Site rengi

Tasarım

Sarı sendikacılığın sırıtan yüzü (Güncel Olaylarla Sendikalar Faciamız)

16.01.2023
673
A+
A-

Mustafa Şahbaz

Geçtiğimiz Aralık ayında İşçi Sınıfımızı, Kamu Emekçilerimizi ve Emeklilerimizi yani toplumun en geniş kesimini ilgilendiren, bu yüzden de büyük önem taşıyan olaylar yaşandı: 2023 yılı için Asgari Ücret ve Kamu Emekçilerinin maaşları ve Emeklilerin alacağı ücretler belirlendi.

Böyle söyleyince gerçekten bir Asgari Ücret, Maaşlar ve Emekli Aylıkları belirlenmiş gibi söylemiş oluyoruz. Gerçekte ise ne Asgari Ücret ne Maaşlar ne de Emekli Aylıkları belirlenmiş değildir.

Neden?

Asgari Ücretin tanımından başlayalım:

Asgari ücret nedir?

Bizim Parababalarının yonta yonta küçülttükleri Asgari Ücret, Asgari Ücret Yönetmeliği’ne göre şöyle tanımlanmıştır:

“İşçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve gıda, konut, giyim, sağlık, ulaşım ve kültür gibi zorunlu ihtiyaçlarını günün fiyatları üzerinden asgari düzeyde karşılamaya yetecek ücrettir.”

Uluslararası normlarda ise asgari ücret tanımı yalnızca bir işçinin ihtiyaçlarına göre belirlenmez. Ailesinin ihtiyaçları da hesaba katılarak belirlenir. İnsani olan da budur. Çünkü hiçbir işçi ağaç kovuğundan çıkmamıştır. Onun da bir ailesi; geçindirmek zorunda olduğu eşi, çocukları vardır. Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının resmi internet sitesinde yer alan “Asgari Ücretler Yasası”, Asgari Ücreti şöyle tanımlıyor:

“Asgari Ücret”, işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçi ile eşinin ve bir veya iki çocuğunun yeterli beslenme, sağlıklı konut, giyim, aydınlatma ve ısıtma, ulaşım, çağdaş düzeyde sağlık servisi, eğitim kültür, dinlenme, eğlence ve benzeri temel gereksinmelerini geçerli fiyatlar üzerinden karşılamaya yetecek miktarda olmak üzere bu Yasanın 3’üncü maddesi kuralları uyarınca saptanan ücreti anlatır.” (https://csgb.gov.ct.tr/Portals/28/22-1975.pdf?ver=2016-08-04-155212-143)

KKTC Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bu tespiti uluslararası kabullere ve antlaşmalara uygun bir belirlemedir. Kaldı ki, Türkiye de bu uluslararası antlaşmalara imza koymuştur. Şöyle ki:

“Türkiye, Avrupa Konseyince, 18 Ekim 1961 tarihinde İnsan Hakları Sözleşmesinin ‘ekonomik ve sosyal haklar’ yönünden tamamlayıcısı olarak imzalanan ‘Avrupa Sosyal Şartı’nı 1989 yılında onaylamıştır (R.G. 14 Ekim 1989, 20312.) Bu şartta, ‘tüm çalışanların kendilerine ve ailelerine yeterli bir yaşam düzeyi sağlamak için adil bir ücret alma hakkı (Bölüm I, Md.4)’ güvence altına alınmakta, bu şartı imzalayan devletin de ‘çalışanların kendilerine ve ailelerine saygın bir hayat düzeyi sağlayacak ücret hakkına sahip olduklarını tanımayı taahhüt ettiği’ belirtilmektedir (Bölüm II, Md.4/1).” (https://www.acarindex.com/dosyalar/makale/acarindex-1423869093.pdf)

Fakat görüldüğü gibi KKTC bu antlaşmalara uyarken (daha doğrusu hiç değilse yasal zeminde uyar görünürken) Türkiye bu antlaşmalara aykırı davranmakta ve “çalışanların kendilerine ve ailelerine saygın bir hayat düzeyi sağlayacak ücret hakkı”nı tanımamakta, onları saygın olmayan bir yaşam sürdürmeye mahkûm etmektedir.

Pekiyi Türkiye ile KKTC Asgari Ücret konusundaki bu mevzuat farkının ve Asgari Ücretler arasında oluşan farkın sebebi nedir?

Güney Kıbrıs Rum Kesimi’nin Kıbrıs Türkleri üzerinde yarattığı çekiciliği dengelemektir amaç. Çünkü Avrupa Birliği üyesi de olan Güney Kıbrıs’ta asgari ücret şudur:

“Rum Çalışma Bakanı Kyriacos Koushos, aylık asgari ücretin 940 € olarak belirlendiğini ve yeni yılın başında uygulanacağını duyurdu.” (https://haberkibris.com/guney-kibrista-yeni-asgari-ucret-belirlendi-2124-2022-08-31.html)

940 avroyu bugünkü (09.01.2023’teki) kurla TL’ye çevirirsek: 940 x 20,07 = 18.866 TL eder.

İşte bu gerçeklikle biraz olsun baş edebilmek için Türkiye’de Asgari Ücret, 8.506 TL iken; “KKTC’de 2023 için asgari ücret 11 bin 800 Türk lirası olarak belirlendi” (https://www.yenisafak.com/ekonomi/kktcde-2023-icin-asgari-ucret-belirlendi-kktcde-asgari-ucret-kac-lira-3899381)

Bu gerçekliktir Türkiye ile KKTC arasındaki Asgari Ücret ayrışmasının sebeb-i hikmeti.

İşin bir diğer yönünü de enflasyon farkı oluşturuyor:

“Güney’de Ocak-Aralık 2022 dönemi enflasyon oranı, önceki seneye oranla yüzde 8.4’lük bir artış gösterdi” (https://www.kibrispostasi.com/c58-GUNEY_KIBRIS/n454876-guneyde-ocakaralik-2022-donemi-enflasyon-orani-onceki-seneye-oranla-yuzde-84luk-bir-artis-gosterdi)

Şimdiden Güney Kıbrıs’taki Asgari Ücretin 7066 TL altında kalan Kuzey Kıbrıs Asgari Ücretinin, enflasyon farklarımız göz önüne alınınca, ne kadar geride kalacağı, makasın ne kadar açılacağı kendiliğinden anlaşılır. Uzman hesabına gerek kalmıyor.

Özetçe söylersek Türkiye Parababaları Düzeni, Asgari Ücreti bir kişi için belirliyor. Fakat o ücretle 4 kişilik bir ailenin bir ay boyunca geçinmesini istiyor. Daha doğrusu ölmeyip sürünmesini istiyor.

Bu, Parababaları düzeninin halklarımıza, İşçi Sınıfımıza reva gördüğü eziyeti görünür kılan kıstaslardan biridir.

Açlık Sınırı nedir?

Bir diğer kıstas “Açlık Sınırı”dır. Bilindiği gibi bizzat TÜİK verileri kullanılarak belirleniyor “Açlık Sınırı”.

Açlık Sınırı ise şöyle tanımlanıyor; “Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarıdır”.

“Türk-İş tarafından hazırlanan Açlık ve Yoksulluk Sınırı Kasım 2022 araştırmasına göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin ‘gıda için’ yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 4,87 oranında gerçekleşti. Açlık sınırı 7 bin 785 lira olurken yoksulluk sınırı da 25 bin 365 lira oldu. Açlık sınırı asgari ücreti 2 bin 285 lira aştı.” (https://www.bloomberght.com/turk-is-yoksulluk-siniri-25-bin-lirayi-asti-2320182)

Bundan çıkan sonuç nedir?

Asgari Ücret, karın doyurmaya bile yetmiyor. Çalışmak, alınteri dökmek, fabrika cehenneminde bir ömür yanıp kavrulmak, çoluk çocuğumuzu doyurmaya yetmiyor. Bir iş bulup çalışabilen insanlarımızın bile sadece bedence sağlıklı kalabilmek için tüketmeleri gereken, zorunlu olan besinlere ulaşmaları mümkün olmuyor. Aileleriyle birlikte açlığa mahkûm ediliyorlar. İşsizlerimizi varın siz düşününün!..

Oysa bir kapitalistin bile görmezden gelemeyeceği bir toplumsal gerçek vardır. Artıdeğer sömürüsü yapabilmek için artıdeğeri üreten işçinin bir gün boyunca enerji harcayarak tükettiği işgücünü tekrar kazanması gerekir. Ertesi gün işbaşı yapabilmesi için yani hayatta kalabilmesi için zorunlu olan tüketiminin karşılanması gerekir. Ayrıca gelecek nesillerde Parababalarına artıdeğer üretecek proleterlerin var olması için de o işçinin bir ailesinin, çocuklarının olması gerekir. Dolayısıyla işçinin kazancı, kendisiyle birlikte ailesine de yetmelidir. Yani Asgari Ücret, 4 kişinin insanca yaşaması için gereken tüm ihtiyaçlarını karşılayacak bir ücret olmalıdır. Oysa ülkemizde yıllardır Asgari Ücret, bir kişinin ihtiyaçları üzerinden hesaplanmakta ve bu hesap da Parababalarının çıkarlarına göre yapılmakta; bir kişinin bile ihtiyaçlarını karşılamaktan hep çok uzak düşmektedir.

Asgari Ücret gerçeğimizin de açıkça ortaya koyduğu gibi, ülkemiz insanları oldum olası katmerli bir sömürü çarkının içindedir. Fakat bu Tayyipgiller iktidarı, halklarımız için yokluk yoksulluk demek olan bu Antika ve Modern Parababaları düzeninde sömürüyü kat kat artırdılar, iyice katmerlendirdiler. Adam, grev ertelemekle övünüyor. En son yine iki grevi erteledi bildiğimiz gibi. Bir de yabancı Parababalarına; “Gelin yatırım yapın, bizde işgücü ucuz. Hem grev de yaptırmıyoruz. Olağanüstü hal silahını kullanarak grevleri yasaklıyoruz.”, diyordu. Yani “Türkiye’yi sizin için ucuz işgücü cenneti, yağma Hasan’ın böreği yaptık. Yiyin efendiler yiyin, bu han-ı iştiha sizin”, diyor, Tevfik Fikret’in sözleriyle dile getirirsek.

Bir de Yoksulluk Sınırını görelim:

“Gıda harcaması ile giyim, kira, elektrik, su, yakıt, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı yani yoksulluk sınırı da 25 bin 364 lira olarak kaydedildi.” (agy)

Sarının da sarısı bir Konfederasyon olan Türk-İş’in belirlemesine göre 4 kişilik bir aileye yoksuldur demememiz için o ailenin aylık bütçesi 25.364 +1 = 25.365 lira olması gerekiyor. Doğrusu da budur. Bir aileye bu kadar bir aylık ücret girmez ise o ailenin insanca bir yaşam sürmesi mümkün olmaz.

Türkiye’nin yalın gerçekliği bu iken

bakın neler oluyor

Önce Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, 2023 Asgari Ücret görüşmeleri daha başlamadan açıklama yapıyor: Beyefendinin kırmızı çizgisi varmış meğer:

“TÜRK-İŞ Başkanı Ergün Atalay, Asgari Ücret Tespit Komisyonunun ilk toplantısının 7 Aralık’ta yapılacağını vurguladı. 7 bin 785 liranın altındaki rakamı kabul etmeyeceklerini belirtti. ‘Kırmızı çizgi bu onun üzerine çıkmak gerekiyor’ dedi.” (https://www.trthaber.com/haber/ekonomi/ergun-atalay-asgari-ucrette-7-bin-785-lira-kirmizi-cizgi-727657.html)

Yahu bu bizzat senin örgütünün belirlediği açlık sınırı. Bu nasıl “kırmızı çizgi”?

Asgari Ücreti belirleyen Komisyon bilindiği gibi 15 kişiden oluşuyor. Devlet, İşverenler adına Türkiye İşverenler Sendikası (TİSK) ve İşçi Sınıfı adına Türk-İş beşer kişiyle katılıyor. Devlet de Parababaları devleti olduğuna göre zaten maça 10’a karşı 5’le başlıyorsun. Sen bir de bu açıklamayı yapınca İşçi Sınıfımız o masaya 15’e karşı sıfır kişiyle oturmuş oluyor. On yıllardır bu alicengiz oyunuyla İşçi Sınıfımız yoksullaştıkça yoksullaşıyor.

Zaten Türk-İş’in Amerika eliyle kurulup beslenmesinden amaç da bu değil miydi?..

Bu konuda Usta’ya, Hikmet Kıvılcımlı’ya kulak verelim:

“Adı bir yana, Türk-İş, sahiden Türkiye İşçi Sınıfının başına geçirilmiş bir alaturka Amerikan külâhı olmakta gecikmedi. Türk-İş’te; Amerikan casus teşkilâtlarının resmen ödedikleri milyonlarla (yılda beş on milyon), kendilerine Türk ve işçi pozu veren işçi düşmanı kollar besleniyordu. Ayrıca, Türk işçisinin dişinden tırnağından artırdığı birkaç milyonu da diş kirası yapıyordu. Türkiş’in tepesine çıkarılanlar, o milyonları Kontvâri yaşamak için deve etmekle kalmıyorlardı. Türkiye İşçi Sınıfının İkinci Milli Kurtuluş Savaşı’nı baltalamak için de sistemlice kullanıyorlardı.

“Türkiş’çilere ne denebilirdi. Mademki, paralarının çoğunu Amerika veriyordu, düdüğü de Amerika çalacaktı. Mademki, Sendikalar Kanununun yasakları atlatılarak, yabancı parasıyla Türkiye içinde Türk-İş’in ajanlar ağı olarak çalışmasına Hükûmet bir şey söylemiyordu: Demek Hükûmete böyle ecnebi [yabancı] casus parası ile döndürülen bir ağ lâzımdı. Bu ağ, Türkiye İşçi Sınıfının her davranışını baltalamakla görevliydi. İşçi Sınıfımız, Devlet eliyle kesilen aidatlarını Sendika ağalarına haraç olarak kaptırıyordu. Ve buna, ko desinler “Sendikacılık” adı veriliyordu. Daha namuslusuna müsaade edilmediği için ise, sosyalizme yapıldığı gibi Türkiş’çiliğe de sakın dokunmayın, bölücülük olur, deniyordu.” (Bu sayımızda yayımlanan DİSK (Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu) adlı yazısından.)

Yani Ergün Atalay görevini yapıyor: İşçi Sınıfını satıyor.

Enflasyonun, özellikle de emekçi kesimlerin enflasyonunun yüzde 180’lere çıktığı bir ülkede sen, bir yıl için Asgari Ücretin açlık sınırının altında olmaması üzerinden sözüm ona pazarlık yapıyorsun. Buna pazarlık değil, düpedüz satış denir.

Ergün Atalay’ın eleştiriler üzerine yaptığı ipe sapa gelmez açıklamalarını bir kalem geçelim. Ama bir savunması var ki, evlere şenlik. Diyor ki hazret:

“Biz Türk-İş olarak niye o masadayız, anlamış değilim. Çünkü bizim üyelerimiz sendikalıdır. Toplusözleşmeye tabidir. Ücretleri de Asgari Ücretin üstündedir. Asgari ücretliler o masada olmalı.”

Sanki tek tek, örgütsüz Asgari Ücretlinin o masaya oturması mümkünmüş gibi…

Ve bir röportajında bir soruya verdiği cevap:

“O masada olmayan herkes görüş bildiriyor, bize katkı sağlıyor ama bunun bedelini biz ödüyoruz” diyen Atalay, “Bana ‘pazarlık aşağıdan başlar mı?’ diyorlar. Biz bunun üstünü konuşacağız, 8-9 olur, teklif önümüze bir gelsin. İnşallah bu son olur, o masada bir de asgari ücretli olur” diye konuştu.” (https://www.cumhuriyet.com.tr/ekonomi/turk-is-baskani-ergun-atalaydan-asgari-ucret-aciklamasi-2010730)

Bu yanlışın neresini doğrultacaksın. 12 Eylül Anayasasının getirdiği ucube bir komisyon belirliyor Asgari Ücreti. Parababaları Devletinin 5 temsilcisi ile Parababalarının bizzat özörgütü TİSK’in 5 üyesi, toplamda 5’e karşı 10 kişiyle belirliyor Asgari ücreti. Türk-İş ise konu mankeni…

Tabiî; “10 kişi belirliyordu”, dememiz gerekiyor. Çünkü artık tek bir kişi belirliyor Asgari Ücreti: Kaçak sarayda mukim diplomasız zat Tayyip Erdoğan. Onu da bir hak, alınteriyle kazanılmış bir ücret değil de bir lütuf imiş gibi sunuyor. Sefalet ücretini “müjde” diye ilan ediyor. Neymiş, Asgari Ücreti yüzde 54 arttırmışmış. İyi de enflasyon yüzde iki yüzlere merdiven dayamış sayenizde. İngilizce lafları sözlerinin arasına sıkıştırmayı pek seven medya bülbüllerinin söylemiyle; enflasyona “level” atlatmışsınız… Yüzde 54 daha belirlenir belirlenmez tuzla buz oluveriyor Çarşı-Pazar karşısında. Güneş görmüş kar misali eriyor yine sayenizde.

Kasım 2022’de Türk-İş’in belirlemesine göre Açlık Sınırı 7.785 lira iken Asgari Ücret 5.500 liradır. Yani bir işçinin Açlık Sınırında yaşayabilmek için her ay 2.285 lira borçlanması gerekiyor. Ya bu işçinin bir ailesi varsa, iki de çocuğu varsa… insan düşünemiyor bile. Ama insanlarımıza işte bu cehennem azabı yaşatılıyor. 23.364 lira giren hane yoksulsa 5.500 lira giren hane yani olması gerekenin (hem de asgari düzeyde olması gerekenin)  dörtte birinden bile az bir gelirle geçinmek zorunda kalanlara ne demek gerekiyor? Herhalde yoksul kere yoksul (daha doğrusu 4 kere) yoksul demek gerekiyor.

Ve Tayyip bu (trajik mi demeli, komik mi demeli) ücretin haberini “müjde” diye veriyor: “Asgari Ücreti 2023 yılı için 8.506 lira olarak belirledik”, diyor.

Türk-İş’e dönersek

Şöyle ya da böyle, hiç de hak etmediğiniz halde size böyle bir görev verilmiş. Siz de madem işçi örgütü geçiniyorsunuz, hiç değilse hamamın namusunu temizlemek için bir mücadele veriyor gibi yapsanıza… Efendi hazretleri, önce Açlık Sınırını “kırmızı çizgisi” olarak belirliyor. Sonra çok açık düştüğünü görünce çalkalamaya başlıyor: Neymiş pazarlığa buradan başlayacakmış, bunun altında bir teklifin getirilmesini kabul etmeyecekmiş.

Pekiyi neymiş bu sarı sendikacının razı olacağı miktar?

“8-9 olur, teklif önümüze bir gelsin”miş…

8-9’un ortası nedir?

8.500. E, adam sana 6 lira da fazladan vererek 8.506 lira dedi Asgari Ücrete. “9.000 liradan aşağı teklif verilirse biz o masada yer almayız”, demekle kimi kandıracağını sanıyorsun… Hamamın namusunu bile kurtarmaya mecali kalmamış bir İşçi Sınıfı düşmanısın sen.

Takke düştü, kel göründü

Aslında Asgari Ücret bir yıl için belirleniyordu mevzuat gereği. Fakat enflasyon alıp başını gidince ve seçimler yaklaştıkça AKP oyları anketlerde dibe doğru vurmaya başlayınca, 2022 Temmuz’undan geçerli olmak üzere, bir ara zam vermek zorunlu olmuştu Tayyipgiller için. Buna binaen Çalışma Bakanı Vedat Bilgin; “İhtiyaç olursa geçen seneki gibi ara zam yapılabilir.”, dedi. Sözlerinin asıl bundan sonrası sarı sendikacılığın nerelere kadar alçaldığını ya da alçaklığın nerelere kadar yükseldiğini göstermesi bakımından, başta İşçi Sınıfımız olmak üzere, halklarımız için ders niteliğindedir. Şöyle diyor bay Bakan:

“Ben bütün sendikalarla (bütün sarı sendikalarla anlaşılsın – M. Şahbaz) görüştüm. İşçi sendikaları başkanlarının taleplerini aldım. Bana gelen en önemli şey şu. Dediler ki, ‘siz, 8 bin liranın ne kadar üzerinde asgari ücret verirseniz biz o kadar zor durumda kalırız’ dediler.”

Niçin zor durumda kalıyor bu hainler?

Çünkü yaptıkları tüm Toplu İş Sözleşmeleri, İşçi Sınıfının yarattığı değerleri, alınterini, Parababalarına yiyim etmek, işçileri satmak üzerine kuruludur. Fakat enflasyon böylesine yükselince o satış sözleşmeleri foyası çıkmış-düşmüş sahte yüzük taşı gibi ortaya çıkıverdi.

Yani sarı sendikacılar Çalışma Bakanına demişler ki, biz sekiz bin lira civarında ücretlerle işçilerimizi sattık; siz bu rakamın üstüne çıkarsanız, maazallah bizim içyüzümüzü sattığımız işçiler görüverir, bize güvenemezler, alternatif aramak isteyebilirler. On yıllardır sürdürdüğümüz bu oyunu ne olur bozmayın. Hem biz hem siz hem de Parababaları bundan zarar görürüz.

İşte böylesine trajedilere maruz kalır toplumlar, eğer örgütsüz iseler. İşçi Sınıfı gibi en devrimci sınıf bile bu hallere düşürülür.

Ne diyordu Devrimler Kartalı Lenin Usta?

“İşçi Sınıfı Örgütlü ise Heptir. Örgütsüz ise Hiçtir.”   

Tabiî bu sarı sendikalar İşçi Sınıfını örgütlemek için yokturlar. Onların görevi, işçileri örgütlenmişler gibi aldatarak, o sanıya kapılmalarını sağlayarak Parababalarına peşkeş çekmektir.

Memur-Sen:

Dört Başı Mamur-Sen

Türk Dil Kurumunun sözlüğü “Dört başı mamur” mecazının anlamını şöyle açıklıyor: “Her bakımdan istenildiği gibi olan”.

Tam da cuk oturmuyor mu Memur-Sen için? 1990’ların başlarından itibaren devrimci-demokrat kesimlerce kuruluş çalışmalarına başlanan KESK’e karşı tâ Erbakan döneminden beri (1995’te kuruluyor) Ortaçağcıların örgütledikleri bir sarı sendikadır Memur-Sen. 21’inci yılına dönen Tayyipgiller iktidarında palazlandırılıp “en büyük memur sendikası” kılındı. Memur maaşlarının belirlenmesinde bu sarı sendika da Tıpkı Türk-İş’in Asgari Ücret Komisyonundaki rolünü oynuyor. Bu sarılar, görüşmeler öncesinde yüzdeleri havada uçuştururlar; yüzde 25, 30, 40 hatta 60’lar dile getirilir. Komisyonda devlet adına görevli olanlar ise bunların karşısına yüzde 3, 5 gibi rakamlarla çıkarlar. Tabiî sözde taraflar anlaşamamış olurlar. Ve bekleneceği gibi, esas oğlan Tayyip meydane çıkar ve tarafları yüzde 6, 7, 8 gibi bir orana ikna ediverir. Mamur-Senciler de ağızları kulaklarında müjdeyi verirler.

İşte devletin resmi kurumu Anadolu Ajansının duyurusuyla Mamur-Sen’in imza attığı 2022-2023 yılına ait toplu iş sözleşmesi:

“Memur ve memur emeklisinin maaşına 2022’nin ilk altı ayı %5, ikinci altı ayı %7, 2023’ün ilk altı ayı %8, ikinci altı ayı %6 ve enflasyon farklarından oluşan zam yapıldı.” (https://www.aa.com.tr/tr/gundem/memur-ve-memur-emeklisine-2022de-yuzde-5-7-2023te-yuzde-8-6-zam/2343667)

Aşağıdaki ise bu ihanetin Resmi Gazetedeki resmidir.

(https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2021/08/20210825-11.pdf)

 

Tayyipgiller’in Tefeci-Bezirgân becerisi:

Hem zulmet hem kurtarıcı rolüne soyun

Tayyip, “ATO Congresium’da ‘Sözleşmeliye Kadro Şöleni’ programında konuştu.”

“Açıklanan 2022 enflasyon oranına göre kamu görevlileri ve emeklilerinin ocak ayından itibaren geçerli yılın ilk yarısını kapsayan maaş artış oranı yüzde 16,48 olarak uygulanacaktır. SSK ve Bağ-Kur emeklilerinde ise bu oran 15,4 olarak ortaya çıkmıştır. Buradan sizlere ve tüm milletime memur, memur emeklileri ve diğer tüm emeklilerimizin maaş artış oranını yüzde 25 olarak uygulayacağımızın müjdesini vermek istiyorum.” (https://www.trthaber.com/haber/gundem/cumhurbaskani-erdogan-memura-ve-tum-emeklilere-yuzde-25-oraninda-zam-uygulanacak-735392.html)

Böyle diyerek müjdeyi patlatıyor. Öyle ya TÜİK’in bilimsel, pardon filimsel, belirlemesine göre memur maaş artış oranının yüzde 16,48, emeklilerin ise yüzde 15,4 olması gerekiyormuş. Ama çok cömert Kaçak Saraylı dinler mi böyle bilimselliği. Halkını çok düşündüğü için yapıvermiş oranı yüzde 25. Müjdeler olsun dağlara, denizlere, ovalara… Ama Türkiye gerçeği çarpıverir insanı. Halkın enflasyonun yüzde 180’lerde olması, kitlelerde büyük bir hoşnutsuzluk yaratınca hazret “lütfetti”, yüzde 5 daha arttırdı maaşları; yüzde 30’a çıkardı. Bu artırmaya bulduğu gerekçe ise tam Tayyip’e yakışır bir gerekçeydi. Zaten bir gün evvel yüzde 25 derken arkadaşlarını tembihlemişmiş; daha fazla ne yapabiliriz, diye. Onlar da “çalışmışlar”, yüzde 5 daha verebiliriz demişler. Hani halkımız der ya; “ufak at da civcivler yesin.”

Hazret yüzde 25 açıklamasını Memur-Sen’in düzenlediği törende söylüyor ve memurların doldurduğu salonda alkıştan sanırsın kıyamet kopuyor. Kitleler açlığını alkışlıyor. Ve de hazret artı 5 puanı ise Meclisteki grup toplantısında açıklıyor. Yine alkış kıyamet…

Hazret bir de şu incileri döktürüyor:

“Sözleşmeliye Kadro Şöleni Programı münasebetiyle sizlerle beraber olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Memur-Sen Başkanımız Ali Yalçın kardeşime ve yönetim kurulu üyelerine gönüllerimizi bir araya getirdikleri için teşekkür ediyorum. Sizlerin vasıtasıyla 81 vilayetimizde ve yurt dışında devletimiz adına görev yapan tüm kardeşlerime buradan selam ve sevgilerimi gönderiyorum. Yine sizlerin şahsında kamu görevlilerimizin tamamının yeni miladi yılını (öyle ya bir de hicri yıl var –M. Şahbaz) tebrik ediyor, hayırlı, bereketli, huzurlu bir yıl diliyorum.

“(…)

“Bugün burada sözleşmeliden kadroya geçen siz kardeşlerimizin sevincine ortak olmak üzere bir aradayız. Kısa süre önce yaptığımız açıklamayla farklı kurumlarda çalışan yaklaşık 500 bin sözleşmeli personelimizin kadro beklentilerine cevap verdik. Bu kapsamda 4C’den 4B’ye geçenler, mahalli idareler personeli, Kültür ve Turizm Bakanlığı sanatçıları, 50D’li araştırma görevlileri, vekil ebe, hemşire, aile sağlığı merkezi çalışanları gibi geniş bir alandaki sözleşmeli personelimizin sorunlarına kalıcı çözümler üretiyoruz. Artık bu personelimiz de diğer kadrolu kamu görevlileri gibi sözleşmelerinin yenilenmemesi ihtimaliyle karşılaşmayacak.

“Kademe ve derece ilerleme hakkına sahip olacak. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavına girebilecek. Kurumlar arası yer değiştirme hakkını kullanabilecek. Eş durumu mazereti hakkının kullanımı için diğer eşin de kamu personeli olması şartı aranmayacak. İsteğe bağlı yer değişikliği talebi idarenin tasarrufuna bırakılmayacak. Kullanılmayan izinlerini bir sonraki yıla aktarabilecekleri gibi ücretsiz izne ayrılma hakları da bulunacak. Yurt dışında eğitim veya görevlendirme, harcırah alma, arazi tazminatı alma, yemek ücreti yardımından faydalanma hakkına kavuşacak. Sözleşmenin personel tarafından feshi halinde iş sonu tazminatı ödenmemesi durumu son bulacak.” (agy)

Gördüğümüz gibi düzelteceğini söylediği şeylerin tamamı insan haklarına, aile bütünlüğüne karşı olan uygulamalar. Fakat hazret öyle bir anlatıyor ki, sanki düne kadar muhalefetteymiş de bugün iktidara gelmiş ve bütün bu kötü uygulamalara son verecek olan kahraman kendisi. Oysa sayıp döktüğü uygulamaların hepsi kendi eseri… Yapacağı bu kahramanlığın karşılığında da bu kitlelerin oylarını istiyor. Celladınıza oy verin, diyor.

Yeni DİSK’in

Asgari Ücretle İmtihanı

Yeni DİSK, 2023 Yılı Asgari Ücreti için 13.200 lira talep etti. İlk bakışta iyi bir rakam gibi gelebilir. Ama hem Yoksulluk Sınırı 25.365 liradır diyeceksin hem de Asgari Ücret 13.200 lira olsun diyeceksin. Ve adın da Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu olacak! E, olmuyor tabiî…

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu’nun bir uyurgezer hali var. Bakın 2022 Asgari Ücret zammı için önerisi ne idi:

“DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, ‘4 kişilik bir ailenin asgari geçim şartlarını belirleyen yoksulluk sınırının Kasım 2021’de 10 bin 200 lirayı aştığı, aralıkta bunun daha da artacağını öngörerek, bir hanede 2 kişi çalıştığında en azından bir yoksulluk sınırı kadar gelir girebilmeli. Bu nedenle 2022 yılı asgari ücreti en az net 5200 lira olmalı diyoruz’ dedi.” (https://www.evrensel.net/haber/448181/disk-2022-yili-asgari-ucret-talebini-acikladi-net-5200-lira-olmali)

Bu hamfendinin kabullerine bir bakar mısınız: “Yoksulluk sınırı Kasım 2021’de 10 bin 200 lirayı aş”mış. Ama kendisi 5200 liralık asgari ücret talep ediyor. Gerekçesi de ilginç; “bir hanede 2 kişi çalıştığında en azından bir yoksulluk sınırı kadar gelir girebilmeli”ymiş.

Bu yanlışın da neresinden başlayıp düzeltmeli bilmem ki…

Bir kere bu 5200 talebini hayat çarptı. Tayyip bile 2022’nin ikinci yarısı için Asgari Ücreti 5.500 liraya çıkarmak zorunda kaldı.

İkincisi; Yoksulluk Sınırının tanımını yukarıda aktarmıştık ama uzaklara gitmeden KKTC Çalışma Bakanlığının Asgari Ücret tanımını (ki bizde Yoksulluk Sınırı da aynen bu ölçütlere göre belirleniyor) bir kere daha tekrarlayalım:

“Asgari Ücret”, işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçi ile eşinin ve bir veya iki çocuğunun yeterli beslenme, sağlıklı konut, giyim, aydınlatma ve ısıtma, ulaşım, çağdaş düzeyde sağlık servisi, eğitim kültür, dinlenme, eğlence ve benzeri temel gereksinmelerini geçerli fiyatlar üzerinden karşılamaya yetecek miktarda olmak üzere bu Yasanın 3’üncü maddesi kuralları uyarınca saptanan ücreti anlatır.”

Görüldüğü gibi, bu tanımda “bir hanede iki kişi çalıştığında” diye bir ibare yok. Olamaz da.

Neden?

Çünkü Türkiye’de “bir hanede 2 kişinin çalışması” mucize kabilindendir. Ayrıca “bir hanede iki kişi çalış”ınca o hane artık yoksulluk sınırından çıkmalıdır. Bir devrimci(!) olarak, bir hanede iki kişi çalışınca bile Yoksulluk Sınırında sürünmeye devam etsinler demek, dünyaya Parababalarının gözlükleriyle bakmak anlamına gelir. Ancak o haneden üçüncü ve dördüncü kişiler de çalışırsa Yoksulluk Sınırından çıkılabilir, demiş olursunuz. Parababaları bile kâğıt üzerinde bunu diyemiyor. Siz, hem de adında “Devrimci” ibaresi olan bir Konfederasyonun Genel Başkanı olarak nasıl böyle bir şey düşünür ve nasıl savunabilirsiniz?

Ve HKP Programı der ki

“11- ÜCRET: Asgari ücret normal geçim endeksinden (şu andaki rakamla günlük net 50 YTL’den)[1] aşağı düşmeyecek. Günümüzde uygulanmakta olan asgari ücretin böylece 4 mislinden fazla bir artış sağlanmış olacak. Normal geçim endeksi de üretimimizin verimindeki artışa paralel olarak yükseltilecek. Kişi emeğinin, sağlığının ve ulusal verimliliğin zararına olan prim usulü kaldırılacak. Ücretler, her hafta başı muntazam ödenecek. Genel tatil günleri tam ücretli olacak. Zorunlu haller ve işin niteliğinden dolayı o günler çalışana çift gündelik verilecek. Kadın, çocuk, din, ırk, farklarına bakmaksızın: AYNI İŞİ görene AYNI ÜCRET verilecek.”

Ve de Parti Programı’nın bu amir hükmü gereğince Halkın Kurtuluş Partisi meydanlarda şunu haykırıyor:

“Halk İktidarını kurduğumuzda Parti programımızda da belirttiğimiz gibi asgari ücret yoksulluk sınırının altında olmayacak. Halkımız kira, ısınma, aydınlatma, su ve iletişim masraflarını içine alan Barınma giderleri için gelirinin en çok 10’da birini; yiyecek, içecek masrafları için en çok 5’te birini; devlet masrafları ve vergiler için en çok 10’da birini harcayacak. Geri kalan geliriyle refah içerisinde yaşayacak.”

Ve bu gerekçelerle:

“Asgari Ücret geçim endeksi olan yoksulluk sınırının altında olmamalıdır. Yani günümüz koşullarında en az 26.124 TL olmalı ve sürekli olarak güncellenmelidir.”

[1] Bu rakam 2005 yılının rakamıdır.