Site rengi

Tasarım

Uluslararası Hukuk mu Dediniz? O da ne?

27.04.2024
286
A+
A-

M. Gürdal Çıngı

Bu makalemizin konusu, İsrail’in geçtiğimiz günlerde Suriye-Şam’da bulunan Büyükelçilik içindeki İran Konsolosluğunu vurması ve bu saldırı sonucu konsoloslukta bulunan İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan 2’si general rütbesinde toplam 7 kişinin hayatını kaybetmesi.

İsrail pervasızca vurdu. Ve başta Batı Dünyası olmak üzere hiçbir ülkeden ve Birleşmiş Milletlerden bir ses çıkmadı. Herkes sanki çok normal, çok doğal, Uluslararası Hukuka uygun bir davranışmış gibi susuşa getirdi konuyu.

Oysa ne demek?

Sen, egemen bir devletin, Birleşmiş Milletler üyesi egemen bir devletin (Suriye’nin) topraklarına füze saldırısında bulunuyorsun ve gene Birleşmiş Milletler üyesi egemen bir devletin (İran’ın) yöneticilerini, askeri komutanlarını hem de Konsolosluklarında vuruyorsun.

Hani Devletler Hukuku? Hani 24 Nisan 1963 Konsolosluk İlişkileri Hakkında Viyana Sözleşmesi kuralları? Hani Diplomatik Dokunulmazlık İlkesi? Hani Uluslararası Savaş Hukuku?

Hangi hukukta yazıyor bu? Hangi anlaşmada, hangi sözleşmede yazıyor bu? Var mı böyle bir hukuk?

Var.

Emperyalistlerin hukuku, egemenlerin hukuku, sınıfsal olarak insanları ezen, sömüren, zulmedenlerin hukuku var. Ve o hukuk ne yazık ki bugün dünya çapında geçerli.

Aynı davranışı örneğin İran yapsaydı, ya da bir başka ülke yapsaydı, Batılı Emperyalistlerin tutumu ne olurdu?

Feryat figan Uluslararası Hukuktan, uluslararası anlaşmalardan, barbarlıktan, terörizmden söz ederlerdi. Hepsi medyaları dahil konunun üstüne gider telin eder, kınardı, önlemler alırlardı, yaptırımlar uygularlardı. Ama bu olayda tık çıkmadı…

Peki hani Avrupa Birliği Uluslararası Hukukun koruyucusuydu, demokrasinin, insan haklarının beşiğiydi? Nerede bu erdemlerin uygulanışı? Nerede bunlar? Ne zaman hayata geçecek bunlar?

Kendi işlerine geldiği zaman…

Yahu sen hangi hakla bir egemen ülkeye saldırıda bulunuyorsun ve onun yöneticilerini vurabiliyorsun bir başka ülkenin topraklarında?

Bu nasıl bir zalimliktir, bu nasıl bir pervasızlıktır, bu nasıl bir cesarettir?

Ama bildiğimiz gibi İsrail, ABD bayrağında görülmeyen yıldızdır; İsrail, özünde ABD’dir, İsrail özünde Avrupa Birliği’dir. Bu olay da zaten başka türlü izah edilemez, başka türlü açıklanamaz, bunun başka açıklaması yok, olamaz da zaten.

Bu saldırıya karşılık İran geçtiğimiz günlerde önceden de haber vererek, hatta bir anlamda danışıklı dövüş biçiminde İsrail’le SİHA’larla, güdümlü balistik füzelerle bir saldırı düzenledi. Ve bu SİHA’lar, bu füzeler büyük bir çoğunluğu daha İsrail topraklarına varmadan havada başka ülkelerin Suriye’nin, Ürdün’ün, Irak’ın semalarında füzelerle vuruldu düşürüldü. İsrail’e ulaşabilenlerin büyük çoğunluğu da İsrail’in “Demir Kubbe”si tarafından düşürüldü. Sadece birkaç tanesi vurulamadı ve bir askeri üsse düşerek çok küçük hasar verebildi…

Peki bu füzelere, İran’ın gönderdiği SİHA’lara ve füzelere karşı hangi ülkeler füzelerle karşılık verdi, füzelerle vurdu?

İsrail başta olmak üzere; ABD, Fransa, İngiltere ve ne yazık ki Müslüman geçinen Ürdün.

Dikkatinizi çekiyor değil mi?

İsrail İran’ı vurduğunda gıkı çıkmayan Batılı Emperyalist Devletler; İran, İsrail’e, üstelik de haberli ve sınırlı bir saldırı gerçekleştirince, anında ortak tepki veriyorlar. ABD’sinden, NATO’suna, Japonya’sına kadar…

Ne arıyor Suriye’de, İran füzelerini, SİHA’larını vuran ABD üssü? Ne arıyor Amerikan gemileri Kızıldeniz’de? Ne arıyor İngiliz, Fransız gemileri, uçakları orada? Nereden havalandı bunlar? Ve hangi hakla vurdular?

ABD’den başlayalım:

“ABD Başkanı Joe Biden, ‘Bu saldırıları mümkün olan en güçlü şekilde kınıyorum,” dedi ve “Amerika’nın İsrail’in güvenliğine olan sarsılmaz bağlılığını’ bir kez daha teyit etti.” (https://www.wsws.org/tr/articles/2024/04/15/djyv-a15.html)

Ya Emperyalist savaş örgütü NATO ne diyor?

“NATO Sözcüsü Farah Dakhlallah, yaptığı açıklamada, ‘İran’ın bir gecede tırmandırdığı gerilimi kınıyor, itidal çağrısında bulunuyor ve gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Orta Doğu’daki çatışmanın kontrolden çıkmaması hayati önem taşımaktadır’”, diyor bir de utanmadan. (https://www.cumhuriyet.com.tr/dunya/nato-sozcusu-farah-dakhlallah-irani-kinadi-2196242)

Gerilimi “bir gecede tırmandır”an kim?

İran mı, İsrail mi?

İran, İsrail diplomatlarını bir başka ülkenin topraklarındaki Büyükelçilikte mi vurdu?

Utanmazlar!

“Almanya Dışişleri Bakanı Baerbock: İsrail, güçlü olduğunu ve güçlü müttefikleriyle birlikte İran saldırısını püskürterek kendini savunabileceğini gösterdi”, diyor. (https://twitter.com/euronews_tr/status/1779475231045788090?t=mdohDkjEQBFH0OkC3ZU26Q&s=03)

Ya Emperyalist Birlik G7 ne diyor?

“G7 grubu yaptığı açıklamada, ‘İran’ın İsrail’e yönelik doğrudan ve eşi benzeri görülmemiş saldırısını … en güçlü ifadelerle kınıyoruz,’ dedi. Açıklamada ayrıca, ‘İran bölgenin istikrarsızlaştırılması yönünde daha ileri adımlar atmıştır ve bu durum kontrol edilemez bir bölgesel tırmanışa yol açma riski taşımaktadır,’ denildi.” (https://www.wsws.org/tr/articles/2024/04/15/djyv-a15.html)

Ama işte emperyalizm bu. Domuz topu gibi olmuş. Bir avuç Uluslararası Finans-Kapital dünyayı ezer, sömürür, soyar zulmederken kendilerine düşman gördükleri ülkelere de böylesine ortaklaşa gene saldırılarda bulunurlar, tavırlar alırlar ve onları bölüp parçalamak için ellerinden geleni yaparlar. Bu olayda dikkat çekici olan yan budur.

Peki dünya kamuoyu bu olay karşısında ne yaptı? Bu Uluslararası Hukukun hiçbir maddesinde yer almayan, alamayacak saldırıya karşı dünya kamuoyu bir tepki verdi mi?

Hayır vermedi. Sanki sıradan bir olaymış gibi davrandı. Ya da hiç olmamış gibi davrandı.

Peki bunun sonuçları neye yol açar? İsteyenin istediği şekilde davranmasına yol açmaz mı?

Ama zaten içinde bulunduğumuz dünya böyle bir dünya. Güçlülerin dünyası. Kimin gücü varsa onun borusunun öttüğü bir dünya. Haydutların, çakalların dünyası…

Bugün dünyanın büyük bir çoğunluğunda, başta ABD Emperyalistleri olmak üzere, Batılı Emperyalistler hâkim. Ekonomice, siyasetçe, askeri güç olarak ve casusluk gücü olarak bunların borusu ötüyor. Batılı Emperyalistler de Kanada’sı, Japonya’sı da dahil etle tırnak gibi kaynaşmış olarak dünya halklarını yağmalıyorlar, sömürüyorlar, soyuyorlar. Ve işlerine geldiği zaman o ülkelere saldırıyorlar, gerekirse işgal ediyorlar ordularıyla meşru yöneticilerini deviriyorlar ve kendilerine sömürge valileri atıyorlar. Böyle bir dünyada yaşıyoruz.

İşte bu bakımdan bize düşen görev bu düzene başkaldırmak, bu düzene son vermek için mücadele etmektir. Yoksa egemenlerin hukuku, egemenlerin düzeni istediklerini yapmaya devam eder; buna izin vermemeliyiz, birleşmeli önce kendi ülkelerimizde Demokratik Halk İktidarlarını kurmalı, bölgemizde emperyalizme karşı geçit vermez bir kale oluşturmalı ve dünya çapında da verilecek mücadeleyle Batılı Emperyalistleri kendi inlerine, kendi topraklarına hapsetmeliyiz. Ve sonuçta kendi hakları bu yönetimlere bu düzenlere son vermelidir. Yoksa insanlık acılardan, ölümlerden, gözyaşlarından, felaketlerden kurtulamaz, acılar çekmeye devam eder. Emperyalizmin ortaya çıktığı neredeyse 120-130 yıldan bu yana dünya ne yazık ki bunu yaşıyor…

Sovyetler’in 1917’de Büyük Ekim Devrimi’yle kurulmasıyla birlikte insanlık azıcık nefes almışken, Sosyalist Kampın varlığıyla birlikte belli bir oranda nefes almışken ne yazık ki bürokratik sosyalist ülkelerin yıkılması ve Sosyalist Kampın çökmesi sonucu Batılı Emperyalistler dizginsizce at koşturuyorlar, dünyayı babalarının çiftliği gibi yönetiyorlar, onların istedikleri oluyor genellikle.

Ve özel olarak bölgemizde de ABD Emperyalistlerinin BOP’u sürekli bir şekilde işlemeye devam ediyor. 2003’de açıkladıkları o plan, proje kademe kademe hayata geçiriliyor. Kaldı ki ABD Emperyalistleri kısa vadeli planlar yapmazlar. Her zaman uzun vadeli planlarla hareket ederler. Sahip oldukları ekonomik, askeri, casusluk gücü onlara bu tür planlar yapma olanağını sağlar. Sosyalist Kamp’ın varlığında “Yeşil Kuşak Projesi”ni hayata geçirdiler başta Sovyetler’i yıkmak üzere. Sonra “Yeşil Kuşak Projesi” hayata geçip Sosyalist Kamp çökünce bu kez Ortadoğu’da özellikle BOP ya da GOP “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”yle Ortadoğu başta olmak üzere Afrika ülkelerini bölüp parçalamak yeni devletler kurmak, yeni devletçikler kurmak amacıyla, hedefiyle harekete geçtiler ve işte kademe kademe bunu hayata geçiriyorlar.

Önce Irak, sonra Libya, sonra Suriye ve şimdi de İran ve arkasından kaçınılmazca ve zorunlu olarak Yeni Sevr demek olan BOP’un hayata geçirilmesiyle Türkiye… Ülkemiz en az üç parçaya bölünmek istenecek açık ve net. NATO kolejlerinde haritaları var ve ders olarak okutuluyor; Türkiye en az üç parçaya bölünecek. Eğer bölebilirlerse bir de Pontus Rum Devleti var hedefte. Yunanistan’da parlamentosu var. Milletvekilleri var. AB ülkelerinde toplantılar, eylemler yapıyorlar. Lazları, Çerkezleri kışkırtacaklar. Ülkemizdeki azınlıkları kışkırtacaklar. Ermeni Soykırımı yalanının yanına Süryani Soykırımı yalanını ekleyecekler. Yani Türkiye’yi atomlarına kadar parçalamak istiyorlar. Kademe kademe bu sinsi, İblisçe planı hayata geçiriyorlar. Bu yüzden BOP bütünüyle karşı çıkmamız gereken, hiç aklımızdan çıkarmamız gereken bir proje olarak önümüzde sopsomut duruyor.

Başta Suriye ve Afganistan’dan olmak üzere, “mülteci-göçmen” adı altında milyonlarca işgalci BOP planı çerçevesinde ülkemize getirildi. 13-15 milyon civarında… Dünyanın neresinde, hangi ülkesinde bu kadar “mülteci-göçmen” var?

Ve işte verilecek Dünya Bankası kredisinde bile şartlar koşuluyor; Mültecilere iş alanları açacaksınız, kredi vereceksiniz, tarımı onlara teslim edeceksiniz vesaire gibi… Ve bizim satılmış işbirlikçi iktidar sanki bir marifetmiş gibi, sanki bir başarı elde etmiş gibi kredi aldık, Dünya Bankası on sekiz milyar kredi açtı diyerek kamuoyuna açıklamalar yapıyor. Ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, namı-diğer İngiliz Mehmet, gerçekten İngilizliğini göstererek dünkü yurtdışındaki konuşmasında diyor ki; “yerel halkı bu programa ikna etmemiz lazım.”

Yerel halk dediği kim?

Türk ve Kürt Halkı.

Yani adam o kadar ülkesine yabancılaşmış, o kadar artık Batılıların uşağı olmuş ki ve kendisini sömürge valisi gibi görüyor ki, kendi halkından, doğup büyüdüğü, anasının babasının yaşadığı, akrabalarının yaşadığı ülkemiz halkı için “yerel halk” tabirini kullanabiliyor. Kafadan gayrimüsallah hale getirilmiş, onların uşağı olmuş bir hale getirilmiş. İşte gerçek, işte durum bu…

Buna karşı mücadele etmek hepimizin görevi. Eğer etmezsek ülkemizde Irak’ta, Libya’da, Suriye’de olduğu gibi kanlı çatışmalarla, boğazlaşmalarla ve felaketlerle karşılaşmak zorunda kalacak. Görev, BOP un hayata geçmesini engellemek, işbirlikçi Tayyipgiller’i, AKP’yi iktidardan uzaklaştırmak ve Demokratik Halk İktidarını kurmaktır.

Ve halkımızın gerçek kurtuluşu Halkın Kurtuluş Partisi saflarında örgütlenerek bu planı bu projeyi engellemek ve önce kendi ülkemizde sonra bölgemizde kardeşçe yaşanacak bir düzeni hayata geçirmek için mücadele etmektir. Başka çıkışımız başka yolumuz yoktur.