Tayyipgiller’in Ülkemizi ve Ordumuzu içine düşürdüğü utanç verici durumlar…

10.09.2019
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Tayyipgiller’in Ülkemizi ve Ordumuzu içine düşürdüğü utanç verici durumlar…

Aşağıda anlatacağımız bir tek olay bile Suriye özelinde içine düşürüldüğümüz acınacak durumu gözler önüne sermeye yeter de artar. Başka söze gerek bile kalmaz.

Ancak Tayyipgiller, başta Reisleri olmak üzere, sürekli konuşuyorlar, sürekli üfürüyorlar, sürekli yalan söylüyorlar. Yalanda dur durak bilmiyorlar. Kitleleri kandırmak için, ellerinde olan medya gücünü sonuna kadar kullanıyorlar. Ama olmuyor. İçine düştükleri durum, onları her gün biraz daha bataklığa çekiyor. Her gün biraz daha batıyorlar.

Nasıl mı?

 

Türk Ordusu İdlib’de esir

Gerçekten esir. Evet, henüz askerlerimiz bir başka ülkenin ordusunun ellerinde, cezaevlerinde ya da kamplarında değiller ama kendi “Gözlem Noktası”nda esirler. Türkiye’nin, Soçi Mutabakatı’nın gereği olarak Suriye’nin İdlib bölgesinde kurduğu “Gözlem Noktaları”ndan 9’uncusu tümüyle Suriye Ordusu tarafından çevrilmiş durumda ve onları Rus Ordusu, Rus Askeri Polisi koruyor! Aynıyla vaki bu anlattığımız.

Bildiğimiz gibi, Suriye Ordusu karadan, Rus Ordusu havadan, El Nusracıların yüzde 90’ına hakim oldukları İdlib’i vuruyorlar, saldırıyorlar. Ve geçtiğimiz günlerde, İdlib’de önemli bir geçiş güzergâhı ve bağlantı noktası olan Han Şeyhun, bu çetecilerden temizlendi. Suriye Ordusu’nun denetimine girdi yoğun çatışmalardan sonra. Çeteciler terk etmek zorunda kaldılar Han Şeyhun ve etrafını.

Böylece Han Şeyhun’un Morik bölgesinde bulunan 9 Numaralı Gözlem Noktası’nın çevresini Suriye Ordusu ele geçirmiş oldu.

Gelin bunu, Demirören medyasının amiral gemisinin yazarı, Sedat Ergin’in, 5 Eylül tarihli köşe yazısından okuyalım:

“TÜRKİYE ile Rusya arasında bir yıl kadar önce imzalanan Soçi Mutabakatı’nın bir numaralı maddesi, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İdlib’deki gözlem noktalarının -tahkim edilerek- faaliyetlerini sürdürmelerini öngörüyordu.

“Bu gözlem noktalarının temel görevi ‘İdlib gerilimi düşürme bölgesi’ sınırlarının dışında kalan Suriye ordusu ile bu sınırların iç kesiminde saha hâkimiyetini sağlamış olan silahlı muhalif gruplar arasında çatışmasızlığı, ateşkes düzenini gözetmeleriydi.

“Fırat Kalkanı bölgesi İdlib’in kuzeyine doğru genişleyebilir mi

“Gelgelelim sınır çizgisinin hemen iç çeperinde konumlanan bu gözlem noktalarından bölgenin en güney ucunda Morik’te kurulmuş olan (9) numaralı üs iki haftadır artık Esad ordusunun kontrol ettiği toprakların üzerindedir. Yaklaşık 10 kilometre kadar rejim bölgesinin içinde kalmıştır ve çevresinde Suriye ordusu bulunmaktadır.

“Gözlem noktasındaki Türk askerleriyle Suriye ordusu arasında bir gerginliğin, bir sıkıntının yaşanmaması için Rus askeri polisi yakın çevrede üslenmiştir.” (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/firat-kalkani-bolgesi-idlibin-kuzeyine-dogru-genisleyebilir-mi-41321756)

İşte somut ve acı gerçek bu: Suriye Ordusu’ndan, Rus Askeri Polisi koruyor Türk Ordusu’nu!

Niye bu hallere düştü Türk Ordusu?

Bunun sorumlusu kim?

Başta Reisleri Tayyip olmak üzere AKP’giller. (AKP’giller’den şimdi ayrı düşmüş olsa da, Davutoğlu’lar…)

 

Tayyip’ten itiraflar…

Bakın Reis, aslında nasıl acı acı itiraf ediyor ve yakınıyor bu durumdan:

“İdlib bizim meselemiz”

“(…) CUMHURBAŞKANI Tayyip Erdoğan, resmi ziyarette bulunan Çekya Başbakanı Andrej Babis’i Beştepe’de kabul etti. Erdoğan ile Babis’in görüşmesinin ardından basın toplantısına geçildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplantıda özetle şunları söyledi:

(…) İdlib bizim meselemizdir. Buradaki göç bizim sınırlarımızı zorlayacaktır. Bunun dertlisi olan biziz. Oradaki en ufak ateş bizi yakıyor. Mültecilere kapımızı kapamak suretiyle, kovmak mecburiyetinde değiliz ama burada özellikle bir güvenli bölge ihdasına yardımcı olabilirsek bunu başarabilirsek ne mutlu bize.” (http://www.hurriyet.com.tr/gundem/idlib-bizim-meselemiz-41320697)

İdlib, niye bizim meselemiz oluyor? Bunun dertlisi olan niye biziz? Oradaki en ufak ateş bizi niye yakıyor?

Soruları çoğaltabiliriz. Ama Tayyip’in söyledikleriyle yetinelim…

Çünkü, ABD Emperyalistlerinin “Büyük Ortadoğu Projesi (BOP)”un Eşbaşkanı sensin eyy Tayyip ve bu belayı başımıza sen ve siz getirdiniz hep birlikte. Şimdi niye yakınıyorsun? Niye itiraz ediyorsun?

Suriye Yönetimiyle ve Halkıyla kardeşçe yaşıyorduk bölgemizde. Ortak Bakanlar Kurulu Toplantısı yapıyordunuz Beşşar Esad Yönetimiyle. Senin deyiminle, Beşşar Esad’la; “kardeşten de öte”, yakındınız.

Sonra sen, bir anda sattın Beşşar Esad’ı ve Suriye Halkını. ABD, sana bir yem uzattı. Sen de o yeme balıklama atladın sazan balığı gibi. O ABD idi. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde, halkların dostu olmamıştı. Çıkarının olmadığı herhangi bir yer ve şey için kılını bile kıpırdatmamış, parmağını bile oynatmamıştı tarihi süreci içerisinde. Tam aksine, nereye gittiyse, oraya Ölüm Meleğini, Azrail’i de götürmüştü…

Suriye’de de öyle yaptı. Seni, sizi ve sizin gibi uydu ülkelerini (Suudi Arabistan, Kuveyt vb.) baştankara daldırdı Suriye Sorunu’nun içine. Açtınız sınırlarınızı başta sen olmak üzere. Doldurdunuz dünyanın dörtbir yanından Ortaçağcı cihatçı katilleri Suriye topraklarına. ABD’nin sapık, tecavüzcü askerleriyle, Ortaçağcı kan emicileri, yürek yiyicileri, katliamcı çeteleri elbirliğiyle saldırdınız.

Sen-siz, en kısa sürede; “Şam’daki Emeviye Camii’nde namaz kılmanın”, Halep’e Vali atamanın düşü içindeydiniz. Başta birçok şey istediğiniz gibi gidiyor görünüyordu. Suriye toprakları kurt dalamış sürüye çevrilmişti sizler tarafından. Her bir bölgeyi, bir Ortaçağcı çete ele geçirmiş, kimi Devlet kuruyor, kimi Halifelik ilan ediyordu. Siz de onlara yardım ve yataklık yapıyordunuz elbirliğiyle, gönüllüce, şevkle ve istekle. Vatan topraklarını açtınız bu çetelere. ABD’yle birlikte askeri olarak “Eğit-Donat” projeleri hayata geçirdiniz. Kamplar kurdunuz. Hastaneler kurdunuz. Sınırları açtınız bu çetelere.

Sonra?

Sonra, ABD’nin planı tıkır tıkır işlemeye başladı. Suriye’de yaşayan ve PKK Önderliğinin etkisindeki YPG, bu yağma sofrasından pay almaya davrandı. Suriye Yönetimiyle kardeşçe dayanışarak işgalcilere, işbirlikçilere karşı birlikte savaşmak ve kardeşçe bir federasyon içinde yaşamanın şartlarını yaratmak yerine. Amerikancı bir Hareket oluştu Suriye içinde de. Ve önce Kürt Bölgelerini ele geçirdiler sonra da başka bölgeleri…

Bir anda Suriye 3 parçaya bölünmüş oldu.

Bir yanda Ortaçagcı IŞİD’lilerin hakim olduğu, “Devlet” kurup “Halifelik” ilan ettikleri bölgeler,

Bir yanda Amerikancı Kürt Hareketinin yönetimindeki bölgeler,

Diğer yanda Beşşar Esad yönetimindeki bölgeler.

Bu arada, en ufak bir yerleşim yerini ele geçiren cihatçı çetelerin ilan ettikleri emirlikleri, halifelikleri, vb.lerini saymak gerekir…

Sonra?

Sonra sahaya İran, Rusya ve Lübnan Hizbullah’ı girdi. Dolaylı yoldan da Çin. Ve dengeler değişti bir anda Suriye’de. Beşşar Esad Yönetimi toparlandı, maddi ve manevi güce erişti. Ve inancını yitirmeyen Suriye Halkı, bu desteklerle birlikte işgalcilere ve işbirlikçilere karşı bir Ulusal Kurtuluş Savaşı başlattı. Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, anlayışıyla savaştı cansiperane.

Bunu da Bizden, bizim Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızdan ve onun dahi komutanı Mustafa Kemal’den öğrenmişlerdi.

Önce IŞİD belası defedildi. Silindi büyük oranda. Yenildiler.

IŞİD’in yenilmesinde, ABD ve Amerikancı Kürt Hareketi de yer almak zorunda kaldı.

Ya da işi bitince bu çetelerin, iplikleri, içyüzleri, canilikleri, canavarlıkları, insanlık dışı davranışları ortaya çıkınca, savunulur yanları kalmadı halklar nezdinde. Zaten de görevlerini yerine getirmişler, Suriye’nin parçalanmasında rollerini oynamışlardı. Dolayısıyla işi biten her araç gibi atıldılar bir köşeye IŞİD’liler.

Ortada iki güç vardı artık:

Amerikancı Kürt hareketi,

Ve Meşru Suriye Yönetimi.

Ancak burada senin/sizin hevesleriniz kursağınızda kaldığı gibi, bir anda somut gerçekle, Suriye sınırı boyunca PKK Önderliğindeki Kürt Hareketiyle karşı karşıya kaldınız.

Ne oluyordu? Ne olacaktı? Bu ne menem bir şeydi böyle?

Apıştınız, şaşırdınız. Evet siz de, BOP’un Eşbaşkanı olarak, olacakları az çok biliyordunuz ama bu kadarını da beklemiyordunuz. Sonuçlarının sizi bu hale düşüreceğini öngöremediniz.

Çünkü siz kitleleri kandırmıştınız. Aldatmıştınız, Kürt Hareketini ortadan kaldıracaktınız. Onları inlerinde boğacaktınız. Ama şimdi sınırdaş oluvermiştiniz. “Hüloogg”cularınız uyanacaktı şimdi.

 

ABD’nin net tercihi PKK/SDG/YPG

ABD’ye “Eyy” çektin…

Ya ben, ya PKK-SDG-YPG dedin/dediniz?

Ne oldu?

ABD, tercihini hiç tereddütsüz Amerikancı Kürt Hareketinden yana kullandı. Amerikancı Kürt Hareketi; “Sahadaki ortağı”, “yerel güçleri”, “yetenekli ve güvenilir” müttefikleri idi. Çıkarları uyuşuyordu. Çarkla dişli gibi iç içe geçmişlerdi.

Obama yönetiminden bu yana ABD’den, “Güvenli Bölge” kurmasını istiyorsunuz Suriye’nin kuzeyinde. Obama yönetimi yanaşmadı buna. Trump geldi yönetime, başlangıçta o da yanaşmadı. Şimdi kuralım diyor.

Niye?

Çünkü, onun da derdi, Kürt Hareketini korumak. Güvenceye almak. Türkiye’nin saldırılarını önlemek. Bu bakımdan da, aslında hiçbir konuda anlaşmadan, anlaşmış göründü “Güvenli Bölge” konusunda. Senin, “girdik, giriyoruz” sözlerini boş düşürdü. İki yıldan bu yana Fırat’ın Doğusuna operasyon düzenleyeceğim, diyorsun, ABD bir hamle yapıp seni oyalıyor. Kendi planlarını hayata geçiriyor.

SDG’ye, YPG’ye binlerce TIR silah gönderdi. Sözde anlaştınız gönderilen bu silahların toplanması konusunda da ama ABD hâla yeni sevkiyatlar yapmaya devam ediyor. Kürt Hareketini askeri olarak Eğitip-Donatıyor.

Bak, bu haber yeni. 5 Eylül tarihli. ABD’nin sevkiyatıyla ilgili. Herhalde senin de bilgin vardır Tayyip:

“ABD’den YPG/PKK kontrolündeki bölgeye yeni sevkiyat!

“Fırat’ın doğusu ile ilgili Türkiye’nin “güvenli bölge” anlaşması yaptığı ABD, Suriye’de terör örgütü YPG/PKK kontrolündeki bölgeye 60 tırla yeni lojistik sevkiyat gerçekleştirdi.

“Türkiye ile Fırat’ın doğusundaki terör varlığına karşı güvenli bölge oluşturmak için anlaşma yapan ABD, terör örgütüne yardımlarını sürdürüyor.

“ABD, Suriye’de terör örgütü YPG/PKK kontrolündeki bölgelere yaklaşık 60 tırla lojistik destek amaçlı yeni sevkiyat yaptı. Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, ABD dün Suriye-Irak arasındaki Simelka sınır kapısından yaklaşık 60 tırlık konvoy geçirdi. Konvoyda geniş araçlar, iş makinaları, yakıt tankerleri, jeneratörler ve kapalı tırlar olduğu görüldü.

“Kaynaklar, tırların YPG/PKK kontrolündeki bölgelere gittiğini bildirdi. Önceki sevkiyatların aksine konvoyun gündüz saatlerinde girmesi ise dikkati çekti. ABD yaklaşık iki hafta önce de 60 tırlık lojistik destek konvoyunu YPG/PKK kontrolündeki bölgelerdeki üslerine ulaştırmıştı. 2015’ten bu yana IŞİD ile mücadeleyi gerekçe göstererek YPG/PKK’ya askeri destek veren ABD’nin Suriye’de halen 18 üs ve askeri noktada 2 bin civarı personeli bulunuyor.” (https://www.yenicaggazetesi.com.tr/abdden-ypgpkk-kontrolundeki-bolgeye-yeni-sevkiyat-247896h.htm)

Gördüğümüz gibi, ABD, silah ve malzeme göndermeye devam ettiği gibi, artık gündüz gözüyle, göstere göstere gönderiyor üstelik bunları. Senin/sizin tepkilerinizi de hiç mi hiç önemsemiyor. Bir anlamda mesaj veriyor.

Aşağıdaki haber de eğitilen yeni YPG’lilerle ilgili. O da 4 Eylül tarihli Hürriyet’ten:

“ABD ve YPG/PKK’dan 700 teröriste ortak eğitim

“ABD, Suriye’de büyük kısmı Arap, 700 kişiyi eğiterek terör örgütü YPG/PKK’nın saflarına kattı. Türkiye sınırından uzak bölgelerde kurulan kamplarda, ABD’li danışmanlar askeri, YPG/PKK’lılar ise ideolojik eğitim verdi.

“ABD ve müttefiki YPG/PKK, Suriye’de 700 teröristi eğiterek örgütün saflarına kattı.

“ABD, DEAŞ ile mücadele bahanesiyle yardım etmeye başladığı YPG/PKK’ya lojistik ve eğitim desteğini sürdürüyor.

“Suriye’nin kuzeydoğusunu işgal eden YPG/PKK, ABD’nin desteğiyle son birkaç ayda 700 teröristi eğitti.

“Daha önce Türkiye sınırındaki Ayn İsa ve Tel Abyad’da verilen eğitimler, ABD ve Türkiye arasında başlayan güvenli bölge görüşmelerinden sonra güney ve doğu kesimlerdeki kamplara taşındı.

“Haseke iline bağlı Şeddadi beldesi, Rakka il merkezinin kuzeyi ve Tabka’da ABD’li askeri danışmanların eğittiği yaklaşık 700 terörist, YPG/PKK saflarına katıldı.” (http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abd-ve-ypg-pkkdan-700-teroriste-ortak-egitim-41320025)

Bu kadarla kalsa iyi…

Bak yepyeni bir haber daha. 6 Eylül tarihili:

“ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Dunford, (…) başta Suriye olmak üzere ABD dış politikası konusunda Dış İlişkiler Konseyi’nde düzenlenen panelde soruları yanıtladı.

“(…)

“Suriye’nin kuzeydoğusundaki duruma işaret eden Dunford, şöyle konuştu:

“Suriye Demokratik Güçleri’nin, geride kalan DEAŞ kalıntıları ile mücadele etmek için koalisyonun desteğine ihtiyacı vardır. Aynı şekilde DEAŞ’tan temizlenen alanlarda güvenlik sağlamak da aynı şekilde önemlidir. Dolayısıyla daha yapılacak çok iş var ve bu alanı (Suriye’nin kuzeydoğusunu) tutmak için 50 ila 60 bin yerel gücün eğitilmesi gerektiğini tahmin ediyoruz ve muhtemelen henüz bunun yüzde 50’sini gerçekleştirebildik.” (https://www.yeniasya.com.tr/dunya/abd-suriye-nin-kuzeyini-tutmak-icin-60-bin-militan-egitiyor_502360)

İşte böyle Tayyip! ABD bu! ABD budur!

Sen ondan sonra sızlan dur; “İdlib bizim meselemizdir. Buradaki göç bizim sınırlarımızı zorlayacaktır. Bunun dertlisi olan biziz. Oradaki en ufak ateş bizi yakıyor.”, diye…

ABD Emperyalist Haydutları seni yokluyor, oyalıyor, geciktiriyor, kendi planlarını hayata geçiriyor, son noktaya geldiği anda “tamam ya, sızlanma. Hadi Güvenli Bölge kuralım.”, diyor.

Nasıl?

Yine kendi planları doğrultusunda. Belirsiz bir biçimde…

Tamam, Koordinasyon Merkezi kuralım, diyor. Kuruyor. ABD conileri Şanlıurfa’ya yerleşiyor.

Sana yıllardır uçuş izni vermediği bölgede, İHA uçurma izni veriyor. Seviniyorsun bir tutam otu görünce.

Zaten senin/sizin bütün politikalarınız, hep söylediğimiz gibi, başkalarının iznine tabi. Onların istedikleri yerde ve istedikleri zamanda oluyor işler. Hani, Rus uçağını düşürdüğünüzde, aylarca uçak uçuramadınız Suriye üzerinde. Kara birliklerine hava desteği sunamadınız, dolayısıyla da bir arpa boyu yol alamadınız. Ne zaman ki Rusya size uçuş izni verdi, o zaman uçurmaya başlayabildiniz. Yani ömrünüz izin almalarla geçiyor sizin…

ABD izin verdi, Afrin’de operasyon yapabildiniz. Rusya izin verdi, İdlib’de Gözlem Noktaları kurabildiniz. Uzatalım mı?..

Gerekmez.

Sen istediğin kadar 30-35 kilometre derinlik de, o, yani ABD, anlaştığı YPG’lilerle 5-10 kilometrenin hazırlığını yaptı, yapıyor…

Bak yine sızlanıyorsun aynı konuşmanda. Ne diyorsun?

“GÜVENLİ BÖLGENİN ADI KALDI

“(Suriye) Bir güvenli bölge teklifimiz var. Bu teklif Sayın Obama döneminde de masadaydı ve Sayın Trump döneminde de teklif ettim. Avrupa’nın önemli ülkeleri, başta Almanya, Fransa olmak üzere onlarla görüştüm. Suudi Arabistan ile aynı şekilde bunları görüştüm. Hepsi de “Bu çok güzel bir teklif” anlayışında. Peki yapılacak olan ne? Bu güvenli bölgede, bizim sınırlardan yaklaşık 30 kilometre derinlikte konut yapacağız. Bu konutlarda da mülteciler yaşayacak, kendileri ekip biçecekler. “Çok güzel proje” dediler ama uygulamaya gelince maalesef destek gelmedi. Ve şu anda kendileri güvenli bölgeyi gündeme getiriyorlar, ‘hadi’ dediğimizde ise karşımızda kimseyi bulamıyoruz.  Şu anda güvenli bölgenin sadece adı kaldı. Bir yandan da güneyden tacizler devam ediyor.” http://www.hurriyet.com.tr/gundem/idlib-bizim-meselemiz-41320697)

Leyleğin ömrü de lak lakla geçermiş. Aynı hesap. Aynı tas aynı hamam. Sen aynısın, ABD aynı…

ABD kullanan, sen kullanılan!

 

İdlib’de kısa vadede ne olacak?

Bak sana İdlib’de ne olacağını yazalım. Bunu biz söylemiyoruz. Yine Sedat Ergin’den aktaracağız. O da “Rusya Uluslararası İlişkiler Konseyi’nin Ortadoğu Uzmanlarından Kirill Semenov”a dayandırıyor söylediklerini:

“Bu durum bize önümüzdeki dönemde İdlib’le ilgili bütün çekişmenin M-4, M-5 otoyolları üzerinde cereyan edeceğini anlatıyor. Aslında Soçi Mutabakatı’nın en önemli maddelerinden biri (madde 8) M-4 ve M-5 karayollarının güvenliğinin sağlanarak trafiğe açılmasıydı. Sorumluluğu büyük ölçüde Türkiye’ye düşen bu maddenin hayata geçirilmesinde başarı sağlanamamıştır.

“Tabiî bu yollar üzerinde cereyan edecek çekişme Türkiye’yi birçok bakımdan ilgilendiriyor. Bunun temel bir nedeni M-5’in güneye doğru güzergâhının doğusunda (Morik hariç) dört, Serakib-Lazkiye hattında M-4’e bitişik alanda ise iki askeri gözlem noktasının bulunmasıdır. Ayrıca yine İdlib’in güneyinde Zaviye’de rejim bölgesine hemen bitişik konumda bir gözlem noktası var.

“Soçi Mutabakatı bundan sonraki aşamada son bir denemeyle hayata geçirilebildiği takdirde, karayollarının çatışma olmaksızın açılması gündeme gelebilir. Ancak bu, gerçekleşmesi güç olan senaryodur. Olmadığı takdirde sonucu muhtemeldir ki yine sahada askeri seçenek tayin edecektir. Bu seçenek kaçınılmaz olarak kuzeye, Türkiye’ye doğru yeni bir göç dalgasının ortaya çıkması anlamına gelecektir.

*

Tam bu noktada bir süredir Rusya’daki bazı analizciler arasında tartışılmakta olan bir yöneliş dikkat çekicidir. Bu yönelişin konu aldığı tez, A) Türkiye’nin İdlib’in doğu ve güneyinden çekilmesini, B) M-4, M-5 karayollarının Esad rejimine bırakılmasını, C) Karşılığında Türkiye sınırına bitişik bir tampon bölgenin Ankara’nın kontrolüne verilmesini öngörüyor. Bu senaryo TSK’nın gözlem noktalarının büyük bir bölümünün kuzeye taşınmasını gerektirecektir.” (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/sedat-ergin/firat-kalkani-bolgesi-idlibin-kuzeyine-dogru-genisleyebilir-mi-41321756)

Gördün mü projeleri? Anladın mı planları?

Senin için yolun sonu geldi. Ne ABD ne de Rusya için senin bir önemin yok. Onlar kendi emperyalist çıkarlarına bakıyorlar. Sen ve senin gibi uydular da, uşaklar da görevlerini yapıyorlar, verilen rollerini oynuyorlar ve sahneden çekiliyorlar…

İşte bu kadar!

Bir de tabiî bu planlar da, bu projeler de şimdilik. Dolayısıyla İdlib’den de çekileceksiniz, diğer bölgelerden de. Bu kaçınılmaz ve zorunlu. Esas olan Suriye Yönetiminin ve Halkının ülkelerinin tümüne hâkim olacakları gerçeğidir. Doğrusu da budur.

İsteriz ki, Kürt Hareketi, ABD’nin müttefiki olmaktan çıkar, onun piyonu olmaktan vazgeçer bölgede ve Suriye Halkıyla kardeşçe bir federasyon içinde yaşar. O zaman sorun tümüyle çözülmüş olur.

Ancak bu aşamada olan Türkiye Halkına oluyor. Bizlere oluyor. Dost halklarla düşmanlaşıyoruz. Aramıza kan davaları soktun. Nefret tohumları ektin eyy Tayyip.

Ama geçecek bu günler. Geçecek…

ABD tarafından biçilen siyasi ömrünün sonlarına yaklaştın. Yine getiren götürecek seni.

Bak nasıl biliyorsun “proje”leri!

Diyorsun ki sana karşı bayrak açan, parti kurmaya girişen Davutoğlu ve ekibi için:

“Bunlar proje. Günü gelince açıklayacağız.”

İşte sen de/ siz de projeydiniz yine hep yazıp çizdiğimiz gibi. Kanıtlarıyla ortaya koyduğumuz gibi. Yani artık ABD için “Yeni Projeler” gündemde. Sizin işiniz bitti.

Vatanımıza, Halkımıza vereceğiniz azami zararı verdiniz, giderayak vermeye de devam ediyorsunuz. Ama her şeyin bir sonu var. Sizin de sonunuz geldi.

Haa, sanmayın ki gider emekli olur, vurduklarımızla sefamızı süreriz aile efradımızla, yandaşlarımızla…

Hayır!

Er ya da geç, yargılanacaksınız! Çelik bilezikle tanışacaksınız!

Bunu da yazın aklınıza! Biz yazdık, siz de yazın!