çeteler arasında da çatışmalar yaşanıyor. Yani onlar da birbirlerine hükmetme, İdlib’de egemenliği ele geçirme peşindeler. Ve gerçekten çapulculuk yapıyorlar. Okuyalım 21 Ağustos tarihli haberi:

“Rusya’nın Suriye’de Tarafları Uzlaştırma Merkezi Başkanı Aleksandr Şerbitskiy, bugünkü basın toplantısında, “Çeşitli oluşumlar arasında çok sayıda çatışma yaşanıyor. Bu çatışmalar sonucu siviller ölüyor. Bu tür yasadışı eylemler büyük ölçekli sosyoekonomik krize yol açıyor ve binlerce Suriyeli sivilin hayatını ve sağlığını tehlikeye atıyor” ifadelerini kullandı.

“Suriye’deki bazı grupların, hasat dahil sivillere ve sivil altyapı kuruluşlarına ait varlıkları gasp ettiğini dile getiren Şerbitskiy, 15 Ağustos Cumartesi günü Resulayn kentinde, ‘Hamza Tümeni’ mensuplarının daha sonra satmak üzere 500 metre elektrik kablosu ve sulama sistemlerini döşeme ve onarımında kullanılan çok sayıda boru çaldığını aktardı.

“Şerbitskiy, “Türkiye tarafını, TSK’nın kontrolündeki topraklarda düzeni sağlama ve kontrolü altındaki silahlı oluşumların kriminal eylemlerine son verme yönünde tedbirler almaya çağırıyoruz” diye ekledi.” (https://sptnkne.ws/DxXK)

Satmak için 500 metre elektrik kablosu çalan bir oluşuma; çete, çapulcu, hırsız denmez de ne denir Allah aşkına!

Yani Tayyipgiller, bunları desteklediler Suriye’de. Ve özünde de hâlâ desteklemeye devam ediyorlar. Rusya’nın zoru olmasa asla bunlara karşı çıkmazlar. Geçmişte yaptıkları gibi onlarla birlikte çalışırlar Suriye’yi bölüp parçalamak için…

 

 

Suriye petrolleri meselesi ve ABD’nin oyunları…

Bildiğimiz gibi, geçtiğimiz ay Rojava özerk yönetimi, hakimiyeti altında tuttuğu Suriye petrollerinin çıkarımı için ABD’li bir şirketle anlaştı. Anlaşma, ABD Yönetiminin, bizzat Başkan Trump’ın bilgisi ve onayıyla yapıldı. Üstelik de Türkiye’ye de haber verildiği söylendi öncesinden. Tabiî Tayyipgiller bunu yalanladılar. Yukarıda okuduğumuz ortak açıklamada da bu ortaklığa karşı çıktılar güya. Ama özünde sessiz kaldılar. Çünkü ABD böyle istiyordu. Daha doğrusu böyle emrediyordu.

ABD bu petrol anlaşmasıyla Rojava Özerk Bölgesi Yönetimi DSG’yi de meşrulaştırıyor dünya kamuoyu gözünde.

Türkiye buna itiraz edince, bunlar PKK’lidir, deyince de, hayır, diyor. Onlar ayrı ayrı örgütler:

“ABD’li Generalden PKK ve DSG açıklaması

“The National Interest’ten Matthew Petti’nin haberine göre, geçtiğimiz Çarşamba günü ABD Barış Enstitüsü’nün ev sahipliğinde düzenlenen video konferansa knuşmacı olarak katılan ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Orgeneral Kenneth F. McKenzie, “PKK’nin bir terör örgütü olduğu ve Türkiye’ye saldırdığı konusunda hemfikiriz” dedi.

“Türkiye’nin Demokratik Suriye Güçleri’ni “PKK’nin Suriye’deki uzantısı” olarak değerlendirdiğini belirten ABD’li General, “Ancak DSG konusunda farklı bir görüşler paylaşıyoruz. Biz PKK ile DSG’nin bir ve aynı olduklarına inanmıyoruz” ifadelerini kullandı.” (https://www.rudaw.net/turkish/world/160820203)

Yani ABD Tayyipgiler’e lolo çekiyor…

Ya da, daha doğrusu da; yersen lokantası açıyor ABD!

Yiyor mu Tayyipgiller?

Evet, hem de en âlâsından yiyor…

Bakın, petrol bölgesindeki durum ne?

Bugün Suriye topraklarının yüzde 30’u Rojava Özerk Yönetiminin kontrolünde. Bu bölge, Suriye petrol ve doğalgaz yataklarının en önemli bölümlerini barındırıyor. Geçmişte Suriye petrol gelirinin yüzde 90’ı ile doğalgaz gelirinin yüzde 45’i bugün DSG’nin kontrol ettiği bölgelerden sağlanıyordu. DSG’nin kontrol ettiği bölgelerdeki petrolün günlük geliri (varili 30 dolardan) 10 milyon doları bulabilir, diye hesaplanıyor.

Yani Amerikancı Kürt hareketi büyük bir maddi gelire sahip oluyor böylece…

Ondan sonra da ABD’nin “sahadaki ortağı”, “kara gücü” oluyor gönüllü olarak. ABD bayrağı altında, ABD conilerinin komutası altında “Devrimci” savaş yürütüyor… Sonra da halkçılık, devrimcilik, yurtseverlik yaptığını söylüyor.

Bakın ne diyor PKK Önderlerinden Cemil Bayık:

“KCK’den petrol anlaşmasına ilişkin açıklama: Tüm kaynaklar halka aittir

“Stêrk TV’ye konuşan Bayık, Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) ABD’li bir şirketle petrol anlaşmasını imzalamasını, “Biz de basından bazı şeyleri takip ediyoruz. Gerçekliği nedir tam olarak bilmiyorum. Mesela bir petrol şirketi üzerinden ittifak yapıldığı söyleniyor, hatta Suriye rejimi de bunu kabul etmediğini, yasadışı olduğunu, “petrolümüzü çalıyorlar” gibi şeyler söyledi” sözleriyle değerlendirdi.

“Suriye uluslararası alanda kabul edilen bir devlet” diyen Bayık, şunları söyledi:

“Bu yüzden Suriye’nin yer altında, yer üstünde bulunan tüm kaynakları halka aittir, birilerinin değildir. Yani kimse bunları mülkü yapamaz. Biz de, Özerk Suriye yönetimi de petrol, yer altı, yer üstü zenginliklerinin hepsinin Suriye halklarının olduğunu söylüyoruz. Doğru olan da budur. Petrol şirketi ile yapılan anlaşmanın ne çerçevede olduğunu bilmiyorum. Eğer Suriye ve Kuzey-Doğu Suriye’de yaşanan ekonomik sorunları göz önünde bulundurarak o anlaşma yapılmışsa, bunun üzerinden bir ittifak kurulmuşsa bir şey diyemeyiz. Ama öyle değilse bunun üzerinde durulması lazım.” (https://www.rudaw.net/turkish/kurdistan/080820203)

Cemil Bayık da bize lolo çekiyor …

ABD bu! Kandırmayı, göz boyamayı, yanlışı doğru, doğruyu yanlış diye yutturmayı iyi bilir.  Sırtını okşar, gaz verir, ama istediklerini de alır.

Bakın, ABD’li yetkili 7 Ağustos’ta ne diyor:

“Amerikalı Albay’a PKK’nın kritik ismi soruldu… “Onu görme onurunu yaşadım”

“Uluslararası Koalisyon Sözcüsü Albay Myles B. Caggins, Suriye’de PKK/YPG ile çalışmaktan memnuniyet duyduğunu ve imkân olursa burada daha fazla görev yapmak istediğini söyledi. PKK/YPG’li terörist Mazlum Abdi ile ilişkilerine yönelik bir soruyu da yanıtlayan Caggins, ”General Mazlum’u görme onurunu yaşadım” dedi.

“Rûdaw TV’de yayınlanan Dilbixwin Dara’nın sunduğu 19:00 Rojava bültenine katılan Albay Myles B. Caggins, (…) YPG’li terörist Mazlum Abdi ile ilişkilerine yönelik bir soruyu da yanıtlayan Caggins, ”General Mazlum’u görme onurunu yaşadım. Ben daha çok Mustafa Bali ve Kino Gabriel ile çalıştım. IŞİD’e karşı mücadele profesyonelce bu müttefiklerimizle çalışma şerefine sahip olduk” şeklinde konuştu.

“Caggins, ”Kürtler beni seviyor. Bana Kak Myles diyor. İmkan olsa burada daha uzun süre çalışmak isterim” dedi.” (https://odatv4.com/amerikali-albaya-pkknin-kritik-ismi-soruldu-07082010.html)

“Onu görme onurunu yaşa”mış… “bu müttefiklerimizle çalışma şerefine sahip ol”muş…

Gaza bak gaza!

Ne diyelim?

Allah dostluğunuzu arttırsın…

Arttırsın da sizden isteğimiz; devrimcilik, yurtseverlik, halkçılık gibi kavramları bari kullanmayın. Barzani gibi, ne iseniz o olun!

Amerikancı Kürt Hareketisiniz! Bunu böyle kabul edin, kimseye de lolo çekmeyin…

Şimdi de Tayyip’in binbir derdinden biri olan Libya meselesindeki güncel gelişmelere bakalım.

 

Libya gerçekleri ve bir kez daha hüsran…

Bir diğer gelişme ise Libya’da oldu.

Bildiğimiz gibi BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH)’nin  bizi Libya’ya desteğe çağırdığı gerekçesiyle Türk Ordusu’nu oraya gönderdik. Ve Tobruk’taki yine BM’nin tanıdığı Temsilciler Meclisi’ne karşı, Suriye’den götürdüğümüz Ortaçağcı çeteler aracılığıyla savaşmaya başladık. UMH güçlerine askeri ve lojistik destek sağladık. Ne yazık ki şehitler de verdik.

Ancak Mısır başta olmak üzere Arap ülkeleri, AB Emperyalistleri ve Rusya bu durumdan hoşlanmadı. Mısır, Halife Hafter’le anlaşma imzaladı ve asker gönderme yönünde kararlar alındı. Rusya paralı askerleri aracılığıyla oraya gitmişti.

Sonuç olarak, 22 Ağustos’ta Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayez el-Serrac ve Tobruk’taki Temsilciler Meclisi’nin lideri General Halife Hafter bir ateşkes imzaladılar. Ve ateşkese göre, Libya’daki bütün yabancı askerler ve paralı savaşçılar Libya’yı terk edecekler. 23 Ağustos tarihli  BBC’den bir haber:

“Libya’da ateşkes: Türkiye neden sessiz kaldı?

“Libya’da yıllardır süren iç savaşın sonlandırılması ve siyasi sürece yeniden dönülmesi açısından en önemli gelişmelerden biri 21 Ağustos’ta rakip Trablus ve Tobruk yönetimlerinin ateşkes ilan etmeleriyle yaşandı. Ateşkes koşulları arasında; Sirte ve Jufra kentlerinin silahsızlandırılmış bölge ilan edilmesi, 7 aydan fazladır askıda olan petrol üretiminin yeniden başlatılması, 2021’de seçimler yapılması ve yabancı güçler ile paralı savaşçıların ülke topraklarından ayrılması da var. Libya’da en etkin ülkeler arasında yer alan Türkiye ve Rusya ise ateşkes sonrası hemen tepki vermemeyi tercih etti.” (https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-53873114)

Şimdi bu ne demektir? Yabancı güçlerden kasıt nedir?

Türkiye ve Türk Ordusu’dur.

Türkiye’ye; Libya’da ne işiniz var, demektir.

Libya’yı terk edin, demektir.

Hem de bizzat bizi çağırdıkları söylenen Ulusal Mutabakat Hükümeti tarafından söylenmektedir bunlar.

Libya konusunu uzun yazmayacağız. ABD bizi, Libya’da da bir batağa sürükledi. Orada da masum Mehmetçiklerin kanı dökülüyor. Türk Ordusu orada da kayıplar veriyor. Ve diğer yandan da ekonomik olarak çok büyük oranda zorlanıyoruz. Çok büyük savaş masrafları yapıyoruz. Ama Türkiye ekonomisi bu savaş masraflarını kaldıramıyor. Çünkü güçlü bir ekonomiye, savaşın masraflarını karşılayacak ekonomik güce sahip değil Tayyipgiller yönetimindeki Türkiye ekonomisi. Yani, ABD’nin ve diğer büyük emperyalist devletlerin yaptıkları gibi, savaşlardan, işgallerden bir kâr elde etmiyorlar. Aksine masraf ediyorlar.

Türk Ordusu’nu Libya’ya gönderdikleri gibi, bir de Suriye’deki Ortaçağcı çeteleri götürdüler Libya’ya. Üstelik dolar üzerinden de maaş veriyorlar bunlara…

Sonuç olarak da bütün acıları bizler, Türkiye Halkı çekiyoruz. Döviz fiyatları fırlayıp gidiyor, işsizlik fırlıyor, pahalılık alıp başını gidiyor vb. vb…

Bu politikayla ABD bizi Libya’da Rusya’yla karşı karşıya getiriyor.

Libya’ya UMH tarafından çağırıldığımızı söylüyor Tayyipgiller. Onların isteği üzerine oraya yardıma gitmişiz güya. Oysa gerçek durum bu değil:

“TÜRKİYE İLE ANLAŞMA TARTIŞMAYA MI AÇILIYOR

“(…)

“Türkiye ile 27 Kasım 2019’da imzalanan Güvenlik ve Askeri İşbirliği Anlaşması Libya tarafına dayatılan bir anlaşma değil. Ulusal Mutabakat Hükümeti, Hafter’in 6-10 ülke tarafından desteklenmesinin ardından Türk güçlerinden yardım istedi. Bu ülkelerin tamamına karşı meşruiyetimizi savunacak gücümüz yoktu… Hafter, pek çok ülkeden yardım isteyip Trablus sınırlarına dayanınca Türkiye’den yardım istemekten başka çare kalmadı. Bu tabiî ki aleni ve net anlaşmalar kanalıyla oldu.”

“Ne tesadüf, yine o günlerde Amerikan haber ajansı AP, Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşmaların “arka planını” mercek altına aldı. Ajansa ismini vermeden konuşan bazı hükümet yetkililerinin şunları anlattığı öne sürüldü:

“Bu anlaşmalara başka seçeneğimiz olmadığı için isteksiz bir şekilde girdik. Bir al-ver oyunu gibiydi. O dönemdeki zayıflığımızdan faydalandılar. Hafter’in saldırısı olmasaydı bu noktaya gelmezdik. Türkiye, deniz anlaşması için hükümete 1 yıldan fazla zaman baskı yaptı, ama Serrac direndi. Serrac kısmen, geçici bir hükümetin yöneticisi olarak uluslararası anlaşmalar yapma yetkisine sahip olmadığını düşünüyordu. Aynı zamanda Akdeniz’de Avrupalıların reddedeceği kesin olan iddialarda bulunmaktan da çekinmiş olabilir. Serrac yönetimindeki İslamcılar da Ankara’ya destek amacıyla nüfuzlarını kullandı. Destek vaad eden tek ülke Türkiye’ydi ve ancak tüm diğer kapılar kapanınca kabul ettik.” (https://odatv4.com/yazar/muyesser-yildiz/libyada-komuta-katara-mi-gececek-23082035.html)

İşte Libya’ya çağırılışımızın gerçek hikayesi budur!

Ve dediğimiz gibi, ABD bizi sahaya sürerek, Rusya’nın Libya’da güçlenmesini engellemek istemektedir. Türk Ordusu’nu kullanmak istemektedir ve kullanmaktadır.

Hani bir zamanlar ünlü spekülatör Soros ne demişti?

“Türkiye’nin en büyük ihraç malı Türk Ordusu’dur.”

İşte ABD bunu yapıyor, yaptırıyor Türkiye’ye Tayyipgiller eliyle.

Ama bunun sonuçlarını Türkiye Halkları olarak biz yaşıyoruz.

Libya’da hiç kimse Tayyipgiller’le birlikte davranmıyor. Aksine Mısır ve Arap ülkeleri Halife Hafter’i destekliyorlar. Ve Türkiye’yle düşmanlık güdüyorlar. Doğu Akdeniz’deki gelişmelerde tümü bizim karşımızda yer alıyor. Üstelik de Doğu Akdeniz’de tamamen haklı olmamıza rağmen. Yine Ege’de Yunanistan’la olan anlaşmazlıklarda, yine tümüyle haklı olmamıza rağmen, onun safında yer alıyorlar. Tayyipgiller, içeride sıkışınca, içerideki bozgunlarını kitlelerden gizlemek, onların gözlerini boyamak için dış zaferler arıyor olsa da beyhude çabalıyor…

Ne ABD, ne Rusya, ne de AB Emperyalistleri; ne Suriye’de, ne Libya’da Türkiye’ye bir şey yedirmezler.

Bu kardeş ülkelere öyle gitmeyelim de zaten. İşgalci, ilhakçı olmayalım. Kardeş ülkelerin yeraltı ve yerüstü servetlerine göz dikmeyelim.

Ne yapalım?

Bundan yüz yıl önce ne yaptıysak onu yapalım.

Birinci Ulusal Kurtuluşçuların, Birinci Kuvayimilliyecilerin, Mustafa Kemal’lerin ve silah arkadaşlarının yaptıklarını yapalım!

Oralara Batılı emperyalistlerin piyonları olarak, taşeronları olarak, kara gücü olarak gitmeyelim. Tam aksine bir zamanlar nasıl gittiysek, Batılı Emperyalistlere karşı o halkların ulusal kurtuluşlarını sağlamak için gittiysek, işgallerine karşı çıktığımız için gittiysek yine o şekilde gidelim.

Bizim Batılı Emperyalistlere karşı verdiğimiz ve zaferle sonuçlanan Ulusal Kurtuluş Savaşı’mız ve Zaferi’miz nasıl Suriye’den Libya’ya, Çin’den Küba’ya yankı bulduysa, ilham olduysa, ışık olduysa, bayrak olduysa yine öyle olalım.

Doğu’nun mazlum halklarına ışık olalım.

Tayyipgiller bunları yapar mı? Yapabilir mi?

Asla yapmazlar. Yapamazlar… Tersine bu yolun açılması, o molozon yoldan kaldırılmasıyla mümkün olacaktır.

Çünkü onlar 6 bin 500 yıllık Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının siyasi plandaki temsilcileridir ve o sınıf Vatan ve Millet kavramı bilmez, tanımaz. Onun için varsa yoksa vurgun ve talandır.

Bunu sadece biz yaparız: Halkın Kurtuluş Partisi yapar!

Demokratik Halk İktidarımızda, tüm mazlum uluslara dost ve kardeş olacağız. Onların Batılı Emperyalistlerle savaşlarında maddi-manevi yanlarında olacağız. Ve kuracağız tüm dünyanın sosyalist bir aile olduğu düzenimizi…

Er ya da geç! Ama mutlaka!..