Yargıtay Savcılığı ve YSK Suç İşlemeye devam ediyor…

Av. Tacettin Çolak

Tayyip ve Bahçeli tarafından dayatılan Erken Seçim sürecinin daha başında her türlü hak-hukuk ayaklar altına alınmaya başlandı.

Tamam, anladık; seçim sath-ı mailine girilince Camilerdeki imamları-müezzinleri profesyonel örgütçü olarak kullanacaksınız.

İftar sofralarında, teravih namazlarında boy göstereceksiniz.

Buralarda, koruma ordularınız arasında kılacağınız göstermelik namazlarla din alıp satacaksınız.

İşsizlik Pahalılık cehenneminde inim inim inlettiğiniz halkımızı Allah’la aldatmaya devam edeceksiniz.

Devletin Belediyelerini, zabıtasını, polisini, bürokrasisini seferber edeceksiniz. İşçileri, memurları, gençleri, öğrencileri mitinglerinize katılmaya zorlayacaksınız. Katılmayanları fişleyeceksiniz.

Dahası hazine yardımlarını kasalarınıza indireceksiniz.

Burada bir parantez açalım.

Burjuva partileri hazine yardımını sadece seçim zamanlarında değil her yıl almaktalar.

Seçim dönemlerinde ise bu “yardım” katlanarak artar.

Örneğin; Meclisteki Amerikancı partilere Ocak 2018’de (AKP; 139,1 milyon TL., CHP’ye; 71,2 milyon TL., MHP’ye 33,33 milyon TL. ve HDP’ye; 30,2 milyon TL. olmak üzere) Toplam; 273 milyon 830 TL. Hazine yardımı yapılmıştır.

Bu partiler, kasalarına aktardıkları bu paralarla da yetinmeyerek, 24 Haziran’da yapılacak erken seçimler nedeniyle de toplamda; 547 milyon 522 lira daha gasp edecekler. Yani bir yıl içinde Toplam; 821.352 milyon TL. tüyü bitmemiş yetimin hakkı burjuva partilerine peşkeş çekilecek.

Kısacası, zaten her seçim olduğu gibi bu seçimlere de en az on sıfır önde gireceksiniz.

Yukarıda sadece birkaçını saydığımız “olanaklar”ınızın yanında bir de seçimlere katılabilmek için illerin en az yarısında ve her ilin de en az üçte bir ilçesinde örgütlenme koşulu getiriyorsunuz.

Küçük bir parti, seçimlere katılsa bile yüzde on barajı ile milletvekili çıkartmasını engellemiş durumdasınız.

Öyleyse HKP’den niye korkuyorsunuz?

HKP; 30 Mart 2014 Yerel seçimlerine ve 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 seçimlerine 550 milletvekili adayı ile illerin tamamında katılmıştır. Bugüne gelindiğinde ise örgütlenmesini daha da genişleterek 58 İl’de ve bu illerin üçte bir ilçesinde kuruluşlarını tamamlamıştır.

Yargıtay Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosunun İl ve İlçe örgütlenmelerimizi sicile kaydetmeyen engellerine karşı, birisi Ankara 7. İdare Mahkemesinin İptal kararı, diğeri de Ankara 11. İdare Mahkemesinin Yürütmenin Durdurulması kararı olmak üzere tam iki kez hukuk zaferi elde edilmiştir.

Aynı savcılık, “o olmadı bu olsun” mantığıyla bu kez de “il ve ilçe örgütlerimizin kongresini zamanında yapmadınız” gerekçesiyle, Türkiye’nin dört bir yanında Kaymakamlara ve Valilere talimat vererek HKP örgütleri hakkında kapatma davaları açtırdı.

Siyasi Partiler hakkında açılacak davaların ancak Anayasa Mahkemesinde görüleceğine dair yasa kuralını bildikleri halde, yerellerdeki Sulh Hukuk Mahkemelerini kolayca etkileyebiliriz mantığıyla, davaları bilerek yanlış yerde açtırdılar. Yani devletin en yüksek yargı yerinde bulunanlar hile yapıyor ve bir siyasi partiye düşmanca davranıyorlar…

Ama bu hesap da tutmadı.

Çünkü Anayasa Mahkemesinin kararları ile sabit olduğu üzere, kongre yapmadıkları için Siyasi Partilerin örgütlenmelerini yok saymak ya da herhangi bir cezalandırma yoluna gitmek hukuken mümkün değildir. Nitekim yerel mahkemeler de “bu davalar bizim görev alanımızın dışında” diyerek, bir başka anlatımla; siyasi partiler hakkındaki yargılama yeri adli yargı değil Anayasa Mahkemesidir gerekçesiyle red kararları vermekteler.

Ortada Anayasa Mahkemesi, Yargıtay kararları, İdare mahkemesinin kesinleşmiş kararı, yürütmenin durdurulması kararı olduğu halde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Siyasi Partiler Bürosu, Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’yi de yanına alarak suç işlemeyi sürdürmekte.

Bu kez de, her türlü yasal koşulu sağlamış olan HKP’yi, “İl ve İlçe kongrelerini yapmadığı”ndan bahisle seçimlere katılacak partiler arasından çıkarttılar.

Oysa hiçbir yasa maddesinde; seçimlere katılmak için il ve ilçe kongrelerini yapmış olmak gibi bir kural bulunmamaktadır.

Sanki Yargıtay Savcılığı ve YSK’nin yasa yapma yetkileri varmış gibi kafalarından kural uydurmaktalar.

Daha doğrusu, hangi partinin seçimlere girip girmeyeceğini iktidarın talimatlarına göre belirlemekteler.

Örneğin, 2015’deki Haziran ve Kasım Seçimlerine 29 parti katılmasına karşın, geçen yılki 16 Nisan Referandumunda bu sayıyı dokuza düşürdüler.

İyi de bu arada ne değişti de 20 tane partiyi birden seçim dışı bıraktınız?

Bu sorunun cevabı yok.

Öyle ki, referandumda “Evet”çi olan Ortaçağcı Hizbullahçıların partisi Hüda Par’ı seçimlere katılabilecek partiler arasına koydular, ama son süreçte aynı parti AKP karşıtı açıklamalar yapmaya başlayınca ilkin onu da seçim dışı bıraktılar. Bu yazı kaleme alınırken ise tekrar seçime soktular. Anlaşılan perde gerisinde, Ortaçağcılar birbirleriyle anlaşmaya vardı ve yukarıdan gelen talimatla Hüda Par’ın önü açıldı. YSK başkanı bu durumu; “kongrelerini yaptıklarını iddia ettiler, biz de teyit ettik” diye açıklıyor. Ancak yalan söylüyor.

Zira bu parti 23 Nisan günü bizden birkaç dakika önce YSK’ye itiraz etti. Aradan bir gün geçti, YSK kararını değiştirdi. Bu bir günde nasıl oluyor da Türkiye çapındaki seçim kurullarından teyit alınabiliyor? Bu ülkenin bürokratik işleyişinde böylesi bir “hız” görülmüş mü?

Ama talimat gelince, bizim dilekçelerimizin kapağını bile açmayanlar, yıldırım hızıyla karar çıkartıyorlar.

Sonuç olarak; seçime katılabilecekleri açıklanan 11 parti içinde Meclisteki dört Amerikancı partinin dışındaki partilerin (İYİ Parti ve Hüda Par da dahil) hiçbirisinin örgütlenme barajını aşması, hele hele, İl ve İlçe Kongrelerini yapması mümkün değil.

Ama AKP’nin hukuk bürolarına dönüştürülmüş yargı olunca olmazı olduruyorlar. Sanki karpuz seçer gibi işine geleni listeye yazıyor, gelmeyeni çıkartıyorlar. Çıkarttıklarını tekrar alıyorlar. Sonra da buna “hukuk” diyorlar.

Hiçbir şekilde örgütlenmesini tamamlaması mümkün olmayan İYİ Parti’yi de örgütlenme barajını tamamlamış olarak kabul ettiler ya, bu da AB-D Emperyalizminin Tayyip’in yerine Akşener’i hazırlama projesi gereğidir.

Yani anlayacağınız, ortada bir tiyatro oynanıyor.

Bizlerden de bu oyuna itiraz etmememizi istiyorlar.

Seyretmemizi bekliyorlar.

Hayır, seyretmiyoruz ve seyretmeyeceğiz…

Şimdi tekrar şu soruyu soralım:

Öyleyse HKP’den niye korkuyorsunuz?

Çünkü HKP’li Dayı’nın TV’den yapacağı 10’ar dakikalık seçim konuşmalarında hepinizin ipliğini pazara çıkartacağından, hak-hukuk tanımayan halk düşmanı yüzünüzü deşifre edeceğinden çekiniyorsunuz, değil mi?

23 Nisan 2018 günü YSK önünde yaptığımız açıklamada da söylediğimiz gibi, sizlerin suçlarınızı birer birer teşhir ediyoruz, edeceğiz.

Elbette, devran dönecek. Gerçekten hukukun üstün olduğu, bağımsız ve tarafsız yargıçlardan oluşan mahkemelere ve kurumlara yeniden kavuşacağız.

İşte o zaman, yürürlükteki yasaları hiçe sayarak suç işleyen Yargıtay Savcıları da YSK üyeleri de bunlara emir ve talimat veren siyasiler de suçlarının hesabını verecekler.