Yeni DİSK Yönetimi: Yok Ordunun Generalleri

01.03.2016
A+
A-

 

12 Eylül’den sonra DİSK’in kimyası “bir değişti, pir değişti”. 1977 1 Mayısı’nın, DGM Direnişlerinin, MESS Grevlerinin örgütleyicisi DİSK’in yerinde yeller esiyor artık.

Bilindiği gibi, 12-13-14 Şubat 2016 günlerinde İstanbul Pendik’te beş yıldızlı Green Otel’de DİSK’in 15’inci Genel Kurulu toplandı.Bu Genel Kurul’da yönetime seçilenler içinde, DİSK’in Genel Sekreterliği’ne seçilen A. Çerkezoğlu’nun Genel Başkanı olduğu Dev Sağlık İş Sendikası’nın üye sayısı 561, Limter­-İş’in 163 ve Devrimci Turizm-İş Sendikası’nın üye sayısı ise 934. Bu Sendikaların Genel Başkanları, şu an DİSK Genel Yönetim Kurulunda. Bu yöneticilerin tamamı, sendikalarında hiçbir ağırlığı olmayan, üyelerini harekete geçirme yeteneğinden veya harekete geçirecek üyeden yoksun insanlardan oluşmakta.

DİSK yönetimi profesyonel değildir. Yani, DİSK Yöneticileri, bütün mesailerini konfederasyonda geçirmeyip bağlı bulundukları sendikadaki görevleriyle birlikte DİSK’teki “görev”lerini de yürütmektedirler. Hal böyle olunca, Konfederasyonun almış olduğu kararların bağlı sendikalar tarafından yaşama geçirilebilmesi için her bir yöneticinin kendi sendikasında bir ağırlığının, etkinliğinin olması gerekmektedir.

Oysa Genel Başkan da dahil olmak üzere, bugünkü DİSK yönetiminin hiçbirisinde böyle bir ağırlık ve etkinliğin olmadığı çok açıktır.

DİSK Genel Başkanı K. Beko; sendikası Genel-İş’te; “seni DİSK yönetiminde görmek istiyoruz” denilerek, Genel-İş Genel Sendikası Başkanlığı’ndan alınan birisidir. Tıpkı, devlet dairelerinde ayağı kaydırılmak istenen bürokratların, “bakanlık müşaviri” yapılarak, daha üst makama terfi ettirilip icracı görevlerden ayaklarının kaydırılması gibi…

Kani Beko da Genel-İş’teki tabansızlığını çok iyi bildiğinden, böyle bir “terfien tenzil” operasyonuna ses çıkar(a)mamıştır. Ne de olsa DİSK Başkanlığı’nın bir albenisi var. Rıdvan Budak ve Süleyman Çelebi örneğindeki gibi, belki ileride milletvekilliğine sıçrama tahtası olabilir diye, Genel-İş’teki bu oyunu sineye çekmiştir.

DİSK yönetimine seçilen diğer yöneticiler ise tamamen yer doldurmak için listeye dâhil edilmiş isimlerdir. Konfederasyonun karar mekanizmalarında etkin, üretken olabilecek konumlarının olmadığını onlar da bal gibi bilmektedirler. Örneğin, Tekstil Sendikası’ndan yönetime giren Söke İşyeri Temsilcisi’nin olayca DİSK’te yöneticilik yapma koşullarının olmadığını kendisi dâhil herkes çok iyi bilmektedir Yine Dev Sağlık-İş, Limter-İş, Turizm-İş Sendikalarının da DİSK’in eylem ve etkinliklerine katabilecek aktif üye sayılarının olmadığı ortadadır. Geriye bir tek Genel-İş’ten seçilen yönetici kalmaktadır ki, onun da ne kendi sendikasında ne de bölgesinde hiçbir ağırlığı yoktur.Özel bir sendikal becerisi de yoktur. Benzer ittifaklarla Genel-İş yönetimine taşınmıştır.

Kendi sendikalarındaki işçi kitlesini harekete geçirebilecek bir etkinliği olmayan bu kişilerin DİSK’te bir varlık gösteremeyecekleri Genel Kurul’dan sonraki ilk iki eylemde somutça görülmüştür. Bunlardan ilki, Özel İstihdam Büroları ve Kiralık İşçilik Yasa Tasarısı ile kıdem tazminatının gasp edilmesine yönelik girişimlerin protesto edilmesine yönelik Meclisin Dikmen Kapısı önünde yapılacağı açıklanan kitlesel basın açıklaması kararı. Bu eylem, aynı gün yapılan açıklamayla, nedeni bilinmeyen gerekçeyle Akay Yokuşu’na çekilmiştir. Oradan Meclise seslenme kararı alınmıştır.

İkinci protesto eylemi ile Kadıköy Belediyesinin önünde yapmayı kararlaştırıp daha sonra yerini değiştirdikleri  eylem olmuştur. Bu her iki eyleme katılan işçi sayısı 50-60 kişiyi geçmemiştir. Sendikaların resmi yönetici ve temsilci sayıları bile bu sayının kat kat üzerinde olduğu halde, tabanla bir iletişimi, bağı olmayan bu yöneticiler, “dostlar alışverişte görsün” cinsinden eylemlerle göz boyamaktadırlar. Sanıyoruz katılım olabilir düşüncesinden hareketle Kadıköy Belediyesi önünde hem de öğle arası yapılan açıklamaya en az 1000 Genel-İş Sendikası üyesinden birkaç kişi dışında katılan olmamıştır.

Sonuç olarak; DİSK yönetimi daha ilk eyleminde çuvallamıştır. Yok ordunun generalleri oldukları bu iki eylemle ortaya çıkmıştır. Bundan sonra daha çok görülecektir.

 

DİSK’te parayı veren düdük çalmaktadır.

DİSK’in Genel Kurulunu oluşturan delege yapısı maalesef aidat ödeyip ödememeye endekslenmiştir. Tüzük gereği her sendikaya en az iki delegelik verildikten sonra, doğal delegelerin dışında geriye kalan delegeler, sendikaların ödedikleri aidata göre dağıtılmaktadır.

Örneğin, bu Genel Kurul’da Genel-İş 2,8 milyon aidat vererek 183 delegelik almıştır. Hal böyle olunca 400 delege ile toplanan genel kurulda yanına bir sendikayı çekerek tüm yönetimi belirleme gücünü eline geçirmektedir. Nitekim, 15’inci Genel Kurul’da da böyle olmuş, 56 delegesi olan Lastik-İş Sendikasını yanına çekerek, aylar öncesinden K. Beko’nun Genel Başkanlığı dahil diğer yönetimi belirler hale gelmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, Genel-İş’in Genel Kurulu’ndan önceki kulislerde DİSK Genel Başkanının kim olacağına karar verilmiştir.

DİSK içinde üye sayısını sürekli artıran ve her günü mücadele ile dolu, devrimci sınıf sendikacılığı yapan sendikaların varlığı bunların hiç umurunda bile değil. Aylar önceki kulislerde herkesi bir yere yerleştirmişler. Genel Kurul günü de diğer sendikalardan isimler isteyerek yönetimi dizayn etmek istediler. Fakat Nakliyat-İş, Birleşik Metal ve Sosyal-İş’in Genel Kurulu terk etmesiyle; “delege iradesine ipotek koyan” bu oyun bozulmuş ve deşifre edilmiştir. Ancak yukarıda belirtilen delege oyunları nedeniyle bu sendikaların Genel Kurul sonuçlarını tayin edecek güçleri olamamıştır.

Sonuç olarak;13 Şubat 1967’de kurulup, 12 Eylül Faşizmine kadar 500 bin üyeye ulaşan DİSK; bugünlerde bırakalım üye sayısını katlamayı, “küçük ikramiyelerle mutlu” olan bezirgân hesapların döndüğü bir platform haline getirilmiştir. Son 15’inci Genel Kurul’la birlikte de DİSK, üyesi sendikaların mücadele hattına, yönetimde temsil hakkına ve sendikal demokrasi ilkelerine bakmadan, Amerikancı Kürt hareketinin sürece doğrudan müdahalesi ile belirlenen yönetimle, mücadele hattından koparılıp tamamen protokoler bir örgüte dönüştürülmüş durumdadır.

Biz bu filmi İHD ve KESK’te de görmüştük. Oralarda da yönetimler dışarıdan belirlenip, genel kurullar göstermelik hale getiriliyordu. Fakat şimdi her ikisi de Amerikancı Kürt hareketinin elinde, her geçen gün eriyen örgütlere dönüştü.

15’inci Genel Kurul sonuçlarını tayin eden Genel-İş ile Lastik-İş yönetimlerinin ilk bakışta siyaseten bir araya gelememeleri gerekir. Ancak, ucuz sendikal hesaplar söz konusu olunca hemen uyuşuvermekteler. Bu tür pazarlıklarla belki bugünü kurtardılar, ama DİSK’in önünü tıkadılar. Örgütlü sendikaların dışlandığı bu yönetimin elinde DİSK, hiçbir varlık gösteremez. 1 Mayıslara bile önderlik yapamaz. Nitekim, 2014 1 Mayısı’nda “bırakın da evimize gidelim” diye yalvaranlar, 2015 1 Mayısı’nda DİSK’in kapısına kilit vurarak işçilere kapatmışlardır.

Ancak meydan boş değildir ve boş bırakılmamalıdır. DİSK’in adını, tarihini ve mücadele geleneğini yaşatan ve geliştirerek büyüten Nakliyat-İş, Birleşik-Metal, Sosyal İş gibi sendikalar ile diğer sendikaların tabanındaki devrimci işçiler DİSK’i sahipsiz bırakmayacaklardır.